ekşi'den:
deniz baykal'ın seks kaçamağı

Türkiye İnternetle Savaşarak Harakiri Yapmaya Devam Ediyor!
Mustafa Akgül / İnternet teknolojileri Derneği
You tube yasağı 4 mayısla 2 yılı buluyor.. Bu İnternetden korkmaktan, interneti ve çağı algılayamaktan, internete ilişkin düzgün yapılanma kuramamanın sonucudur. İnternetin marjinal problemlerine İnterneti yasaklayarak çözüm aramak en çok Türkiye'ye zarar vermekte; deyim yerindeyse Türkiye Harakiri yapmaktadır. Ülkemiz, interneti kontrol etmeye çalışan, Donkişot vari internete savaş açan bir ülke görüntüsü çizmektedir. Yasaklar, en iyisinden, Devekuşu misali Türkiyenin kafasını kuma gömmesidir. Bu yasak, bir mahkememizin yetkisini tüm dünya olarak görmesi nedeniyle devam etmektedir. Devlet ricali yasağı eleştirmekte, ama yasağı kaldıracak çabayı da hiç kimse göstermemektedir. “zararlı içeriği”, yönetişim ilkeleri ışığında modern dünyaya paralel, ve yurttaşları bilinçlendirerek büyük ölçüde çözmek mümkündür. Ülke olarak yasaklama refleksinden vazgeçip, interneti yaşamımızı kolaylaştırmak, demokrasimizi geliştirmek, toplumsal kalkınmayı sağlamak, dünya ile rekabet için kullanmaya odaklanmamız gerekir.
Youtube yasağına konu olan 10 video'nun yarısı kaldırılmış, yarısının ise Türkiye'den erişimi youtube tarafından engellenmiştir. Mahkemelerimiz, dünya üzerindeki Türkler yoluyla, yetkisini tüm dünya olarak görmektedir. Böylece kendi ifade özgürlüğü normumuzu ve yasakçı bakış açımızı tüm dünyaya empoze etmeye çalışıyoruz. Ülkemiz, adı konmadan, dünya internetine savaş açmıştır. Yasakçı bir bakış açısıyla, dünyadaki tüm yer sağlayıcıların Türkiye’de kayıt olmasını istemekteyiz. Tedbir olarak verilen kararlar, yargılama yapılmadan kesin karar gibi uygulanmaktadır. Ülkemiz, İnternetin potansiyelini kavrayamadığı için, matbaadaki gecikmeye benzer bir mantıkla, interneti yasaklamaktadır.
İnterneti Nasıl Algılamalıyız ?
İnternet bir bilgisayar ağının ötesinde, insanları ve insanlığın düşünce ve kültür ürünlerini kapsayan bir ağ; insanların buluştuğu, örgütlendiği, iş yaptığı, öğrendiği, öğrettiği, eğlendiği, paylaştığı; yaşamın tüm boyutları ile içiçe geçmiş bir ortamdır. Dünya, İnternetin başını çektiği Bilgi Toplumuna geçişin arayışı içinde. Bilgi toplumu, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyonun temel zenginlik ve istihdam kaynağı olduğu, bağımsız ve yaratıcı bireyin öne çıktığı bir toplum yapısını işaret ediyor. Küçük büyük tüm ülkeler bütün vatandaşlarını internet okuryazarı yapmaya, ve internetden yararlanmasının yollarını aramaktadır. Herkesin internete ucuz ve kolayca erişimini sağlamaya, tüm şirketlerin iş süreçlerini internete uyumlu yapmaya, kamu yönetimini internete taşımaya koyulmuşlardır.
İnternet geniş kitlelerin iş birliğine, beraber üretimine, deneyim ve bilgi birikimini, kişisel bilgi ve meraklarını paylaşmayı mümkün kılmıştır. İnternet hiç kimsenin tahmin edemediği biçimde gelişmekte, sıradan yurttaşa bunları fazla teknik beceri gerektirmeden, kolay, ucuz ve hızlı yapma ortamı sağlamıştır. 3G gibi mobil teknolojiler, ve gelişen bilişim teknolojileri ise bunu insana her an sürekli olarak sunmaktalar. Dünya yurttaşları da buna olumlu cevap vermişlerdir. Web 2.0 servisleri, özellikle Sosyal Ağlar, wikipedia, Linux ve Açık kaynak dünyası, açık ders malzemeleri, bunun örnekleri arasındadır. Kitleler, internet üzerinden insanlığın ortak sahibi olduğu ürünler geliştirmekteler.
İnternet üzerinde 1.8 milyar insan mevcuttur. 733 milyon bilgisayar İnternet alan adı sistemine kayıtlıdır. Yeni tarama motoru cuil.com 127 milyar sayfayı indekslediğini söylemiştir, yani en az o kadar da sayfa bulunmaktadır. netcraft.com 242 milyon web saymıştır. 192 milyon civarında alan adı mevcuttur. 130 milyonu aşkın kişisel web/günlük var. Tüm İnternette 100 milyonlar ölçüsünde video var.. Facebook’un kullanıcı sayısı 400 milyonu, twitter 105 milyonu , linkedin 50 milyonu aştı.Dünyada günde 250 milyar e-posta gidiyor, bu yılda 90 trilyon demek. Sosyal ağlar, yurttaş temelli içerik aldı başını gidiyor. Sosyal ağlarda kadınlar önde gidiyor. Twitter’da en cok izlenen kişiyi takip eden, 4.25 milyon insan var, Obamayi 3.8 milyon kişi izliyor. Twitter'da 100 bin, Facebook’ta 500 bin uygulama var. Twitterda günde 55 milyon kısa mesaj var. Yurttaş fotoğraflarının toplandığı Flicker’de 4 milyar foto var. Facebook’a her ay 2,5 milyan resim yükleniyor. Her gün 200 milyon facebook kullanıcısı facebook’a bağlanıyor. Youtube üzerinde günde 1 milyar video izleniyor. Video pazaranın %40′i youtube’ta. Her dakika 20 saatlik video youtube’a yükleniyor.
Türkiye’de ise 26-30 milyon civarında kullanıcı, 3.1 milyon bilgisayar, 215 bin Türkiye içinde, 870 bini Türkiye dışında alan adı var. Halkımızın, %27’si interneti düzenli kullanıyor, %67’i hiç internet kullanmamış Evlerin %81’inde internet yok. Kadınların %80’i internet kullanmıyor. Bu kırsal kesimde %90′lar ölçüsünde.
Youtube, facebook, twitter, flicker, myspace, linkedin gibi sosyal ağlar bir eğlence ve arkadaşlık ortamların ötesine geçmişler; bir işbirliği, iş yapma, örgütlenme, pazarlama, dağıtım, öğrenme, tanıtım ortamı haline gelmekteler. Fortuna 500 firmaları, uluslarası kuruluşlar, vakıflar, üniversiteler artık sosyal ağlarda yer almakta, paydaşlarla sosyal ağlar üzerinden çift yönlü etkileşime girmekte, birlikte üretme, ürün ve politika üretme sürecine girmişlerdir.
Youtube'ta ne var ?
Youtube tüm dünyada sıradan kullanıcıların, üniversitelerin, firmaların, uluslarası kurumların, yani kullanıcıların oluşturduğu içeriği sunan, tüm dünyaya hizmet eden, günde 1 milyar videonun izlendiği bir web. Dünya üzerinde 9500 üniversite, youtube'u kendi ders mazlemeleri/videolar için kullanıyor. 4000'i aşkın vakıf, 2300 banka, 2300 Enstitü youtube'u kurumsal olarak bir dağıtım kanalı olarak kullanıyor. Youtube'da “türkiye” taranınca 320 bin, “turkey” taranıncada 476 bin video çıkıyor. Galatsaray için 107, fenerbahçe için 115, beşiktaş için 51 bin video var. istanbul için 266, antalya , alanya, bodrum ve marmaris için yaklaşık 7 bin video var. Obama taranınca milyonun üstünde video, 6000 civarında kanal bulunmakta.
İnternet, insanların buluştuğu, iş yaptığı, eğlendiği, öğrendiği, öğrettiği, çeşitli elektronik nesneleri değiştiği, paylaştığı, okuduğu, yazdığı bir ortamdır. İnternet, kütüphanelerin, gazete ve dergilerin, TV’lerin, müzelerin, laboratuvarların, sergilerin, konser salonlarının olduğu, insanlığın kültür mirasının paylaşıldığı bir ortamdır. İnsanlar arası iletişim, iş birliği ve dayanışmanın olduğu bir ortamdır. Yaşamın tüm boyutlarına, tüm mesleklere, tüm yaş gruplarına hitabeden, yaşamın yansını bulan, insanlığı etkileyen önemli bir gelişmedir.
Bilişim, bilgi teknolojileri ve İnternet, insanlığı yeni bir toplum biçimine taşıyan, tetikleyen ve temsil eden içiçe geçmiş araçlar bütünüdür. İnsanlık, sanayi ötesi bir toplum biçimine, Bilgi Toplumna geçişin sancılarını yaşamaktadır. Bu anlamda bilgi, temel zenginlik kaynağı, verimlilik, rekabet kaynağı ve istihdam aracıdır.
Beyinsel emek yaratılan katma değer açısından, kol emeğinin önüne geçmiştir. Yer altı zenginliklerinden, bankalardaki paralardan çok entelektüel sermaye öne çıkmıştır. Bunun sonucunda ülkelerin zenginlik kaynağı, yetişmiş insanların beyinlerindeki bilgidir denebilmektedir.
“Bilgi toplumu”na yönelişin bir sonucu olarak, sektörlerin yapısında önemli değişimler gözükmektedir. Telekom, basın, medya, eğlence sektörleri köklü olarak değişmektedir. Kamu yönetimi, bu gelişmeler sonucunda ciddi bir yeniden yapılanma arayışına girerek, kendini e-devlet uygulamaları şeklinde ortaya koymaktadır. Ülkeler ve Birleşmiş Milletler, AB, Dünya Ekonomik Forumu gibi uluslararası yapılar, ülkeleri ve tüm dünyayı “bilgi toplumu”na taşımak için planlar yapmaya, eylem planları ortaya çıkartmaya, her çocuğa bir dizüstü bilgisayar gibi tüm dünya yurttaşlarına yönelik projeler üzerinde çalışmaya başlamıştır.
Kısaca tüm dünya, “bilgi toplumu” hedefini benimsemiş ve ona yönelmek için ciddi bir çabaya girmiştir. Bu bağlamda ülkemizde de 2006-2010′u kapsayan bir “Bilgi Toplumu Stratejisi” ve “Eylem Planı” bulunmaktadır. Kamuoyunın farkında olmadığı bu proje, dağınık yapı ve sahipsizlik nedeniyle büyük ölçüde bitirilemiştir.
5651 Ne Getirdi ?
Ülkemizdeki yasaklamaları tetikleyen, 5651 nolu aceleye getirilmiş, internetden korkan bir felsefeyle yazılmış, bir tepki ve yasaklama yasasıdır. Özgürlükler ve güvenlik dengesinin, özgürlük aleyhine bozulduğu, “internetde benim istemediğim kuş, ne pahasına olursa olsun uçmasın” bakış açısıyla, evrensel hukuk ve Anayasanın temel ilkelerinin feda edildiği bir düzenlemedir. Bu amaçla, BTK içinde İletişim Başkanlığına (TİB), hukukçu ve iletişimci ağırlıklı 93 kişilik kadro veriliyor, ve İnterneti temizleme görevi veriliyor. Yurt dışındaki webleri, TİB, resen, sorgusuz sualsiz, savunmasız, haber vermesiz kapatma yetkisine sahip. Bu yetki yurt içinde mahkemelere ait. Bu gün en az 6000 webin yasaklandığını biliyoruz, ama tam sayıyı kimse bilmiyor. TİB hukuk mahkemlerinin medeni kanun ile fikri ve sinai haklara ilişkin kararları görev alanı dışında saymış, ama ceza mahkemelerinden gelen 5651 dışı yasaklamaları uygulamıştır.
Bugün yasaklamalar konusunda , kanımca, bir hukuk faciası uygulanmakta. Savunma alınamdan verilen tedbir kararları, kesin karar olarak uygulanmakta, ve ülke içinde yargılam ayolu açılamaktadır. Youtube 2 yıldır yasaklaı olmasına rağmen , bu konuda devletimizin açtığı bir dava yoktur. Bizim, İnternet Teknolojileri Derneği olarak AİHM'e açtığımız dava var.
Ne Yapılmalı ?
5651 Bilişim STK'larının “imdat çığlıkları” arasında yangından mal kaçırıcasında çıktı. Bu süreçte, 10 milyon blog'un olduğu WordPress, Myspace.com, DailyMotion.com, alibaba.com gibi büyük, milyonlarca kullanıcının üye olduğu, içerik eklediği çoğu weblerin yanında, richarddawkins.net, turandursun.com, anarsist.com, ataist.org gibi aykırı görüşlerin ortaya atıldığı weblerde yasaklardan nasibini aldı. Bu yasaklamalar, her zaman 5651 nedeniyle olmuyor; kişisel haklar ve fikri ve sinai hakların ihlali nedeniyle Türkiye’nin her hangi yerinde bir mahkeme, hiç bir savunma almadan, bir bilirkişiye başvurmadan tedbir olarak bir yasaklama getirebiliyor. 5651 kaldırılıp, daha özgürlükçü, katılımcı, ve hukuka ve adelete uygun bir düzenlemeye gidilmedilir. Bu yönde Kartepe Çalıştayında temel ilkeler kamu, sivil toplum ve özel sektörçe ortaya kondu.
Yasakçı refleksten kurtulup, hoşgörü, katılım ve saydamlık temelinde, ifade özgürlüğünü esas alan, uzun vadeli ülke çıkarlarını gözeten süreçleri kurmalıyız. Yasaklama, ancak son çare olarak ve geçici olarak düşünülmelidir. Yurttaşları adına karar veren devlet refleksiden vazgecip, yurttaşları bilgilendirip, kararı ona bırkan bir bakış açısına geçmeliyiz.
Kısa vadede hassas olduğumuz konularda, kendi normlarımızı tüm dünyaya dayatma çabamızdan vazgeçmeli, ve İnternetin Türkiye'den görüntüsü ile yetinmeliyiz. Bir nesne , Türkiye'deki IP'ler için yoksa onu kaldırılmış saymalıyız. Adaletsiz bir şekilde suçsuz yurttaşlarımızı cezalandırmaktan vazgeçmeliyiz. Bir kitap, hatta bir paragraf yüzünden koca kütüphaneleri yasaklamak düşüncesini bırakmalıyız. Başarılı olduğumuz sürece, kendimize zarar veririz. BTK’nın işini yapmaması nedeniyle, bir kaç video nedeniyle youtube’u 2 yıldır kapalı tutmak Türkiye’ye zarar veriyor. Nesne temelli filtreleme kolayca yapılabilir; BTK bunu yapacak, mali, idari ve teknik beceriye sahiptir.
İnternet aynı zamanda sokaktır. “Zararlı İçerik”in yanında, çeşitli zararlı unsurlarda var. Özgürlükler, kişisel mahremiyet ve gelişmenin önünü tıkamamak, zararlı unsurlarla mücadelede özenle korunmalıdır. Toplumun ilgili kesimlerini paydaş olan bir yönetişim yapısını kurmak, gelişme için çok önemlidir. Ülkemizin hassasiyeti olduğu konulardaki “zararlı içeriği”, Bilişim STK’ları ve internet gönüllüleri ile birlikte harekete ederek çözebiliriz. Kamunun katı refleksi yerine, sivil toplumun esnek, katılımcı, diyalog temelli yapısı bu sorunu daha kolay çözebilir. Devletin, esas olarak, “zararlı içerik”le mücadeleyi yurttaşa bırakması, demokrasilerde, esastır. Devlet bunu destek olmalıdır; ama işi yurttaşa bırakmalıdır.
İnternet, insanlığın gelişme önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Gelişme, dünya ile bütünleşmek, AB’ye girmek isteyen, özgür bireylerin oluşturduğu, çok renkli ve çok sesli bir Türkiye için vazgeçilemez bir araçlar bütünüdür. Gelin, İnterneti kalkınmamızı hızlandırmak, demokrasimizi geliştirmek, ortak aklımızı oluşturmak, bireyler olarak kendimizi geliştirmek, birlikte üretmek için kullanalım.
İnternet Yaşamdır !

5651 Çalıştayı // Kartepe - Erdem Dilbaz
Kendi aramızda sıkça çözüm aramak için tartıştığımız, youtube kapatan olarak da bilinen, 5651 no’lu internet ortamındaki yayınları düzenleme(...) adlı kanun için bir çalıştay düzenlendi. 20 – 22 nisan tarihlerinde Kartepe’de düzenlenen çalıştayın katılımcı çeşitliliği muazzam: Başbakanlık, Adalet Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Yargıtay, İçişleri Bakanlığı ilgili birimlerinden temsilciler ile Korsan Partisi, Netdaş, SansüreSansür gibi sivil oluşumlar da işin içindeydi bu sefer. (Katılımcıların tam listesine http://bit.ly/9fLUTz adresinden ulaşabilirsiniz). STK’ların da katılımıyla gerçekleşen bu çapta bir çalıştay ilk kez düzenleniyor. Karmaşayı düşünebiliyor musunuz?
Olumsuz düşünüyorsanız düşündüklerinizi unutun hemen. Çünkü bu karmaşa akıl almaz derecede besleyici etkileşimlere neden oldu. Çalıştayın detaylarını okurken şimdi paylaşacağımız ortamı gözönünde bulundurursanız sonuç kriterlerinin nasıl ortaya çıktığını tahayyül edebilirsiniz.
Herkesin bir popisi var?
Çalıştayın yapıldığı otelde geçirdiğimiz her an tanımadığımız kişiler ve kurumlarla temas halindeydik. Çoğu zaman gıyabında atıp tuttuğumuz kişiler de oradaydı. İlk gün herkesde önyargıların beklentiye dönüştüğü bakışlar ve söylemler vardı. En basit örneği SansüreSansür ‘herşeye karşı çıkan’, korsan partisi de ‘her kültür ürünü bedava olsun’cu olarak anıldı. Savcı ve hakimler, bakanlıktan görevlendirilenler, meslek birlikleri temsilcileri,vb. kurumları ise çoğumuz beğenmeyiz; yeri gelir kötüleriz. Gelin görün ki; otelde bize ayrılan salona girip de dertlerimizi dillendirmeye başlayınca aslında farklı olmadığımızı anladık. İstisnasız herkes birbirini anlıyor, anlamaya çalışıyordu. Ne SansüreSansür safi muhalefetti, ne savcılar siteleri kapatıp gemileri yakma yanlısı. Kurumlar, uzlaşarak orta yol bulma niyetiyle, kendi dertlerini anlattılar. Çalıştayın genelindeki hava, bu nedenle, umut vericiydi.
2008’de de gene 5651 için Abant’ta bir çalıştay düzenlenmiş. Oraya katılmadık. Katlımcılardan öğrendiğimiz kadarıyla o çalıştay özgürlüklerin kısıtlanması talebinin ağır bastığı bir havada geçmiş. Bir de Abant’ın güzelliğine kapılıp çalıştayı aksatanlar olmuş haliyle. Bize ilk gün bir önceki çalıştayda belirlenen maddeler çerçevesinde hazırlanan çalıştay planını ve gruplarını sundular. 2008’den bize gelen başlıklar İlke – bilinçlendirme, içerik; Teknik; Yetki, ihtisaslaşma ve sair; TİB; Soruşturma; 5651 şeklindeydi. İsteniyordu ki belirlenen başlıklar için çalışma grupları oluşturulsun. Dertleşip konuştuktan sonra başlıklar biraz değişti ve herkes talep ettiği gruba eklemlendi. Korsan Partisi adına İsmail Hakkı Polat bir masaya, Netdaş adına Av. Serhat Koç ayrı bir masaya ve SansüreSansür adına da Erdem Dilbaz ayrı masaya, tam anlamıyla, mevzilendik. SansüreSansür olarak bizim grup tam da ilgilendiğimiz konularda katılımcıları barındırıyordu. Tam listesi şöyle:
- İsmail Onaran – İstanbul Cumhuriyet Savcısı
- Nadi Türkaslan – Ankara Cumhuriyet Savcısı
- Tuğrul Türksoy – Ankara Hakimi
- Bilge Kılıç – Kültür ve Turizm Bakanlığı Uzmanı
- Erdem Türkekul – Avukat (Ratem, Sesam,Oybir, Besam Temsilcisi)
- Yetkin Yokuşoğlu – Avukat (MÜYAP temsilcisi)
- Elif Gamze Kartal – Avukat (Bilirkişi / İstanbul)
- Ömer Boz – TİB İletişim Uzmanı
- Elif Küzeci – Başkent Üniversitesi Öğretim görevlisi ve TBD Üyesi
- İsmail Hakkı Polat - Korsan Partisi Hareketi
- Erdem Dilbaz - SansüreSansür Platform üyesi
Telif hakları nedeniyle tartıştığımız MÜYAP ve Sesam, Ratem, Besam temsilcileri, Youtube’un kapanma kararını veren hakim, 5651 ve 5846 (FSEK) ile derdimize dert gönlümüze taht kuran Kültür Bakanlığı! Varın düşünün nasıl argümanlar akıyor masanın üstüne. İlk gün hep birlikte tartışarak grubumuzun sorunsallarını belirledik: İnternet'te 565l Sayılı Kanun Dışında Kalan Erişim Engellemeleri.
Bu bağlamda önümüzde 9 problematik başlık vardı. Sırasıyla;
1. 5846 (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu) ek 4. maddesi.
2. İnternet ortamında kişisel verilerin korunması.
3. İnternet için ihtisas (uzmanlaşmış) mahkemelere gerek olup olmadığı.
4. Hak ihlali nedeniyle erişime engellenen sitelerin tekrardan açılmasında gerekli prosedür.
5. Hukuk mahkemelerinin erişim engelleme kararı verip veremeyeceği.
6. Erişim engelleme kararının kimin tarafından verilmesi gerektiği.
7. İnternet ortamında kişilik haklarına hakarete karşı alınması gereken önlemler / yaptırımlar.
8. Birden fazla ülkeyi ilgilendiren internet davaları ve uluslararası anlaşma ihtiyacı.
9. 5651 içindeki katalog suçların (müstehcenlik, kumar, fuhuşa teşvik,vb.) kapsamı.
Geriye kaldı 2 gün!
Sorunsalları masaya aldığımız 2. günden itibaren durmaksızın tartışmaya başladık. Tüm masaların katkısıyla hazırlanan Kartepe Kriterlerini (http://bit.ly/crTIVw) ilgili linkte göreceksiniz. Bu nedenle her detayı buraya almıyoruz. Bizim masadaki hararetli konulardan anektodlarla çalıştayın günlerini saymaya devam ediyoruz.
Dedik ya, farklı kesimlerden / kurumlardan kişilerle olmak onları anlamaya yardımcı oluyor. Karşınızdaki konuştukça derdi iyice belli oluyor. Örneğin anonimlik konusundaki tartışmada tarafların mecburiyetleri ve talepleri net şekilde göründü. Hakimler direkt olarak siteyi kapatmak istemiyor. Bir ihlal varsa sitenin ilgili kişisine mail ile bildirim yaparak uyar / kaldır sistemini kullanmak istiyorlar. Ticari sitelerdeki mecburi iletişim bilgisi gibi her sitede mail adresi istiyorlar. Sırf bu konuyu 1 saate yakın tartıştık. Sonuç olarak varılan nokta; mail adresini gerçek bilgilerle almaya gerek olmadığından her sitenin bir mail adresi barındırması çoğunluğun kararı oldu. Tartışılacak hala çok yanı olsa da hassasiyetler kabul edilerek bu noktaya gelinmesi dikkate değer.
Hepimizin merak ettiği bir konuda kapatılan sitelerin neden kapatıldığına dair gerekçeler. Hazır masada TİB’den Ömer bey de varken konuyu açtık ve talebimizi söyledik: “Kapattığınız sitelerin hangi gerekçelerle kapatıldığı bilgisini yazamaz mısınız?”. Savcıya danıştık, bir problem olmazmış. Bu notu TİB’in defterine düşürttük. Bir de istedik ki “Kapatılan sayfalarda sitenin açılmasını nedenleriyle taleb edebileceğimiz alanlar koysanız?”. Ömer beyden yanıt: “Sayfanın altındaki web ve mail adreslerini onun için koyduk”. Dedik “Hiç de belli olmuyor”. Ona da hak verdi. Yeni bir düzenlemeye gitmek için çalışmalara başlayacaklarını söyledi. Burada amacımız site kapatmaları desteklemekten ziyade bir iletişim ağı oluşturmak, problemlerimizi paylaşarak ortak noktalar bulmak. Fikirlerimizi bir anda değil ancak zamana yayarak ve istikrarlı biçimde paylaşmaya devam ederek tepeye kadar çıkartabilmek. Kürdanla kuyu kazmaktan farkı yok! Derine hızlıca inebiliyoruz ancak kuyu genişlemiyor. Bunun için herkesin proaktif davranması gerektiğini, orada da burada da, hala kendi aramızda tartışıyoruz.
Ankara Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan internetin dağıtık yapısının kendileri için yarattığı teknik / hukuki bir probleme değindi. Server’ı yurtdışında olan bir siteye Türkiye’den bir ihtar ya da kapama verilememesinin uluslararası anlaşmalara tabi olmamamızdan kaynaklandığını belirtti. Çözüm için de Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi’ni (http://bit.ly/cqkq5D) işaret etti.
Bilişim alanında uzmanlaşmış ihtisas mahkemeleri kurulması hepimizin tartıştığı bir konu olarak masaya geldi. İhtisas mahkemeleri tartışmasının iki ayağı var. Birincisi internet konusunda yeterli bilgi ve deneyimi olmayan bir hakimin sadece başvuruyu alıp, elindeki kağıtlarla karar vermesinin yanlış olduğuna vurgu yapan argüman. İkinci argüman her konuda ihtisas mahkemeleri kurulabileceğinden dolayı örneklerin çoğalarak hukuk sisteminin işletilmesinin zorlaştırılacağı yönünde. Masadaki hakimler ikinci argümana destek verdiler. Ancak, yayımlanan Kartepe Kriterleri’nin 12. ilkesine de yansıyan, yargıda uzmanlaşma ve bilirkişilik müessesinin daha işlevsel olması konusunda anlaşıldı.
Telif hakları ve meslek birliklerinin çözümsüz sıkıntıları
Masada geçen her tartışmayı örneklemeğe sayfalar yetmez. Ortamdaki her tartışmayı da. Kartepe Kriterleri geniş çapta bir katılım ve beklenmedik derecede uzlaşmacı tartışmalarla oluştuğunu kaydetmek gerek. Yalnız kriterler içindeki 6. ilke nasıl muallakta bırakıldı, aklımız almıyor! İlke 6 şöyle diyor: “5651 sayılı yasada öngörülen katalog suçların kapsamı yeniden değerlendirilmelidir”. Yani kanun koyucu bu ilkeye dayanarak katalog suçların kapsamını genişletebilir de!?
Oysa raportör taslağındaki ilk hali şu şekildeydi: "İnternet erişimine ilişkin yapılacak kısıtlamalar, sadece ve sadece, tüm toplumlarca ortak ortak kabul edilmiş çocuk pornografisi, ırkçılık, nefret söylemleri gibi zararlı içeriğe yönelik olmalı ve 5651 sayılı yasada öngörülen katalog suçların kapsamı bu yönde daraltılmalıdır." 5651’in kaldırılması meclisi düşününce şu an için yarı – ütopik. Kalkmıyorsa da içeriğinin daraltılması gerekiyor. Fuhuşa teşvik, müstehcenlik, uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştıran yollar, kumar ve intihara yönlendirme maddeleri muallakta, sözlükte karşılığı olmayan kişisel yorumlara bağlı. Çocukların istismarı ve çocuk pornografisi bu bağlamda yerinde kalacaksa, yanında nefret söylemlerini frenleyecek suç tanımı daha eklenmeli. Ancak bu talebimiz, hem çalıştayda hem de başka yerlerdeki tartışmalarda, anayasada nefret suçları diye bir tabir olmadığından 5651’e eklenemeyeceği argümanına dayanıyor. Hukukçu arkadaşlar internet oluşumlarına bu konuda bilgi verebilir.
Konumuz 5651 no’lu yasayı iyileştirmek olsa da 5846 no’lu fikir ve sanat eserleri kanunu tartışıldı. Zaten bizim masa 5651 dışında erişime engellemelerle ilgilendiği ve ilgili kişileri barındırdığı için bu konuda uzun uzadıya konuşmayı / tartışmayı bekliyorduk. Öyle ki, elimizdeki tüm maddeleri bitirip 5846’ya önümüzü temizledik. Tartışmaya başlamadan önce, hazır da hakimler varken masada, 12 Aralık 2009’da Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde düzenlenen “Soysal Ağlar, Fikri Haklar ve İnternet yasakları” panelinde Müyap başkanı Bülent Forta’nın paylaştığı korsanla mücadele tekniklerinden birinin geçerliliğini sorduk. O panelde Bülent Forta şuna benzer bir ‘itirafta’ bulunmuştu: “Müyap’ta kurduğumuz sistemle dosya paylaşanların IP adresleri üzerinden tam olarak nerede hangi dosyayı indirdiklerini görebiliyoruz.” ( Detaylarını şuradan izleyebilirsiniz: http://bit.ly/6kSNyy ). Sonradan öğrendiğimize göre birçok makinede Limewire programını çalıştırıyorlar ve Limewire’da açıkta görünen IP adreslerini alıp savcılığa veriyorlarmış. İşte bunu anlattığımızda Ankara Cumhuriyet Nadi bey Müyap’ın nasıl IP tespiti yaptığını öğrenmek istedi. Limewire sistemi kendisine anlatıldı. Savcının cevabı net oldu: “Savcılıklar dışında kimse IP tespiti yapmaya yetkili değildir. Geçerliliği yok yaptığınızın.” Av. Yetkin bey cevaptan memnun kalmayıp Limewire’da herkesin zaten IP’lerinin görünür olduğunu bilerek paylaşım yaptığını söylemesi de yetmedi. Savcı bey kararlıydı.
Peki dosya paylaşımı n’olacak? Nasıl sonlanacak? Av. Yetkin bey ile karşılıklı tartışmalarımızın detayına girmeyeceğim burada. Şunu söyleyebilirim, Müyap da, ilgili her kurum gibi, dosya paylaşımının önüne geçemeyeceğinin farkında. Alternatif kazanç yöntemleri yaratılması konusunda çalışıyorlar. Lakin yasaklamalarla ilgili agresif yaptırımlar konusundaki tutumlarından vazgeçmiyorlar, vazgeçecek gibi de görünmüyorlar. Üniversiteler ve şirketlerin network’lerini takip etme lüksü gibi imkansız talepleri vardı, onlar da masada karşılık bulamadı. Çünkü talepleri; mülk sahiplerinin hakkını korumaya çalışırken iletişim özgürlüğünden tutun da özel hayatın gizliliğine kadar birçok hakkı yerlebir ediyordu.
Çalıştayla ilgili detaylı bilgi ve materyale http://5651calistay.org/ sitesinden ulaşabileceğiniz için biz bazı kırılma noktalarını paylaşarak bu bitmez tükenmez sohbeti kısaltmaya çalıştık. Genel olarak söylenebilecek; katılımcıların hemen hepsi internetin yasaklamayla durdurulamayacağının bilincinde olarak uzlaşmacı tavır gösterdiler. Bu nedenle verimli geçen çalıştaydan çıkan sonuç kanun koyucu tarafından dikkate alınacak mı bilinmez. Fakat internet konusunda farkındalık yaratması açısından sesimizin merkezi kurumlardan yetkili kişilerce duyulması, ön yargıların kırılması ve dertlerin ortak zemine oturtulması çalıştayı ilerleyen yıllar için umud vadedici olarak tasdikledi. Masabaşındaki işimiz şimdilik bitti.

KARTEPE KRİTERLERİ
20 –22 Nisan 2010 Kartepe / Kocaeli
Bu çalıştayın katılımcılarının çoğunluğuyla, İnternetin insanlığın önünde yepyeni ufuklar açtığını hatırlayarak, internetin bilginin ve fikirlerin özgürce dolaşması için etkin bir araç olduğunu, bu aracın kullanılmasında anonimlik ve mahremiyetin korunması gereken değerler olduğunu gözeterek, internetin kötüye kullanılarak bireysel hak ve özgürlüklere zarar verebileceğini de gözönüne alarak, internetle ilgili kısıtlamaların temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmadan sadece evrensel hukuka uygun kanunlarla ve yargıç kararıyla mümkün olabileceğinin altını çizerek;
Aşağıda sayılan temel ilkeleri kamuoyuna açıklamayı kendilerine görev bilmişlerdir.
İLKE 1 – İnternette fikir ve düşüncelerin yayılmasında büyük rol oynayan Web 2.0 siteleri (bloglar, forumlar, video siteleri, sosyal ağlar vs) çok sesliliğin ve demokrasinin bir parçası olarak anlaşılmalıdır.
İLKE 2- İnternetin tüm aktörleri, öncelikle özdenetim mekanizmasını (proaktif müdaheleler) işletmeli, hukuka aykırı içeriklerin önlenmesi için “Uyar – Kaldır” prensibini de benimsemelidir. Kamu otoritesi, özdenetim mekanizmalarını ve sivil inisiyatifleri desteklemelidir.
İLKE 3- Erişim engelleme kararları, ön inceleme raporu ve hukuki gerekçeleriyle birlikte sadece yargıç kararıyla mümkün olmalı, bu kararlara itiraz prosedürü hızlı ve etkin olarak yapılandırılmalıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, kanunla açıkça yetkili kılınmış merci veya Cumhuriyet Savcısı tarafından verilebilecek erişim engellenmesi kararları, 24 saat içerisinde yargıç onayına sunulmalı. Onaylamama halinde erişimin engellenmesi kendiliğinden kalkmalı
İLKE 4- Erişim engelleme kararları, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri gözetilerek, ancak ve ancak son çare (ultima ratio) olarak bir koruma tedbiri olarak görülmelidir.
İLKE 5- İnternet sitelerine erişimin engellenmesi kararlarının yerine getirilmesi TİB tarafından sağlanmalıdır ve ilgili mevzuat düzenlenmesi yapılmalıdır. Erişim engelleme kararlarında ve engellenen sitelerin girişinde, engelleme sebebi, gerekçesi, tedbirin süresi ve itiraz prosedürü açıkça belirtilmelidir.
İLKE 6 – 5651 sayılı yasada öngörülen katalog suçların kapsamı yeniden değerlendirilmelidir.
İLKE 7- Bir internet sitesinin tamamına erişimi engellemek yerine, sadece zararlı ve hukuka aykırı içeriklerin engellenmesi yoluna gidilmesi ve bu içerikleri oluşturanların yargılanması sağlanmalıdır. İnternetin Uluslar arası karakteri gözönüne alınarak diğer ülkelerle işbirliğine gidilmeli, Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi imzalanması konusunda çalışmalar hızlandırılmalıdır.
İLKE 8- Erişim ve yer sağlayıcı tarafından tutulan trafik kayıtlarının doğruluğunu, değiştirilmezliğini ve bütünlüğünü sağlayacak tedbirler alınmalı, bu kayıtların sadece adli makamlarca ve delil elde etmek amacıyla sınırlı olmak üzere gizliliği sağlanmalıdır.
İLKE 9- İnternet’in özgür doğası dikkate alınarak, İnternet medyasının tanımlaması yapılmalı, getirilen kriterler eşliğinde internet medyası, basına tanınan cezai sorumluluk ve dava sürelerine ait hak ve özgürlüklerden tamamen yararlanabilmelidir.
İLKE 10 – Devletin internet konusundaki ana görevi, topluma ilköğretimden itibaren eğitim vermek ve bilinçlendirme yapmakla sınırlı olmalıdır. İnternetteki zararlı içeriklerden çocukların korunması amacıyla, uzmanlar tarafından içerik sınıflandırması yapılmalı ve aileler ücretsiz çocuk filtresi kullanması yönünde özendirilmelidir.
İLKE 11 – Çocuk Pornografisi çok önemlidir. Sadece 5651 ile sınırlı kalmamalıdır. Daha özel bir düzenleme yapılmalıdır.
İLKE 12 – İnternet ortamında işlenen suçlarda açıkça yetki düzenlemesi yapılmalıdır. Yargıda uzmanlaşamaya önem verilmeli, bilirkişilik müessesesi daha işlevsel hale getirilmelidir. Kurumlar arası işbirliği tanımlanmalıdır.
ILKE 13-Uygulamacıların eğitimi ve farkındalığı sağlanmalı
Kartepe kriterleri olarak yayınlanan bu kriterler katılımcıların çoğunluk görüşünü yansıtmakta olup bazı maddelerde değişik katılımcıların itirazı mevcut olabilir.




tişim teknolojileriyle ilgili herşey benden sorulur” saplantısıyla “Ulaştırma ve Bilişim Bakanlığı’na dönüşme hayalleri kurarken, asıl görevi telekomünikasyon sektörünün tam serbestleşmesi olan Telekomünikasyon Kurumu’nun bağımsızlığını sakatlayıp bu süreci de baltalamış oldu, Bu nedenle fiili tekeli hala sürebilen Türk Telekom’un karşı karşıya kaldığı bu sert eleştiride Bakanlığın da ciddi bir payı var. 5651 sayılı internet sansür yasası onlardan soruluyor. Şimdilerde Adalet Bakanlığı’nı da by-pass edip “Bilişim Suçları Yasası” çıkarmaya çalışıyorlar. Bu son olayda kendi hukuklarına da uymadıklarını gördük! Sansür o kadar absürdleşti ki, faaliyetine son veren Geocities bile hala sansürlenmeye devam ediliyor!

Yurdumuzun hiç bir yerinde girilemeyen video paylaşım sitesi YouTube ve diğer yasaklı sitelere, sadece bir yerde, IMF ve Dünya Bankası toplantıları için İstanbul'"a gelen yabancı heyetin bulunduğu Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde girilebildi. Buradaki bilgisayarlarda YouTube ve tüm yasaklı siteler, mütamediyen çalıştı, videolar seyredildi, Türkiye böylelikle kendini 'sansürsüz' bir devlet gibi konumlandırarak, yabancı misafirlerine rezil olmaktan kılpayı kurtuldu. 
Kesin bir bilgi olmadan yazmak istemediğim için biraz bekledim. Çünkü, Türkiye'nin en iyi haber portallarından ntvmsnbc bile bugün duyduğum ve güzel bir geyik olan "Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yüzünden yasaklamış" uydurmasını haber olarak duyurması, biraz daha beklememe vesile oldu.