tehdit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tehdit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.10.2009

Bir sansür yasanız var, bari onu doğru dürüst uygulayın!


Bu sitede aynı fotoğrafı bir kez daha görüyorsunuz, ama boşuna değil. Çünkü bu “hak edilmiş bir görsel”!... Tıpkı Türkiye’nin dünya ifade özgürlüğü liginde “hak edilmiş bir 123.lük” alması gibi...

Bir süredir her hafta sonu yeni site engellemelerini bekler olduk. Herhelde hafta içi işlemleri toparlıyor, Cuma akşamı işten çıkarken teknik ekibin masalarına bırakıyorlar, onlar da Cumartesi sabah ilk iş toptan uygulamaya sokuyorlar... Geçen hafta sonu da www.buzcevheri.com, www.oyuncehennemi.com, www.sabote.com, www.tahribat.com , www.webincisi.com, pcgamebuy.net, hercash.net ve frpclub.itu.edu.tr sitelerinin engellendiğini öğrendik (böylelikle ilk kez bir fantezi rol yapma oyunu sitesi de engellenmiş oldu!). Nedeni Türk Telekom’un www.telekomakafamgirsin.com sitesiyle ilgili bu sitelerde bulunan içerikten rahatsız olması sonucunda yaptığı şikayet. T.C. Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2009-10-15, 2009/290 nolu kararı ile bu sitelere erişim engellenmiş.

Yine her zaman olduğu gibi mahkeme kararının gerekçesine ulaşmak için akla karayı seçmek zorunda kaldık. Neyse ki Avukat Gökhan Ahi karara ulaştı da nelerin döndüğünü anladık. Bu karar tam bir hukuksal fiyasko!

Kararı inceleyen İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Yaman Akdeniz, engellemelerden haberdar olmamızı sağlayan www.cyber-rights.org sitesinde şöyle diyor: “Hem Türk Telekom avukatları hem de kararı veren Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi uygulanması gereken mevzuat olan 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un 9. Maddesi’ni hiçe saymıştır. Özel hukuku ilgilendiren kişisel ilişkilerde erişim engelleme yetkisi bulunmayan mahkemelerin arka arkaya erişim engelleme kararları vermeleri bir hukuk devletinde kabul edilemez. Hakaret içerdiği iddia edilen bu sitelerle ilgili erişim engelleme kararının 4721 sayılı Medeni Kanun’un kişilik haklarına saldırıyı düzenleyen 24. maddesine dayanarak ve 1086 sayılı Hukuku Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun ihtiyati tedbire ilişkin 101 ve devamı maddeleri uygulanarak verilmiştir. Genel hüküm niteliğindeki bu iki kural 5651 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce konuyu doğrudan ilgilendiren bir hüküm bulunmadığı için sıklıkla uygulanıyordu. Ne var ki, 5651 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi bu olanağı tamamen ortadan kaldırmıştır. Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak tarafında yazılan İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme adlı kitapta bu konuya açıklık getirilmiştir. 9. madde, içeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkı konusuyla ilgilidir ve bu maddeye göre İnternet’teki belli bir içerikten dolayı kişilik haklarının ihlâl edildiğini iddia edenler, içerik sağlayıcıya, ona ulaşamamaları halinde yer sağlayıcıya, İnternet ortamından veya bizzat başvurarak, kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebilirler. 9. maddenin 1. fıkrası, hakkının ihlâl edildiğini iddia edenlerin cevap vermeyi de talep edebileceğini belirtmektedir. Buna göre kişilik haklarının ihlâl edildiğini iddia eden bireyler içerik veya yer sağlayıcılardan aynı hedef kitleye ulaşıp aynı etkiyi yapabilmesi için, ihlâle yol açan içeriğin yayınlandığı web sayfasından, bir haftaya kadar yayında kalabilecek biçimde kendi cevaplarını yayınlamalarını isteyebilirler. Bununla birlikte 8. maddeden farklı olarak 9. madde, kişilik hakları ihlâl edilen bireylere bir hukuki çözüm olarak “erişimin engellenmesini talep hakkı” sağlamamaktadır. 9. madde içinde “erişim engelleme kararı”na lafzen hiç rastlanmamaktadır ve bu da kanunu hazırlayanlar ve TBMM’nin bir hukuki çözüm yolu olarak “erişim engelleme kararları”nı kesinlikle 9. madde kapsamı dışında bıraktığını göstermektedir. Böylece mahkemeler de kişilik haklarının ihlâl edildiği durumlarda erişimi engellemek yerine yalnızca hak ihlâl eden içeriğin yayından çıkarılmasına karar verebilecektir. Bu madde göz önünde bulundurulduğunda Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı hukuka aykırıdır. Eğer Türk Telekom avukatları 9. Madde gereği uyar ve kaldır yoluna gitselerdi ve yukarıda bahsi geçen siteler uyarılsalardı o zaman içerik veya yer sağlayıcılar, yayından çıkarılması gereken içerik ile ilgili talebin kendilerine ulaştığı tarihten itibaren 48 saat içinde gereğini yerine getirmek zorunda kalacaklardı. Site sorumluları o aşamada bahsi geçen içeriğin hakaret içerdiğine hükmederler ise o zaman şikayet edilen içeriği yayından çıkarmak durumunda kalacaklardı. Aksi halde yayına devam edecekler ve bu süre içinde talep yerine getirilmez ya da red edilirse haklarının ihlâl edildiğini iddia eden kişi 15 gün içinde kendi ikametgâhının bulunduğu yerdeki Sulh ceza mahkemesinden içeriğin yayından çıkarılmasına ve 9. maddenin 1. fıkrasına dayanarak cevap hakkını kullanmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza yargıcı bu talebi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlayacaktır. Sulh ceza yargıcının kararına karşı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. Sulh ceza mahkemesi davacı lehine karar verirse, içerik veya yer sağlayıcılar, kendilerine tebliğinden itibaren iki gün içinde, kararın gereğini yerine getirmek zorundadırlar. Bunun aksi yönde hareket cezai kovuşturma ile sonuçlanacak ve içerik veya yer sağlayıcı olarak çalışan kişiler 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaklardır. İçerik veya yer sağlayıcının tüzel kişi olması halinde, bu fıkra hükmü yayın sorumlusu hakkında uygulanacaktır. Gerek Türk Telekom’un mahkemeye verdiği dilekçe de gerek mahkeme kararında 5651 numaralı kanunun adı bile geçmiyor. Hem Türk Telekom hem de mahkeme bu kanun ve 9. madde yokmuş gibi hareket ediyor. Bu kanun ve bu maddenin varlığı Türk Telekom’un işine gelmemiş olabilir ama mahkemenin atlamaması gereken bir durum bu. Bu madde varken bir hukuk mahkemesi nasıl erişim engelleme kararı verebiliyor? Her halükarda bu erişim engelleme kararı hukuka aykırı ve tamamen sansür amaçlıdır. Internet kullanıcılarının Türk Telekom’un ücretlendirme politikasını sert dille protesto etmeleri erişim engelleme ve sansür yoluyla ENGELLENEMEZ.”

Avukat Gökhan Ahi ve Yaman Akdeniz, bu hukuk dışı kararla ilgili yasal girişimlerde bulunacaklarını belirttiler. Girişimleri önemli. Böylece hakaret iddiasıyla yapılan bu erişim engellemelerin önü bir nebze kesilmiş olur, bir hukuki teamül oluşur. Bu engellemelerde gördüğümüz önemli bir husus da, aslında hakaret olarak görülemeyecek, ancak sert bir eleştiri olarak konumlanabilecek bir siyasal söylemin sansüre uğraması. Böylece bir eşik daha aşılmış oldu.

Ulaştırma Bakanlığı, “bilgi ve iletişim teknolojileriyle ilgili herşey benden sorulur” saplantısıyla “Ulaştırma ve Bilişim Bakanlığı’na dönüşme hayalleri kurarken, asıl görevi telekomünikasyon sektörünün tam serbestleşmesi olan Telekomünikasyon Kurumu’nun bağımsızlığını sakatlayıp bu süreci de baltalamış oldu, Bu nedenle fiili tekeli hala sürebilen Türk Telekom’un karşı karşıya kaldığı bu sert eleştiride Bakanlığın da ciddi bir payı var. 5651 sayılı internet sansür yasası onlardan soruluyor. Şimdilerde Adalet Bakanlığı’nı da by-pass edip “Bilişim Suçları Yasası” çıkarmaya çalışıyorlar. Bu son olayda kendi hukuklarına da uymadıklarını gördük! Sansür o kadar absürdleşti ki, faaliyetine son veren Geocities bile hala sansürlenmeye devam ediliyor!

Bilgi Teknolojileri Kurumu’na dönüşen TK, TİB eliyle sansür kurulu gibi çalışmaktan fıırsat bulup serbestleşme yolunda yapması gereken görevleri yerine getirebilseydi, Türk Telekom kurumsal iletişimine önem veren bir şirket gibi davranabilecekti. Bir şirketin bu tür hukuk dışı engelleme kararları aldırması kurumsal iletişim açısından bir intihar sayılır. Çünkü, pek de kimsenin duymadığı bu eleştiri kampanyası engelleme kararları sayesinde tüm ülkeye ve dünyaya mal oldu! Şimdi ise özel bir şirket olmasına rağmen devlet malı bir tekel gibi davranıyor. Yani zaten rekabetten korkmadığı için, hem dünyanın en pahalı internetini satıyor, hem de sağa sola gözdağı veriyor.

Teşekkürler Ulaştırma Bakanlığı! Teşekkürler Bilgi Teknolojileri Kurumu! Teşekkürler Türk Telekom! Ne “adalet” ama!

20.09.2009

Myspace, Lastfm, sansür, kültür ve "bir avuç insan"...

Yakında tehdit "sanal" olmaktan çıkacak, kapınıza dayanacak. Evinize, özel hayatınıza, sevdiklerinizin hayatına müdahele edilecek. Bakalım o zaman ne yapacaksınız?

19 Eylül 2009 Cumartesi günü Myspace ve Lastfm sitelerine erişim engellendi. Türkiye'nin internet sansürü tarihine yeni bir utanç sayfası daha eklendi. Bu iki site büyük paylaşım ortamları ve bu özellikleriyle birer topluluk platformu. Dolaysıyla bu engelleme, wordpress, Google Sites, Blogger ve Youtube ayarında bir adım. Nitekim engellemelerin yabancı medyada önemli bir yer bulması da bunu gösteriyor.

Kararın çok önce alınmış olmasına rağmen engellemenin bayram arifesinde yapılması da dikkat çekiciydi. Böylece bayram sonuna kadar sitelerin kapalı kalması sağlanmış oldu. Her zamanki gibi engellme gerekçesini bilmiyoruz, ama tahmin ediyoruz. Sitelerin yayın odağı müzik olduğuna göre işin içinde Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ve MÜYAP var demektir. Arada, Youtube örneğinde olduğu gibi, siteleri Türkiye'de lisans almaya zorlayıp vergi koparmak da düşünülmüş olabilir. Sırada engellenmeyi bekleyen Facebook, Fizy, Friendfeed vb diğer platformlara gözdağı da verilmiş olabilir. Yani bir taşla kuş katliamı.

Yakın zamanda basında FSEK'in yeni maddelerle "zenginleştirileceği" haberleri çıkmıştı. Bu haberlere göre site engellemenin bir kaç adım ötesine geçip IP temelli izleme sistemleriyle kullanıcıların gözetim altına alınacak ve ciddi cezalarla karşılaşacak. Öngörülen cezalar internet erişimin kesilmesinden hapis ve büyük meblağlarda para cezalarına kadar gidiyor. Böylece otorite vites değiştirmiş ve sansürden (içerik engelleme) ve ifade özgürlüğünün gaspından (yayın durdurma), iletişim özgürlüğünün (erişim kısıtlaması, tecrit vb.) ve özel hayat (mahremiyet) hakkının ihlaline adım atmış oluyor.

Fransa'da geçtiğimiz günlerde oylanan ve Anayasa Mahkemesinin kararını bekleyen HADOPI 2 yasası, benzer içeriğiyle başka bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de olacakları haber veriyordu. İktidarların interneti denetim alma çabaları haksız meşruiyet temellerini çocuk pornografisi, terörizm ve telif hakları alanında arıyor. HADOPI'den apartılacağı belli olan yeni FSEK de bu durumun bizdeki tezahürlerinden biri. Yeni yönetmeliklerle güçlendirilen 5651 kod adlı internet sansür yasası ve Ulaştırma Bakanı'nın haber verdiği yeni bilişim suçları yasası da diğer göstergeler (Bu arada "böyle bir yasayı normalde Başbakanın, Adalet Bakanı'nın veya İçişleri Bakanı'nın açıklaması gerekir. Ulaştırma Bakanı'na ne oluyor?" sorusunu soranlar için bu yazının sonundaki adresler aydınlatıcı olabilir).

Bu son iki site kapatmasında protestonun boyutu birazcık daha büyüktü. Ama alıştığımız atalet de olduğu yerde duruyordu. Hatta öyle bir olay var ki, sansürün, nasıl insanların zihinlerine ekilen atalet tohumlarından beslendiğini, insanları nasıl tek kişilik gettolarına kapatıp dışarda hüküm sürebildiğini ibret verici bir şekilde gösteriyordu. Friendfeed ortamında bazı kullanıcıların Myspace ve Lastfm engellemeleri hakkında farkındalık yaratmak için çeşitli girdilerin altına yorum halinde bir haber metni girmelerini bir kaç kişi "spam" diye "Friendfeed yönenetimine ispiyonladı! Yönetimden birileri de bunun sadece "öyle göründüğünü" ama amacın spam olmadığını düşündüklerini söyledi. Elbette herkesin internetin şu kısacık tarihinde yaratılmış olağanüstü kültürden pay almaları beklenemez...

Hep tekrarladığım bir sözü vardır Bruce Sterling'in: "Nerede iletişim varsa orda topluluk da vardır. Çünkü iletişimde bulunmak (commun-icate) ve topluluk (commun-ity) aynı şeydir." Ancak ortak bir şeyleri paylaşanlar iletişimde bulunabilir ve bir topluluk oluşturabilir.

İnternet yapısı gereği topluluk-lar oluşturur. Bu özellik, "netdaş" (netizen) kavramını ortaya çıkarmıştır. İnternet vatandaşları gerçek bir topluluğun parçası olduklarının bilinciyle topluluk haklarını korurlar ve bu eylemi "vatandaşlık bilinci"nin gereği olarak görürler.

Friendfeed'de Türkçe konuşan toplulukta yaşanan bu "kaza", bir çok şeyin, ama öncelikle vahim bir "kültürsüzlüğün" göstergesi. Çünkü vatandaşlık bir kültür bilincidir.

Türkiye'de internet dünyayla eşzamanlı olarak gelişti, ama kültürü yeterince gelişemedi. Nedense teknolojik gelişmeleri alıp onları yaratan kültürden "korunmakla" övünen bir toplumuz. Neredeyse internet tarihi kadar eski bir internet sansürü tarihine sahip olmamız ayıbını da bu kültür kaçkınlığına veriyorum. Çin'de, İran'da yaşanan protesto dalgalarınn onda biri bile yaşanmadı Türkiye'de! Hep bir avuç insan, kısa sürede unutulan, sahip çıkılmayan rüzgarlar yarattı. Her sansür haberinde küfreden, o sırada kime kızıyorsa ona verip veriştirip, hükümeti, medyayı, onu bunu suçlayıp, sonra DNS ayarlarıyla oynayan iki kuşak gördü bu ülke!

Çok yakın bir gelecekte sadece sansürlenen site sayısını değil, iletişim özgürlüğü gaspedilen, özel hayatlarına tecavüz edilen, ağır para cezalarıyla yaşama hakları ellerinden alınan, hatta hapsedilen, tanıdığımız, bildiğimiz, "gerçek" insanları konuşuyor olacağız. O zaman internetinizin ayarlarıyla oynayıp, "bana ne kardeşim ben her yere giriyorum, akıllı olun siz de girin" diyemeyeceksiniz....

Yakında tehdit "sanal" olmaktan çıkacak, kapınıza dayanacak. Evinize, özel hayatınıza, sevdiklerinizin hayatına müdahele edilecek. Bakalım o zaman ne yapacaksınız?

O, keyfinizi kaçırıyor, eğlencenizi bozuyor diye sinir olduğunuz, ilgi çekmekle suçladığınız, dalga geçtiğiniz, hak verip sırtını sıvazlayıp sonra sırtınızı döndüğünüz, bir heyecanla elinden tuttuğunuz, sonra hayat gailesine kapılıp elinizi çekiverdiğiniz, unuttuğunuz... o "bir avuç insan" var ya?

Hakkınıza, hukukunuza, özgürlüğünüze kastedildiğinde, işte o insanlar yanınızda olacak....


Aydınlanma:
"Türkiye'de internet sansürünün kısa tarihi... ve mümkün geleceği!
"Fransa, telifli içerik indirene ceza getiren HADOPI2 Yasası’nı kabul etti. Türkiye bu akımdan etkilenir mi?"