25.11.2010

Sesli Sözlük'ün de sesini kapattılar


Bu sansür haberlerini vermekten çok sıkıldım sayın okuyucu. İtiraf ediyorum bir süredir biliyordum sesli sözlük sitesinin de erişime engellendiğini. İlk önce inanmak istemedim, sonra da bekledim başka bir yazar duyursun diye, belli ki kimsenin eli varmadı. Bu gece sesli sözlük linkini yazdım bir kez daha browser'a memleketimin şahane sansür manzarası yine dikildi karşıma.

Sesli Sözlük sitesi de sizlere ömür, iyi sansürler Türkiye...

Güncelleme: Haberi yaptıktan sonra gelen yorumlarda öğrendik ki sesli sözlük hakkında içerik hırsızlığı yaptığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmuş. Kaynak için tık tık

Güncelleme 2.0: Hangi sitenin hangi nedenle kapatıldığını öğrenmemiz ne yazık ki ancak söylence ve/veya tarafların yaptığı açıklamalarla mümkün olabildiğinden haberle ilgili 2. bir günceleme yapmak gerekti. Karanlıkta kör dövüşü tüm hızıyla devam ediyor. Avukat Başak Purut'un konuyla ilgili açıklamasından öğrendiğimiz kadarıyla bir önceki güncellemede verdiğimiz link'e istinaden söz konusu diğer site bu davada taraf değil ancak onunla ilgili de bir durum var-mış. Sesli Sözlük sitesinin kapatılma nedeni telif hakları ihlali gibi duruyor. Gelişmelerle sizlerle olacağız...

9.11.2010

Türkiye Yarın "Sanal Suçlar Sözleşmesi"ni İmzalıyor!


Bu blogun varolma nedeni olan şeyi hepimiz biliyoruz. Türkiye'de internete getirilen sansürler konusunda atılmış neredeyse hiçbir adım yok, sistem yok, düzen yok. Gelene kadar da bu ve bunun benzeri bloglar bu konuları yazmaya devam edecekler.

Az önce öğrendiğim bir bilgi, şu ana kadar atılan ya da atılmaya çalışılan adımların en mantıklısı ve önemlisi gibi. Dışişleri bakanımız Ahmet Davutoğlu, yarın Strasbourg'a giderek Sanal Suçlar Sözleşmesi adı verilen bir şeye imza atacak. Bu gelişme, internet sitelerinin yasaklanmasının ancak uluslararası yetkili mahkemelerle olabileceği anlamına geliyor.

Yani şöyle diyebiliriz: Bu sözleşmeye imza atmış ülkeler, internet sansürü konusundaki uluslararası kuralları kabul etmiş oluyor ve herhangi bir nedenle bir internet sitesinin kapatılması söz konusu olduğunda son kararı uluslararası mahkemeler veriyor.

Bu sözleşme gerçekten bunu sağlıyorsa ve Ahmet Davutoğlu yarın gerçekten buna imza atacaksa, haydi gidip rahat rahat uyuyalım.


6.11.2010

Yine bir sansür haberiyle karşınızdayız: 5posta.org erişime engellendi




Bu haftasonunun sansürlenen sitesi 5 Posta.org. Site sahibine herhangi bir uyarı yapılmadan, TİB'in 4/11/2010 tarih ve 421.02.00.2010-393763 nolu kararı gereğince idari tedbir uygulanmaktaymış. 13 Haziran 2009 tarihinde 5 Posta yine erişime engellenmişti.

Biz müstehcenlik tartışmalarına kaldığımız yerden devam edelim, iyi sansürler Türkiye...

30.10.2010

"YouTube Açılımı"!



Hükümetin "YouTube Açılımı"na: "yetmez, interneti aç" demenin tam zamanı...


YouTube'un nasıl açıldığına bir bakalım önce. Böylece bu adımın ardındaki amacı daha iyi algılayabiliriz. Almanya'daki bir şirket söz konusu videolar başıboş olduğu için bunların telifini alıyor. Sonra YouTube'daki otomatik telif ihlali mekanizmasıyla bunları yayından kaldırıyor. Sitenin zaten Türkiye'den girildiğinde erişilmesini engellediği bu videoları kendisi kaldırmadığı için, YouTube "ifade özgürlüğü" prensibine aykırı davranmamış oluyor. Ulaştırma Bakanlığı ve BTK da bir şekilde videoları global versiyondan kaldırmış oluyor. "Danışıklı dövüş" desek yeridir.

Bu tipik bir "ara çözüm". Hukuki açıdan da pek doğru bir "çözüm" sayılmaz, ama pratik olduğu kesin. YouTube için sırada bekleyen onlarca kararın hepsi sadece bu videolarla mı ilgili? Peki "sahibi belli" bir video söz konusu olunca ne yapacaklar? Bu "hukuki teferruatı" da bir şekilde düşünmüşlerdir herhalde.

Bu zahmete katlanılmasının tek nedeni, 5651'i sorgulamaya açmadan, artık bir simge haline gelen YouTube yasağından kurtulmak. Akılları sıra böylece Türkiye'de internet sansürü olmadığı izlenimini yaratacaklar. Bu oyuna burada, Türkiye'de gelen olabilir, ama ülkenin internet sansürcüleri ligindeki yeri değişmeyecek. Uluslararası medyanın, sivil toplum kuruluşlarının Avrupa Birliği'nin, AGİT'in algısında bir değişiklik olmayacak. Çünkü 8000'e yakın site hala engelli ve 5651 sayılı internet sansürü yasası olduğu yerde duruyor.

Bu "açılımın" yurtiçinde Ulaştırma Bakanlığı'nın işine yarayacağı kesin. Şimdiden güzide medyamız "müjde" çığlıkları atmaya başladı bile. YouTube'u engellemek için sırada bekleyen onlarca mahkeme kararını uygulamamanın da bir yolunu bulacaklardır bir şekilde. Hakkında mahkeme kararı bulunan Facebook'u engellememelerinin sebebi de bu. Çünkü yeni bir sembol yaratacaklarını iyi biliyorlar. Yeni stratejileri bu: mümkün olduğunca ünlü sitelere dokunmamak. Hükümet, kürtler ve alevilerden sonra şimdi de "YouTube Açılımı"na girişti!

Çünkü önceki stratejileri, yani meseleyi vergiye vb. bağlayıp ulusal egemenlik savaşına dönüştürme kurgusu ters tepti Google skandalıyla. Bu yeni çözüm o kadar "muhteşem" olamayacak, ama idare edecekler artık.

Sahi, şimdi kaç kişi soracak, "Google vergisini ödedi mi de YouTube'u açtınız" diye. Belleği zayıf bir toplumuz. Evet ünlü sitelerde geri adım atacaklar, taviz verecekler. Merak etmeyin, YouTube burada temsilcilik falan açmayacak, dünyanın hiç bir yerinde temsilciliği yok. Yerel versiyonu zaten vardı. O konuda yetkililer göz göre göre yanlış bilgi veriyorlardı. Google dünyanın hiçbir yerinde vermediği vergiyi burada verecek de değil. Buna rağmen ellerinden geleni yapıp erişim engelini kaldırdılar işte. Taviz verdiler.

Bu kısmi bir başarı olarak algılanabilir. Ama yeni stratejinin başımıza açacağı belaları düşününce bu hayali kurmak saflık olur olur. Çünkü bu zihniyet çalışmaya devam ediyor. Bakın, Blackberry bahanesiyle "Ulusal Kripto Yönetmeliği çıktı (http://ff.im/sAp8F). Mahremiyet ve özel iletişimin gizliliği ihlal ediliyor. "Turkish HADOPİ", yani yeni Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yolda. İnternet erişiminin engellenmesi, ağır para ve hapis cezaları öngörülüyor. İnternet medyasını basın kanunuyla düzenlemekten bahsediyorlar. Bütün bunların yanında YouTube'un hiç bir önemi yok...

Sansürcü, baskıcı ve gözetleyici bu zihniyetin yeni stratejisini boşa çıkarmanın tek yolu, internet sansürü ile YouTube simgesi arasındaki bağı zihinlerimizde kırmak. Oyuna gelmeyin.

İlla bir simgeye ihtiyacınız varsa "8000" rakamını kullanabilirsiniz. Evet, bu ülkede 8000'e yakın site engelli. Her geçen gün de bunlara yenileri ekleniyor.

Bu sitelerin çoğunun "ahlaksız" ve pornografik yayınlar olduğunu söyleyenlerin de oyununa gelmeyin. Çocuğun, ailenin, değerlerin korunması söylemlerine de kanmayın. Sizler yetişkinsiniz. Kendinizi, kendi ailenizi, kendi değerlerinizi sizler de koruyabilirsiniz. Hukuk bunun için var. Devletin size ergen muamelesi yapmasına izin vermeyin.

Uluslararası uzlaşıyla kabul edilen iki içerik suçu var: Çocuk pornografisi ve nefret söylemi (ırkçılık, şiddete övgü, ayrımcılık vb.). Bu iki suç dışında içerik suçu yok. Müstehcenlik bir içerik suçu değil. Bu ülkede bayilerde serbestçe satılan dergilerin web siteleri bile engelleniyor. Erişim engellemeyle korunmak istenen siz, aileniz veya "değerleriniz" değil; statüko korunmak isteniyor... Erişim engellemenin bulunmadığı demokratik hukuk devletlerinde değerler mi zedeleniyor, birileri liderlerine hakaret etti diye politik sistemleri iki paralık mı oluyor, müstehcenlik var diye önüne gelen fuhuş mu yapıyor, aykırı düşünceler dile geliyor diye ikide bir bölünüyorlar mı?

İktidar, sansür yaparak demokrasiden korunmak istiyor!

Engellenen siteler arasında, çok sayıda, siyasal duruşu olan, muhalif, aykırı site, kültür ve sanat yayınları ve sosyal topluluk platformu var. Artık her bir internet kullanıcısı "yayıncı" haline gelmiş durumda. "İçerik suçu" belalı bir kavramdır. Her yere yapışabilir. Size de.

Bu ülkede geleneksel medya zaten sansürleniyor. Şimdi de internet sansürleniyor. Bunu bir adım sonrası sizi engellemeleri olacak...

Bırakın YouTube'u, siz sansüre bakın. Sansür var mı? Var. YouTube açılsa ne olur? Facebook hala açık diye sevinmeyin. Richard Dawkins'in sitesi niçin hala kapalı diye sorun. Devlete, neyi izleyeceğime, neyi okuyacağıma, neyi söyleyeceğime, neyi düşüneceğime karışma deyin!

İktidarın sansür, baskı ve gözetimle demokrasiden korunması mümkün değil. Tarihte bu startejinin başarılı olduğu görülmemiş. Burada da başarılı olamayacak. Ama bu sizlere, hepinize, tüm internet kullanıcılarına bağlı.

Hükümetin "YouTube Açılımı"na: "yetmez, interneti aç" demenin tam zamanı...

Legatum Institute web sitesi de Türkiye'ye Engelli

Türkiye You Tube yasağının kaldırılmasına sevine dursun bizler yeni bir sansürlü sitenin daha varlığından haberdar olduk. Uluslararası Düşünce Kuruluşu Legatum Institute web sitesi Mersin 1. Sulh Ceza Mahkemesinin Koruma Tedbir (biri lütfen kimi neden koruduğunu da açıklasın) kapsamında, 06/05/2009 tarihinde verdiği kararla Türkiye'ye engellenmiş. Telekomünikasyon Başkanlığı'nın buradaki mesajı "düşünmek tehlikeli ve yasaktır" olmalı...






engelliler listesine eklemek üzere: http://www.li.com/aboutus.aspx

21.10.2010

Jet hızında site kapatan kampanya – HTEkonomi

Aşağıdaki yazı Cyber-Rights.Org.TR sitesinden olduğu gibi alınmıştır.
Sansüre Sansür olarak biz de Fiili Tekele Son Verelim kampanyasını destekliyoruz.


Telekomünikasyonda serbest rekabete dikkat çekmek için başlatılan Fiili Tekele Son kampanyası’nın başı karikatürle derde girdi.

16 Ekim 2010 Cumartesi, 12:34:34
1.jpg

Makalede bahsi geçen diğer karikatürler için bakınız: http://www.fiilitekelesonverelim.org/karikaturler.html

Necdet Çalışkan / Ht Ekonomi

Telekomünikasyonda serbest rekabete dikkat çekmek için başlatılan Fiili Tekele Son kampanyasının internet sitesindeki 9 karikatür, BTK’ya ihtar çektirdi. Site davalık olmaktan şimdilik, hosting aldığı internet sağlayıcısını değiştirerek kurtuldu.

Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER) başta olmak üzere İnternet Teknolojileri Derneği (INETD), Linux Kullanıcıları Derneği (LKD), MOBİLSAD, MOBİSAD, Telekomcular Derneği, Tübider, Tüketici Hakları Derneği (THD), Tüketiciler Birliği, Tüketiciler Derneği (TÜDER), Tüm İnternet Derneği (TİD) ve Türkiye Bilişim Derneği’nin telefon ve internette rekabeti desteklemek için geçen temmuz ayında başlattığı ‘Fiili Tekele Son Verelim’ kampanyası, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) takıldı. Kampanya için oluşturulan www.fiilitekelesonverelim.org sitesinde yeralan 9 karikatürü gerelçe gösteren BTK, siteye hosting (internet sitesi barındırma hizmeti, yer sağlayıcısı) hizmeti veren Turknet’e ‘ihtar’ çekti. İhtarda ‘BTK’ya yönelik tahkir ifadeleri ve sembolleri içeren 9 farklı resim içeriği ile bu kapsamdaki ifade ve karikatür yayınına son verilmesi. Aksi taktirde mahkeye başvurulacağı’ belirtildi.
İhtar üzerine kampanyanın internet sitesi, hosting hizmetini Turknet’ten Doruknet’e taşırken, bu sürede siteye erişilemedi. Sitedeki imza kampanyasına yaklaşık 2.5 ayda 30 bine yakın kişi katılırken; Atatürk’e hakaret içeren videolar nedeniyle yaklaşık 2.5 yıldır erişim izni verilmeyen video paylaşım sitesi Youtube’un kapatılma sürecinden bile hızlı yapılan operasyonla, fiilitekelesonverelim.org’a erişim zorunlu olarak engellenmiş oldu.

‘KÜÇÜK DÜŞÜRME DERDİMİZ YOK’

Aralarında Koç.Net, Turk.net, Borusan Telekom, İşnet, Millenicom, Doğan Telekom ve Superonline gibi alterntif telekom işletmecilerinin bulunduğu TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, ‘Bu kampanyaya asli görevi serbestleşmeyi sağlamak olan BTK ve Ulaştırma Bakanlığı’nın dikkatini çekmek için destek verdik. Bizim belirli kurum ve kişileri küçük düşürmek diye bir derdimiz yok, tam tersine herkes görevini yapsın istiyoruz. Yoksa bu kampanyanın internet sitesinin hosting hizmetini yurtdışından da alabilirdik’ diye konuştu.

Resimaltı: BTK’nın ihtarına neden olan ve karikatürist Faruken Bayraktare’nin çizdiği karikatürlerde, Türkiye’deki telekomünikasyon pazarının durumu hicvediliyor.

‘Böyle bir maçta hakem olmak istemem’
Türkiye’de bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün eşik atlama noktasında bulunduğunu söyleyen BTK Başkanı Tayfun Acarer, bu eşik atlanamadığında Türkiye’de acımasız bir rekabet yaşanacağını vurguladı. TESİD-Vodafone İş Geliştirme Toplantısında konuşan Acarer, ”Varolan rekabet daha acımasız hale gelecek. Biz kurum olarak orta hakemiz, STK’lar da yan hakem. Ama bu sektörde homojen bir yapı yok. Bazılarının elinde pala var, bazılarının kılıç, bazılarının bıçak, bazılarının çakı. Bunlar birbirine saldırdığı zaman herkesin bir hamle hakkı var ama palayla çakı aynı vurmuyor. Böyle bir maçta ben hakem olmak istemem. Bizim geri dönüşümüz yok. Bu eşiği atlamamız lazım” diye konuştu.

30.09.2010

Vimeo Erişime Engellendi | Turkey banned vimeo.com



Doğrusu bu satırları yazarken hissettiklerimi tanımlamak bile imkansız. Evet yine oldu, yine olacak. Bu defa da dünyanın en önemli video/film paylaşım sitelerinden vimeo erişime engellendi.

Teşekkürler Türkiye!

6.09.2010

Playboy'a da erişim engellendi


Türkiye yasaklar ülkesi olmaya ve dünyada birinciliği göğüslemek için çaba sarfetmeye devam ediyor. Bu sefer dünyaca ünlü erkek magazin dergisi Playboy'un sitesi Türkiye'den erişime kapatıldı. Medyatava'da yazdığına göre;
"Siteye erişim, Ramazan öncesi 6 Ağustos'ta mahkeme kararı olmaksızın engellendi.

Youtube’a, Atatürk’e hakaret içeren videolar yayımlandığı gerekçesiyle Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 5 Mayıs 2008’de erişimin engellenmesi tartışılırken benzer bir uygulama dünyaca ünlü erkek dergisi Playboy için de başlatıldı.

Derginin ‘www.playboy.com’ adresindeki sitesine erişim yasağının dayanağı 5651 sayılı ‘İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkındaki kanun’. Yasağı uygulayansa Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB).

Katalog suçlar kapsamında yapılan teknik ve hukuki değerlendirme sonucunda siteye ‘idari tedbir’ uygulanmaya başlandı. Siteye Türkiye’den girmek isteyenler Türkçe-İngilizce yasak metniyle karşılaşıyor.

5651 sayısı kanun, TİB’e, internette yapılan; ‘intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştırma, müstehcenlik, fuhuş, kumar için imkan sağlama’ suçlarını oluşturduğu konusunda şüphe varsa internet sitelerine erişimi engelleme hakkı tanıyor."

3.09.2010

Yeni bir sansür haberiyle karşınızdayız: Grooveshark'a erişim de engellendi




T.C. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 03.08.2010 tarih ve 2010/56
Basın Muh-K sayılı kararı gereğince erişime engellenmiştir.

Resmi bir açıklama olmamasına rağmen engellemenin yine Müyap kanalıyla gerçekleştiği yorumlar arasında. Müyap'a üye kaç sanatçının Grooveshark tarafından çalındığı da sorular arasında. Hayırlı olsun Türkiye.

25.07.2010

İnternette Sansüre Karşı Ortak Platform Meclisteydi!

İnternette sansüre karşı ortak platform; uzun süredir bu alanda çalışan stk'lar / platformlar / oluşumların biraraya gelerek ihtiyaçlarını eylemlere dökebildiği bir yapıya sahip. Motivasyonları net: Bireylerin iletişim özgürlüğünü sekteye uğratan devlet politikalarına kamuoyunun dikkatini çekmek, hukuka aykırı uygulamaların önüne çözüm önerileriyle geçmek. Yelpaze geniş, internet üzerinde hayatımızı etkileyen konu gani. Yol uzun, ihtiyaçları karşılamak için katılımcılar bilgi ve deneyimlerini paylaşıyor.

Meclisin yemekleri güzelmiş.

Ortak platform'un 17 Temmuz'da Taksim'de gerçekleştirdiği eylem, peşi sıra Medya Kralı programına katılım ve İstanbul dışından gelen tepkiler ve eylem hazırlıklarıyla internette sansürün tahamül sınırlarını aştığını net bir şekilde gösteriyor.

İnternet sansürüne karşı yürütülen çalıştaylar / toplantılar / bilgi paylaşımlarının bir yere bağlanması gerekiyor. Her grubun elinde 5651 ile ilgili çalışmalar, ekonometrik ölçümler, telif hakları ve hukuğu konusunda analizler, vb. bulunuyor. Bunların ulaşacağı yer Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) gitmek gerekiyordu, nasıl olduğunu bilmeden.

Geçtiğimiz hafta Türkiye Zeka Vakfı'nın başkanı ve CHP milletvekili Emrehan Halıcı ortak platformlar bağlantıya geçerek parti başkanvekilleriyle 15'er dakikalık toplantılar ayarlayabileceğini belirtmişti. Platform üyeleri bu teklifi değerlendirdi ve meclise gitme kararı alındı.

Platformu temsilen Anlara'ya giden kurumlar: Alternatif Bilişim, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Genç Siviller, İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD), Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği (JTPD), Linux Kullanıcıları Derneği (LKD), Netdaş, sansüresansür, Pardus Kullanıcıları Derneği (PKD), Tüm İnternet Evleri Derneği (TieV), Türk Kütüphanecileri Derneği (TKD), Türkiye Zeka Vakfı (TZV), Üniversite ve Araştırma Kütüphanecileri Derneği (ÜNAK)

23 Temmuz cuma günü saat 12.00'da meclis girişinde biraraya gelindi ve öğlen yemeğine geçildi. Öğlen yemeğindeki son tartışmalar partilerin grup başkanvekillerine verilecek olan içeriklerle ilgiliydi. İnetd'den Doç. Dr. Mustafa Akgül çözüm önerilerini, EMO da devlet politikalarının yarattığı sıkıntılara karşı yazdığı bildirilerin kopyalarını sunmak istediler. Kısa süren tartışmaların sonunda herkesin altında imzasının olduğu Ortak Platform'un deklarasyonunu vermenin yeterli olacağı kanısına varıldı.

Platformun en belirgin hassasiyeti herhangibir siyasi yapıyla özdeşleştirilmemekti. Bu nedenle Emrehan Halıcı'nın önerisi olan görüşmelerden sonraki basın toplantısına katılmak istemediğimizi de belirterek masadan ayrılıp yola koyulduk. (Bademli keşkül çok güzeldi.)

CHP: Medya patronu!?

İlk durak CHP; Muharrem İnce. Kendisiyle İnetD'den Doç. Dr. Mustafa Akgül konuştu. Derdimizi anlattı. Basit nedenlerle matbaayı kaçıran tarihimizle internetin şu anki durumunun bir olduğunu açıkladı. Sözü alan Muharrem İnce tarım ve endüstriyel devrimin etkilerinin peşi sıra internetin de demokrasi getirdiğini söylüyordu. Sonrasında doğru bir noktaya parmak bastı lakin biraz fazla coşkuluydu: "Ben medya patronuyum" diyerek bireylerin kendi medyalarını yaratabildiğinin farkına vardığını açıklıyordu. Facebook'ta kaç bin kişinin onu takip ettiğini anlattı. Basının karşısında şovunu yaptı. Lakin kendisine 5651'e her partinin imza attığı hatırlatıldı. Peşi sıra Kılıçdaroğlu'nun Facebook'a açtığı kapatma davası da hatırlatılarak aslında kendilerinin internetin doğasından habersiz olduğu vurgulandı. Cevabı basit ve yetersizdi: "O zaman medya patronu değildim (gülümlü)."

MHP: Hasssssasiyet!

Oktay Vural ile görüşmek sansüresansür ve netdaş'ı temsilen Erdem Dilbaz'a kalmıştı. İnternet sansürlerinin etkileri ve orantısızlığına vurgu yapan Erdem Dilbaz'a Oktay Vural cevap verdi. Yasanın tam numarasını ve içeriğini bilmiyordu ancak demokrasi ve iletişim özgürlüğünü savunduklarını, gerekirse ortak komisyon kurulmasına destek vereceklerini söyledi. Bunları söylerken laf aralarında 'hassasiyetlerimize göre bir yaklaşım sergileriz'i ağzından düşürmedi.

BDP: Nedir bu işin özü?

BDP ile görüşmeleri Alternatif Bilişim'den Ali Rıza Keleş yönetti. Basın ve iletişim özgürlüğünün etkilerinin nerelere varabileceğini, imzaladıkları 5651'in nelere kadir olduğunu anlatan Keleş'e cevaben Bengi Yıldız sansür ve yasaklardan nasiplerini aldıklarını, internetin daha özgür bir platform olması için ellerinden geleni yapacaklarını belirttiler. Çalışmalarımızı desteklemek istediklerini deklare ettiler.

AKP: 5651 ne biz bilmiyoruz.

Bekir Bozdağ ile Genç Siviller'den Mühdan Sağlam görüşmeleri başlattı. Sıkıntılarımızı anlattı, AKP'nin böyle yasalardan başının çok yandığını; kendi dönemlerinde yaratılan sorunun tekrar kendi dönemlerinde çözülebileceğini belirtti. Bekir Bozdağ ile diyanetin internetteki yayınlara yönelik yaptırımları konusunda tartışıldı. Alınan cevap sonuçsuzdu: 'Her dini korumamız gerekiyor.'

Kendisine 5651'in sonuçları anlatıldı. Google ile Youtube yasaklarının ulaştırma bakanının belirttiği sıkıntılarla alakalı hukuğa bağlı olmadığı belirtildi. Bir kişinin suçunun cezasını milyon kişinin çektiği de anlatıldı. Bekir Bozdağ 5651'i çok da iyi bilmediğini, kanunlar çıkartılırken ilgili STK'larla görüşüldüğünü belirtti. Buna istinaden karşılarındaki platformda temsiliyeti bulunan hiçbir kurumla irtibata geçilmediği kendisine iletildi. Konunun takipçisi olacağını ve kendisine verdiğimiz deklarasyonu ulaştırma bakanına ileteceğini söyledi. Bizlerden çözüm önerileri ve taslaklar da talep etti. Gezinimler böylelikle sona erdi.

Görüşmeler bitince Emrehan Halıcı bir basın açıklaması yaparak internette sansürlerin kaldırılması gerektiğini belirtti. Bu toplantıya Ortak Platform'dan kimse katılmadı.

Meclis-i ahkam: Genel analiz


Mecliste görüştüğümüz grup başkanvekillerinin kendileri ve partileri adına yaptıkları açıklamalardan anladığımız kadarıyla:

+ Hiçbir parti internetin doğasından haberdar değil.
+ Bir medya aracı olarak gücünü biliyorlar ve kullanıyorlar. (Kullandırıyorlar mı sorusunu tartışacak vaktimiz olmadı.)
+ Diğer yasalar gibi 5651'in de içeriğini bilmeden imzalamışlar. Partilerinin genel kanaatına ayak uydurmuşlar.
+ İletişim özgürlüğü söz konusu olunca anlayışlılar. Kişisel olarak bana inandırıcı gelmedi, süreçte görmek gerekecek.

Ortak Platform'un eksikleri

Ortak Platform'un da eksikleri vardı:

+ Öncesinde iyi bir hazırlık süreci yaşanamadı.
+ Basın iyi yönetilemedi.
+ Hemen her kurumun zamanında hazırladığı raporlar biraraya getirilebilir ve orada deklarasyonla birlikte sunulabilirdi.
+ İnternetin siyaset üstü bir başlık olduğu platform üyelerine net bir şekilde anlatılmalıydı. Keza bir arkadaşımız Bekir Bozdağ'a itamda bulunarak bir an olsun tüm platformu bir tarafa çekti. Neyse ki sonra durumu düzelttik. Lakin olacak iş değildi.

Henüz yeni biraraya gelen internet kullanıcıları ve ilgili kurumlar birbirlerini hızla tanıyor. Birbirleriyle çalışmayı öğreniyorlar. Problemlerin çözümlerine herkes katkı vermeye çabalıyor. Kısa zamanda iyi bir yönetim ve iletişim modelinin doğal şekilde oturacağı görülüyor. Platform desteklerinizi bekliyor: http://www.sansursuzinternet.org.tr/ !

16.07.2010

internet sokağa çıkıyor!


Sansürlenen internet daraldı. Sokağa çıkıyor! 17 Temmuz 2010 Cumartesi saat: 17.00'de Taksim Meydanı'nda buluşup İstiklal Caddesi Üzerinden Galatasaray Meydanı'na kadar yürüyeceğiz! Sansürsüz internet isteyeceğiz.

Taleplerimiz şunlar:

"Bizler, internet kullanıcıları olarak; Bilgi Çağına uymayan hukuk kurallarını kabul etmiyoruz: Devlet kurumları tarafından son zamanlarda izlenen Internet politikasının aleni sansür olduğunu biliyoruz. 5651 sayılı kanun ile baskılayamadıkları internet kullanımını hukuk dışı alengirli çözümlerle kontrol etmeye çalışan zihniyeti artık dinlemek istemiyoruz!

Bizler, 6.000’den fazla web sitesi ebediyen erişime engellenmişken, ve bu sayı günden güne artarken artık susmayacağız. Temel hak ve özgürlüklerimize müdahale niteliğindeki uygulamalar karşısında sessiz kalmayacağız.

Bizler, vatandaşların ifade özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı engellenemez mantrasıyla internette biraraya geldik ve çözümü sokakta arıyoruz. Ulaştırma Bakanı’nın, BTK, ve TİB’in geçtiğimiz ay içinde keyfi sansür uygulamaları ile kamuoyunu yanlış bilgilendirmesini ve Türk Internet Sansür Sistemi’nin altyapısını oluşturan 5651 Sayılı Kanunu protesto etmek, vatandaşlara hukuka aykırı uygulamaları anlatmak ve gerçeklerle buluşmak için 17 Temmuz günü saat 17.00’da Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Meydanı’na yürüyoruz. Biz yürürken, minik kelebekler bizimle beraber uçacak.

SANSÜRSÜZ İNTERNET İSTİYORUZ!"

14.07.2010

Bizimle oynar mısın?

İnternet sansürü karşıtı oluşumlardan "elim sende" sitesinden aynen alıntıdır.

Türkiye’de sansür aldı başını gidiyor, gün geçmiyor ki yeni bir sitenin daha sansürlendiğini öğrenmeyelim. İmza kampanyaları, deklarasyonlar, basın açıklamaları, sansüre karşı olan herkes bir şekilde sesini çıkartmaya çalışıyor ve daha fazla ses çıkartmadığımız sürece sansürden kurtuluş yok. Biz de dedik ki hadi bir oyun oynayalım, hem sansüre karşı kendi sesimizi çıkaralım, hem de herkesle birlikte oynayarak bu sesi güçlendirelim: ELİM SENDE! Sansüre karşı mesajlarımızı elimize yazıp, elim sende diyerek kamuoyuna, medyaya ve siyasilere iletelim. Amacımız yüzlerce -belki de binler ya da milyonlarca- mesajı toparlayıp bir video hazırlamak, şunun gibi bir şey:

video platformvideo managementvideo solutionsvideo player

Doğa için Çal projesini duymuşsunuzdur, ne kadar yayılıp ses getirdiği de malum. Sansüre karşı yüzlerce insanın mesajlarından oluşan bir video da benzeri bir ses getirmez mi? Bizce getirebilir! Siyasetçiler için kağıt üzerindeki imzaları göz ardı etmek kolay, yazılı bir ismin arkasındaki kişiyi görmeden.. Halbuki karşılarında duran sansüre karşı binlerce insanın yüzünü ve mesajını görmezden gelmek hiç de kolay değil.

Sen de sansüre karşı sesini çıkart ve bize katıl! Bu postaya video yorumu olarak mesajını gönder ve bu sayfayı tanıdıklarınla paylaş. Ne kadar fazla insana ulaşabilirsek o kadar güçlü bir video ortaya çıkarabiliriz. 15 Ağustos’a kadar video topluyoruz, gecikmeden sen de yükle videonu! Evet, imza atmak kadar kolay değil ama internete erişim özgürlüğünü geri kazanmak için bir imza atmaktan biraz daha fazlasını yapabilirsin.

Bu güzel projeye katılmak isteyenleri hemen şöyle alıyoruz.

5.07.2010

İnternette Sansüre Karşı Ortak Platform Banner'ları hazır...

Platforma (http://www.sansursuzinternet.org.tr/) destek vermek için istediğiniz banner boyutunu seçip, ilgili görselin altındaki kodu ctrl-c, ctrl-v! Desteklerinizi bekliyoruz.

468x60px Kırmızı



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/468x60-kirmizi.jpg" border="0" alt="" width="468" height="60" /></a>

468x60px Siyah



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/468x60-siyah.jpg" border="0" alt="" width="468" height="60" /></a>

125x125px Kırmızı



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/125x125-kirmizi.jpg" border="0" alt="" width="125" height="125" /></a>

125x125px Siyah



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/125x125-siyah.jpg" border="0" alt="" width="125" height="125" /></a>

125x125px Beyaz



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/125x125-beyaz.jpg" border="0" alt="" width="125" height="125" /></a>

300x250px Kırmızı



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/300x250-kirmizi.jpg" border="0" alt="" width="300" height="250" /></a>

300x250px Siyah



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/300x250-siyah.jpg" border="0" alt="" width="300" height="250" /></a>

300x250px Beyaz



<a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/300x250-beyaz.jpg" border="0" alt="" width="300" height="250" /></a>

26.06.2010

RTÜK sansürü: Yazar Sevan Nişanyan’ın ifade özgürlüğüne katlanamayan RTÜK, HaberTürk’ün Teke Tek programına yayın durdurma cezası verdi!



Bu kısaltmayı daha sık duymaya alışın: RTÜK... Gerçi bu kurum geleneksel, ana akım medyanın “denetimi” ile memur edildiği için adı sık sık “sansür” sözcüğü ile yan yana gelir. Ama yakında faaliyetlerini internette de hissetmeye başlayacağız. Bu bakımdan son vukuatını sizlerle paylaşalım istedik. Çünkü internette de farklı davranmayacak. Dahası, devlet bununla da yetinmeyecek. Tüm iletişim alanının sansürleneceği günleri de görebiliriz!


Bu ortamda internet sansürü ile ilgili yazılar okumaya alıştınız. Bu kez farklı bir sansürden, ülkemizde köklü br geçmişi bulunan basın ve haber alma özgürlüğü ihlalinden söz edeceğiz. Aslına bakarsanız bu sansür türü internet sansürlerinden özde farklı değil. Sansürün tezahür etme biçimi farklı sadece. İnternet sansürü, diğer sansür biçimleriyle aynı yerden, aynı baskıcı zihinsel yapıdan ve yönetim şeklinden besleniyor.

Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün en kolaylıkla çiğnendiği alandır basın ve haber alma özgürlüğü. Basına uygulanan sansürün ağır bir tarihi vardır. Basın özgürlüğü yasalarla güvence altına alındıktan sonra da bu ihlalller durmamıştır. Basın hala tam anlamıyla özgür değildir. Tehdit edilen, tutuklanan, hapse atılan, hatta öldürülen gazetecilerin, medya mensuplarının durumu göz önünde tutulduğunda, sansür hafif bile kalır. Bütün bunları biliyorsunuz.

Çok değil, daha bir hafta önce Express Dergisi yazarı İrfan Aktan, yazdığı bir yazı için Terörle Mücadele Kanunu’na dayanılarak suçlandı ve 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Derginin genel yayın yönetmeni Merve Erol da ağır para cezasına. Bu sadece son örnek. Kabarık bir sicile sahibiz. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2009 raporuna göre Türkiye basın özgürlüğü bakımından “en kötü elli ülke” arasında.

Dün, "Radyo Televizyon Üst Kurulu” (RTÜK), Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu Teke Tek programında yazar Sevan Nişanyan'ın Ermeni soykırımına dair düşüncelerini gerekçe göstererek HaberTürk televizyonuyla ilgili yayın durdurma cezası verdi. RTÜK 16 Haziran'da aldığı ve 21 Haziran'da da tebliğ ettiği kararında, program konuklarından Nişanyan'ın sözlerinin "Türkiye Cumhuriyeti'ni küçük düşürdüğünü" iddia ederek "eleştiri sınırlarının aşıldığını savundu.RTÜK'ün kararının gerekçesi olarak, moderatör konumundaki Fatih Altaylı'nın yerine Nişanyan'la tartışmak üzere stüdyoda bulunan Yusuf Halaçoğlu'nun yanıt vermesini gösteriliyor.

Basın özgürlüğünün, düşünce ve ifade özgürlüğünün, haber alma özgürlüğünün açık ihlali anlamına gelen bu karar, bir siyasal sansür örneği. Sorun yeni RTÜK yasasının basın özgürlüğünü ihlal etmesinden kaynaklanıyor. RTÜK’ün kararla ilgili gerekçesi ise akıllara ziyan: Moderatörün görevini resmi tezlerin savunusuna indirgemeye çalışan, alternatif görüşlerin dile getirilmesine katlanamayan, bu görüşlerin program yöneticisi tarafından susuturulmasını talep eden bir karardan söz ediyoruz (Karar metni).

Medyanın bu karara isyan etmesi gerekirdi. Çünkü bu bir yetki aşımı olmanın da ötesinde, Türkiye’nin sansür tarihinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bundan böyle hiç bir şey medya için aynı olmayacak. Zaten çok kötü olan koşullar daha da ağırlaşacak basın özgürlüğü bakımından. Ama ana akım medyamızdan gerçek bir protesto beklemek biraz fazla iyimserlik olur, farkındayım.

Şimdi gelelim, konunun internet sansürüyle ilgili kısmına... Yine bu blogda şöyle bir yazı yayınlamıştım:"Türkiye'de internet sansürünün kısa tarihi... ve mümkün geleceği!" ... Yazıda, Ulaştırma Bakanlığı’nın telekomünikasyon sektöründen sonra tüm bilgi teknolojileri sektörünün ve elbette internetin denetimini ele geçirmek için yürüttüğü operasyondan söz etmiştim.. Bakanlığın bu operasyonunun son aşamasını Haziran 2010 başında hepimizi mağdur eden “Google Skandalı” ile yaşadık.

Aynı yazıda, söz konusu operasyonun aslında tüm iletişim alanını kuşatmaya yöneldiğini, buna geleneksel medyanın da dahil olduğunu yazmıştım. Bunu söylerken, gerekçem, adı değiştilip Bilgi Teknolojileri Kurumu yapılan TK’nın bağımsızlığını kaybedip Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanması ve bünyesinde internet denetiminden, iletişim izleme ve dinlemeden sorumlu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) kurulmasından sonra, RTÜK’ün de Bakanlığa bağlanacağı öngörüsüydü. Nitekim haklı çıktım; bu durum RTÜK Kanunu ile birlikte işlerlik kazanmaya başladı. Çok yakında Ulaştırma Bakanlığı, adını Ulaştırma ve İletişim Bakanlığı’na çevirirse hiç şaşırmayın. Geçen yüzyılda bu tür aşırı bütünleştirici bakanlıklara “Propaganda Bakanlığı” diyorlardı. Şimdi teknoloji çağında yaşadığımız için, propagandaya “altyapı” da dahil!

RTÜK Bakanlığa bağlanırken, geleneksel yapısında da değişikliğe gidecek. TİB ile kuracağı yakın ilişki bunun başlangıcı. Bakanlık “vizyoner” davranıp, RTÜK’ü internet medyası, özellikle de görsel-işitsel internet medyası için bir denetim, gözetim ve sansürleme birimine dönüştürmeyi amaçlıyor. RTÜK, artık radyo ve televizyonun yanı sıra, elektronik ortamda gerçekleşen radyo ve televizyon yayınlarını (elbette IPTV’yi de) denetleyecek! Yani BTK ve RTÜK el ele, TİB de ortada, tüm iletişim alanını denetleyecekler, gözleyecekler ve müdahale edecekler. Yani sansürleyecekler. Bununla da yetinmeyecek, ağır para ve hapis cezalarıyla yayınları tamamen susturmaya çalışacaklar. Şimdi yerel medyaya yaptıkları veya belli ana akım gruplara yapmaya çalıştıkları gibi.

RTÜK’ün bu son sansürü, kurumun alıştığımız ahlak bekçiliğinden (Aşk-ı Memnu vb.) farklı olarak açık bir şekilde siyasal sansür alanına giriyor. Bu ilk de değil. Sadece daha fazla göz önünde ve sorunlu RTÜK Kanunu’nun dolaysız bir sonucu. Tıpkı 5651’in ahlak bekçiliğinin yanı sıra siyasal sansür sonucunu da yaratması gibi. Buna Terörle Mücadele Kanunu’nu, Medeni Kanun’un keyfi bir şekilde uygulanabilecek hakaret ile ilgili maddelerini ve Sonbaharda çıkması beklenen, Sarkozy’nin HADOPI yasasından apartma yeni Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nu da eklerseniz, karşı karşıya kalacağımız tablonun vehameti daha açık bir şekilde ortaya çıkar.

İnternette, ana akım medyada, yerel basında, herhangi bir ortamda yayınlanacak her şey izlenecek, denetlenecek ve sansürlenecek.

Düşünce ve ifade özgürlüğü, bilgi edinme hakkı, basın ve haber alma özgürlüğü, özel hayatın, yani mahremiyetin korunması hakkı, bütün bu hak ve özgürlüklerin özünün istisnasız hepimiz için tehdit altında olacağı günler yaklaşıyor; dolayısıyla onları savunmaya başlamanın tam sırası!

Artık basın özgürlüğü size uzak bir alan olmaktan çıktı. Yeni teknolojilerle, hepiniz birer medya yayıncısınız. Devlet de size öyle davranacak. Basına nasıl davrandığına bir bakın, fikir edinirsiniz.

Haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkmazsanız; devletinizi, bireyi devlete karşı hukukla koruyan bir hukuk devleti olmaya zorlayamazsınız. Bunu yapamazsanız asla bir hukuk devletinde yaşamayazsınız. Size aklı ermeyen ergen mumamelesi yapan paternalist bir devlete mahkum olursunuz.

İnternet hak ve özgürlüklerin son cephesi olabilir. Ama diğer cepheleri tamamen terk ederseniz, orada da yenilirsiniz.

İçeriğine bakmadan, kimden, hangi gerekçeyle gelirse gelsin, sansüre her ortamda karşı durmak zorundasınız. Ona karşı ilkeli bir duruş sergilemeden sansürden kurtulamazsınız...

Gerçekliğin çölüne hoş geldiniz”...