6.05.2009
İnternet Hukuku for Dummies
Yaman Akdeniz’le internet hukukunu öğrenelim – 101
Bölüm 1: “Adnan Hoca v. Internet: Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı” makalesinde anlatılanlar...
Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak tarafından yazılan “Adnan Hoca v. Internet: Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı” isimli makalede özetle şunlar söylenmekteydi:
“Kişilik haklarına saldırı” 5651 sayılı internet yasası çerçevesinde değil, 4721 sayılı Medeni Kanun’un 24. maddesi uyarınca değerlendirilmiştir. Bu kanun 5651 sayılı kanun’dan once, konuyla ilgili başka bi hüküm bulunmadığından sıklıkla uygulanmasına ragmen, 5651 sayılı Kanun’un Mayıs 2007’de yürürlüğe girmesi bu olanağı ortadan kaldırmıştır. 5651 No.lu Kanun’un “İçeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkı” başlığını taşıyan 9. maddesinde erişim engelleme kavramından söz edilmemektedir. Aynı değerdeki iki hukuk kuralının çatışması halinde başvurulacak yorum ilkesi; daha sonra çıkan kuralın öncekiyle çatışması halinde sonraki kuralın uygulanması gereklilğidir. Bir diğer yorum ilkesi ise konuya ilişkin özel kural bulunması halinde genel kuralın uygulanamamasıdır.Tüm bu nedenlerle “kişilik haklarına saldırı” söz konusu olduğunda dahi uygulama 5651 sayılı Kanun çerçevesinde yapılmalıdır. Dolayısıyla, gazetevatan.com, Richarddawkins.com, turandursun.org gibi sitelerin kapatılmasında hukuka aykırılık da söz konusudur.”
Bölüm 2: Blogger’ın kapatılması üzerine ilk yorumlar...
Ben bu kapatma neden olmuş olabilir diyorum, Yaman Akdeniz de diyor ki:
“Blogger kapatılmasında ortada çeşitli senaryolar var, bir muhtemel senaryo “kişiye hakaret”. Eğer Diyarbakır mahkemesi Adnan Hoca engellemelerinde olduğu gibi kişisel haklarla ilgili bir erişim engelleme kararı verdi ise o zaman yukarıdaki 9. madde ile ilgili formül izlenir, hatta mahkemeye verilecek itiraz dilekçesinin ana tezi bu olur.
Ama erişim engellemenin nedeni başka ise o zaman başka türlü görüş vermemiz lazım. Mesela eğer nedeni terör propaganda, veya 301 ise, yani kişisel haklar değil de kamusal suçlarla ilgili ise ve bu suçlar 5651'in 8. maddesindeki katalog suçlardan değil ise o zaman gene yukardakine benzer ama 9. maddeden bahsetmeden görüş vermek lazım. Demek istediğim 5651 gereği sadece ve sadece erişim engelleme katalog suçlar için verilebilir.
Kişisel haklar durumunda erişim engelleme kararı verilemez, kamusal suçlarda ise sadece 8. madde içindeki katalog suçlar için erişim engelleme kararı mahkeme tarafından verilebilir. Kanunun doğru uygulaması bu şekilde olması gerekiyor.
Bir diğer olasılık erişim engellemenin 8. maddedeki katalog suçlardan biri ile ilgili verilmiş olması, mesela Atatürk'e hakaret. Eğer öyle bir durum var ise o zaman başka bir formül geliştirmemiz gerekecek. O zaman bizim haklarımız da ihlal ediliyor diyeceğiz, mağduruz diyeceğiz, domain bazında erişim engellemenin yanlış olduğunu söyliyeceğiz. Bu senaryodaki zorluk mahkemenin elinde böyle bir engelleme kararı verme yetkisi olması. YouTube ve Atatürk'e hakaret kararlarında olduğu gibi. Biz ne dersek diyelim mahkeme Atatürk'e hakaret var (mesela) diyecek. Ama hepimizin haklarına ihlal var, ikincil zarar (collateral damage) var. Genelde web 2.0 servislerinde görüldüğü gibi erişim engellenen sitenin sadece belli bir yerinde ihlal oluyor, fakat tamamında olmuyor. Blogger örneğinde de bu böyle Vatan Gazetesi engelleme örneğinde de böyleydi. Mahkemenin üstüne gidilirse ve itiraz edilirse kaldırabilir kararını. Şimdiye kadar sistematik olarak gidilmedi, fazla itiraz eden yok. Mahkeme kararlarının bir avukat aracılığı ile görülmesi ve öğrenilmesi mümkün.
Bir diğer olasılık erişim engelleme kararının fikri haklarla ilgili verilmiş olması. Maalesef 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Ek Madde 4, Ek: 21/2/2001 - 4630/37 madde de erişim engellemeye izin veriliyor. Korsan bir yayın var ise o zaman mahkemeler erişim engelleme kararı verebiliyor.
Fakat yukarıda bahsi geçen her senaryoda mahkeme uyar ve kaldır (notice and takedown) modeline gidebilirdi. Bu modelde mesela blogger.com uyarılabilirdi, böyle bir ihlal var, söyleyin kullanıcınıza kaldırsın ya da siz kaldırın diye, kaldırmazsanız mahkeme erişim engelleme kararı verecektir diye....
Tabii hep bunlar varsayım çünkü açıklık ve şeffaflık yok, mahkeme karar vermiş nedenini bilmiyoruz, bilsek daha kolay hareket ederiz.“
Bölüm 3: Kapatmanın nedenini öğrendikten sonra...
“Kapatma Lig Tv’nin başvurusuyla olmuş” diyorum, Yaman Bey şöyle diyor:
“FSEK 5846 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre "uyar ve kaldır" (notice and takedown) uygulaması yapılmış anladığım kadarı ile. Bu fikri haklar uygulaması 5651'den biraz farklı. İlk aşamada uyarı yapılıp ihlal olan iceriğin yayından kaldırılması kullanıcıdan (blogger'da kimin sayfası ise) ya da servis sağlayıcıdan (blogger.com) ya da ikisinden birden isteniyor. Bu uyarıdan sonuç alınmazsa o zaman Cumhuriyet savcısına yapılan başvuru ile erişim engellenmesi istenebiliyor, bu da bu Kanun’da belirtilmiş. Sadece korsan yayın yapan siteler için bu uygulamada problem yok ama problemler blogger.com ya da JustinTV gibi legal ve illegal içeriklerin aynı ortamda bulunduğu sitelerde oluyor ve blogger örneğinde görüldüğü gibi mangal yakılmaya çalışırken ormanda beraberinde yanıp gidiyor. Üzerinde durulması gereken konu da bu. Zaten dönüp dolasıp fikri haklar olsun, hakaret olsun, ya da konu Atatürk olsun domain bazında engellemelerin yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle web 2.0 servislerine (wordpress, yourube, veya geocities) erişim engelleme büyük kitleleri etkiliyor yoksa kimse korsan yayın yapan bir site engellenmiş, ya da çocuk pornografisi olan bir site engellenmiş buna karşı çıkmıyor.”
Bunun üzerine soruyorum tabii:
Evet korsan yayında durum farklı, ortada suç unsuru oluyor öyle değil mi? Yine de ben Digitürk gibi bir kurumun blogger'i kapattırmayı göze almaması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, sakıncalı iceriğin olduğu sayfayı neden kaldırmıyorlar da blogger'i toptan kapattırıyorlar? Başka ülkelerde böyle durumlar olmuyor mu? Youtube HBO dizilerini yayınlıyor mesela, o da paralı kanal. HBO neden Youtube’u kapattırmıyor Amerika’da? Yaman Akdeniz de diyor ki:
“Detayları kimse bilmiyor ama Digitürk kendisi bir şey yapamaz, onlar blogger kullanıcısına uyarı mesajı atmışlardır, kullanıcı takmamıştır, arkasından blogger.com'a yazmışlardır diye tahmin ediyorum, onlar da takmayınca mahkemeye gidip erişim engelleme kararı almışlardır. Blogger.com'a yazmamış olabilirler, detaylari bilemiyorum. Sonuçta herkesin (TIB, Adnan Hoca, Digitürk) kendine göre haklı bir sebebi var, ikincil zarar vermişler ("collateral damage") ya da siz etkilenmişsiniz ben etkilenmişim hiç birinin umurunda değil. Digitürk'ün derdi millet bedava maç seyretmesin mesela.
Yurt dısında maalesef benzer çok örnek var ama genelde uyar ve kaldır yöntemi ile baş ediyorlar, ya da mesela video erişim sitelerini ya da P2P network şirketlerini dava ediyorlar fikri haklar konusunda, reklam olsun diye göz yuman da var. Almanlar da mesela Youtube'dan ırkçı videolardan dolayı çok şikayetçi ama erişim engelleme Youtube'a yapmıyorlar. Onlar en azından Youtube'un tamamının illegal yayın yapmadığının farkında. Ama bütün amaci ırkçı yayın yapmak olan sitelere onlarda erişim engelletiyor. Biz (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ile beraber hazırladığım “İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme” isimli 80 sayfalık rapor/kitap İHOP tarafından Kasım 2008 içinde yayınlanacaktır) raporda anlatıyoruz erişim engellemenin AB ve Avrupa Konseyi çapında çözüm olarak görülmediğini ama buna rağmen erişim engelleme yapan ülkeler var, ve bunlar sadece bizim medya da yazdığı gibi Çin, Arabistan falan değil, batı ülkelerinde de var.
Sanki sitelere erişim engellendiğinde millet maç seyredemiyor, bu fikri haklar konusunda alinan erişim engelleme kararları korsancılığı ve korsan yayınları hiç mi ama hiç etkilemiyor, o bakımdan bunlar uğraştıkça daha çok insanın haberi oluyor, gerek JustinTV gerek P2P TV, daha çok insan seyrediyor, üstüne gitmekle hata ediyorlar. Bana sorsalar mahkemeye gitmeden erişim engelletmeden cözüm yolları öneririm. Blogger.com'la dialog kurmasını beceremiyorlar diye ya da hangi site olursa olsun cezasını biz çekiyoruz...
Maçlara gelince hepsini veriyorlar internet uzerinden, kalitede genelde çok iyi, ama öyle tek bir blog üstünden ya da tek bir adres üzerinden değil, zaten coğu P2P teknoloji kullanılıyor. Bunlarin erişim engelledikleri sitelerde genelde nereden nasıl maç izlenir bilgileri vardı büyük bir ihtimalle, milet o bilgilere ulaşmasın diye engellemeye çalışıyorlar ama bilen biliyor ne yapması gerektiğini zaten. Bunların senelerdir asıl uğraştığı site http://www.myp2p.eu/ - erişim hesapta engelli, millet DNS adresini değiştirip giriyor. O bakımdan zaten blogger üzerindeki bir blogla uğraşmalarına anlam veremedim...”
Bölüm 4: NTV’de Digitürk avukatının görüşlerini öğrendikten sonra...
Ben diyorum ki, “Digitürk mü domain bazında engelleme istedi, yoksa Digitürk bu içerikten şikayetçiyim dedi de mahkeme mi böyle karar verdi?” Akdeniz’den cevap hemen geliyor:
“Erişim engellemeyi domain bazında mı yoksa URL bazında mı istediler orası hala açık değil, avukat NTV’deki yayında mahkeme kararını tartışmak istemiyorum dedi, kendi lehlerine karar verilmiş tabii tartışmak istemiyecek, bir de sadece kendisi görmüş kararı, yayinlasınlar kararı kararın niteliğini tartışalım...
“Peki ama, diyorum, Digitürk kapatmayı url bazlı istese, mahkeme domain’den kapatabilir miydi?”Yaman Akdeniz de bıkmadan cevaplıyor:
“Mahkeme genelde ne isteniyorsa onu veriyor, ama uzun listeler verilip de sadece URL bazında engelleme verildiğini de gördüm, ozellikle bazı YouTube ve terör konusundaki kararlarda. Aslinda o şekilde yapılması lazım, ya da mahkemenin domain bazında engelleme istenmesine rağmen URL bazında liste isteyip ona göre erişim engelleme kararı vermesi lazım. Böyle diyorum ama uygulamada teknik olarak URL bazında engelleme yapmak mümkün değil, aslında mümkün olmadığı için ve domain bazında engelleme yapmak daha kolay oldugu için öyle yapıyorlar.
Dikkat ederseniz bugüne kadar URL bazında filtreleme yapma sistemleri geliştirsinler demedim, o iş teknik olarak çok problemli, hele hele Turk Telekom üzerinden yapmaya çalışırlarsa Internet Türkiye'de çok yavaslar, ve hatta çöker toptan. En azından bunun farkındalar, ama bu konu mesela hiç konuşulmuyor.
Bana sorarsanız URL bazında erişim engelliyemiyorlarsa engelliyemiyoruz diye toptan bir sitenin uçurulmaması lazım. Yapamıyorsanız neden daha fazlasını yapıyorsunuz ki? Mahkemeler buna neden ön ayak oluyor? Olmasalar bile ve URL bazında engelleme kararı verdiklerinde bile çıkıp biz site toptan engellensin demedik, kararımızı yanlış uyguluyorsunuz demiyorlar.
Ee sonra 3 maymun usulü, duymadım, görmedim, söylemedim... Hiç kimse sorumluluk almıyor üstüne. “
Ben yine atlıyorum, diyorum ki, ben sizin öğrenciniz Mete Tevetoğlu ile konuştum, o da bana aynen şunları dedi: “URL”den kapatacak altyapının olmaması sizi ilgilendirmez. O onların sorunu. Yani bir yerde bomba patlasa, ve birisi ölse, o kişinin ailesi de devlete dava açsa, ne diyecek devlet, kusura bakmayın yeteri kadar polisimiz yoktu mu diyecek. Bu kusurlu hizmettir ve bundan dolayı bile dava açabilirsiniz. Bir de uyar ve kaldır sisteminin yasaya girmesi gerek diyor.” Buna ne diyorsunuz? Yaman Akdeniz yanıtlıyor:
“Tabii altyapının olmaması bizim sorunumuz değil ama bunu söylerken dikkatli söylemek lazım, çünkü o "altyapı" geliştiririlirse o zaman sonun başlangıcı olur, benim demek istediğim o. Yoksa tabii ben de aynı şeyi söylüyorum, teknik alt yapın yoksa ve mahkeme URL bazında engelleme yapılsın diyor ve sen yapamıyorsan yapmaman lazım.
5651 no’lu Kanuna dönersek Kanunda uyar ve kaldır yok ama kanunla ilgili yönetmeliğin 16. maddesinin 6inci şıkkında var: Gerektiğinde Başkanlık, erişimin engellenmesi kararlarına konu olan içeriğin yayından kaldırılmasını, 7 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca yer sağlayıcıdan isteyebilir.
Ama bunu genelde TIB yapıyor, mahkemeler için bu yöntem kanunda ve yönetmelikte yok. TIB bunu son zamanlarda kullanmaya başladı. TIB kademeli uygulama yapıyor, yani önce uyar ve kaldır deniyor, kayda alınmazsa o zaman erişim engellemeye gidiyor res'en aldığı idari erişim engelleme kararlarında.
Yalnız burada önemli bir konu var, sonuç itibari ile uyar ve kaldır da bir başka sansür mekanizmasıdır ve yurt dışında sansür amaçlı kullanıldığı da görülüyor. Servis ve hosting şirketleri cezai yaptırımdann korktukları için (genelde uyar ve kaldır sonucu kaldırmazsan cezai yaptırım var) hangi konuda uyarılırlarsa o iceriği sorgusuz sualsiz kkaldırıyorlar. Tamam belki o zaman blogger.com'a erişim engellenmiyor ama siz sabah işe geliyorsunuz bir bakıyorsunuz sansuresansur toptan uçmuş, ne olmuş, uyar ve kaldır olmuş, hem de sorgusuz sualsiz, çünkü mesela Şngiliz hukukunda "ihbarı" sadece mahkeme değil önüne gelen yapabiliyor. Bizim kanunlarımızda da bu olasılık olsa o zaman uyar ve kaldır sistemini TR’deki domainler için mahkemelerden önce Digitürtk veya Adnan Hoca kullanacak. Demek istediğim ben uyar ve kaldır'i da çok inandiırıcı bulmuyorum, kötünün iyisi diyeyim size ama onunda kendi içinde çok problemi var. O bakımdan buna aldanmayın. Son olarak uyar ve kaldırdan sonuç alinmadığı zaman zaten gene erişim engelleme kararı verilecektir eğer kanunda buna izin verilmiş ise. 5651 numaralı Kanunun 8. Maddesine TİB’in yaklaşımı bu şekilde zaten. Fikri haklar uygulaması da bu şekilde işliyor, fakat mesela 5651’in 9. Maddesinde böyle bir sistem öngörülmemiş ve yukarıda da belirttiğim gibi kişisel haklarla ilgili durumlarda sadece ve sadece uyar ve kaldır ve özür yayınlanması söz konusu, kanun yapıcılarımız erişim engellemeye izin vermemiş. Uyar ve kaldırla sınırlı bir kanun yaparsın, erişim engelleme olmaz içinde, uyar ve kaldır sonuçsuz kalıyorsa da sonuçsuz kalır dersin o gene kötünün iyisi olur ama bana sorarsanız çözüm olmaz...
Bölüm 5: Ne olacak peki?
Eh artık umutsuzluk baş gösteriyor bende, çözüm var mı Yaman Bey diyorum. O da diyor ki:
“Ben erişim engellemeyi, hele hele Türk usulü erişim engellemeyi çözüm olarak görmüyorum. URL bazında engelleme Ingiltere'de çocuk pornosu için yapılıyor şimdi de extreme pornography için yapiıacak. Almanlar ırkçı içerik için yapıyor sadece, Kanada çocuk pornosu için yapıyor. O bakımdan bizimkilere yapmayın diyemiyorum ama sadece istisnai içerikler için yapılmalı ve URL bazında yapılmalı. Bizdeki istisnai liste daha geniş ve daha da genişletilmesi söz konusu.
Ilk aşamada çözüm uygulamadaki problemlerin giderilmesi, açıklık ve şeffaflık gelmesi, domain bazında engellemenin sadece tamamı illegal yayın içeren siteler için yapılması, blogger'a youtube'a erişimin engellenememesi. Tamamı ilelgal içerik taşımayan siteler için uyar ve kaldır politikasi izlenmesi, kaldırılmazsa da erişim engellemeye gidilmemesi.
Ikinci asamada katalog suçlar dışındaki kamu suçlarına erişim engelleme kararı verilemeyeceşinin saşlanması ve mahkemelere, hakimlere ve savcılara bunun öğretilmesi. TIB istatistiklerine gore 139 tane böyle mahkeme kararı var (diğer kategorisinde).
Üçüncü aşamada kisişel haklar konusunda izlenecek uygulamanın sadece 9. maddenin olduşu gene mahkemelere, savcılara, ve hakimlere öğretilmesi ve bu konularda artık kanunsuz olarak erişim engelleme kararı verilmemesi.
İlk önce uygulamanın düzeltilmesi lazım, ama sonrasında bence bu kanunun toptan kaldırılıp baştan içinde erişim engelleme yasaklama içermeyen bir politika geliştirlmesine gidilmesi lazım, eşer amaç gerçekten çocukları korumak ise.”
Beni yine kesmiyor, daha da bilgilenmek istiyorum, o yüzden soruyorum:
O katalog suçlar dediğimiz suçlar arasında "müstehcenlik" gibi "intihara özendirme" gibi ne olduğu belli olmayan kavramlar var, bunlar tabii ki kişisel yoruma açık oluyor. Hele ki Türkiye gibi bir ülkede müstehcenlik... Bugün Mete Bey de söylüyordu, hakimin teki diyormuş ki "dogal olmayan cinsel birleşmeyi yasaklarım" diye, doğal olmayana nedire cevap ise 2 kişiden fazla kişi olması. Bence de bu yasa değişmeden, sansürün sınırlarını çizmek çok zor ama yasanın değişmesi için biz ne yapabiliriz onu bilemiyorum. Tek yapabildiğimiz gündem yaratmak ve belki biraz kamuoyu baskısı ama arkamıza destek veya sponsor almadan, büyük kuruluşları almadan işimiz zor. Keşke dijital ajanslar, reklamcılar, bilişimciler birleşip olayın ekonomik yönü konusuna değinseler... Sonuçta pek çok sektörü kötü anlamda etkiliyor bu engellemeler. Ama işte bir suskunluk, tepkisizlik... anlamak zor.Yaman Akdeniz gerçekten sabırlı bir insan, yine cevap veriyor:
“Işin içinde Atatürk'e hakaret, müstehcenlik falan olduğu için kimse sesini çıkarmıyor yarın terör ve 301 konusu da eklenecek ona da kimse sesini çıkarmayacak.
Müstehcenlik konusuna biz raporda biraz değindik, o konu öyle, içinde Türk kızı olursa da "müstehcen" oluyormus otomatik olarak geçenlerde okuduğum bir habere göre! Ankara'da bir Müstehcenlik Kurulu var biliyor musunuz?
Mevcut kanuna alternatif üretmek yanlış olur, tek alternatif kanunun kalkması ve sansüre son verilmesi. Ondan sonra çocukları korumak istiyorsanız çocukları eğitirsiniz, zamane çocuları çok akıllı bunu untumayalım! Ailelere ev bilgisayarlarında kullanmaları için bedava filtre verirsiniz, bunun artılarınıve eksilerini öğretirsiniz, aynı tip filtreleri okullarda ve internet cafe'lerde de kullanırsınız olur biter alın size çözüm eğer gerçekten amaç çocukların korunması ise.
Bu sefer o zaman bu suçları işleyenler Atatürk'e hakaret edenler ne olacak diyecekler, onlara da bulun suçluları işledikleri suçtan dava edin diyeceğiz. Sonuç itibarı ile bu katalog suçların hemen hemen hepsi dikkat ederseniz "davranış suçu" (conduct crime) - mesela Atatürk'e hakaret etmek suç olan, çocukların cinsel istismarı, intihara teşvik, kumar oynatmak.... Aslinda bunların hiç biri "içerik suçu" (content crime) değil. Bu tip yayınlara bakılması, okunması, veya bulundurulması çocuk pornosu dışında hiç biri için yasak değil, yani siz bakarak okuyarak bir suç işlemiyorsunuz, o zaman suç işleyenlerle uğraşın, bana okunması bakması yasak olmayan şeylere erişimi neden engelliyorsunuz o zaman? Engelleme amacı çocukların korunmasi, ben çocuk muyum? Mantıksızlığa bak sen!
Suç işleyenleri ya bulamıyorlar ya da yurt dışındalaro zaman erişim engelliyorlar.. Ortada büyük bür tutarsızlık, orantısızlık ve ölçüsüzlük var. Kamuoyu ve medya ciddi ciddi ilgilense üstüne gidilir ama ilgi yok. Kaç tane ünlü meşhur adam bugün çıkıp blog'uma erişimi engelliyorsunuz dedi? Ankara'nın üzerinde ciddi bir baskı yok, onlarda bunun farkında...
Toplumda da "eskisi gibi "devlet büyüklerimiz yasaklamış biz girmeyelim, okumayalım o zaman" mentalitesi yok artık. Zaman ve toplum değişti sivil toplum devletin ya da mahkemelerin kararlarını sorguluyor, susmuyor ve SansüreSansür gibi çok önemli sivil toplum hareketleri halkın içinden ses çıkarmaya başladı, hatta dernek ve vakıflardan daha sistematik çalışmaya başladı bile.”
28.04.2009
Sansür ve susan reklamcılar...
Oysa dünyada viral pazarlama giderek önem kazanıyor. Viral ve gerilla mecralar ana mecraların önüne geçiyor her geçen gün, WOMM'in önemi artıyor. Bloglar, vloglar, facebook, youtube... Her şey artık viral olarak yayılmaya başladı. Bizim ise bu önemli mecramız tehdit altında. Bir kampanya düşünüyoruz, bunun viral ayağı demeden önce bir kez daha düşünüyoruz çünkü artik Youtube yok. Bugün Blogger gitti. Yarın kimbilir hangisi gidecek bilemiyoruz.
Ve biz reklamcılar, dijitalciler, tasarımcılar, webciler hep susuyoruz. Oysa bu en çok bizi etkiliyor, bizim mesleğimize sekte vuruyor, dünyadaki gelişmelerin gerisinde kalmamıza sebep oluyor. Onlar yeni mecralar derken, bizim hep ve hala TV, basın, radyo odaklı düşünmemize neden oluyor. Sonra soruyor muyuz, bizim sektör neden gelişemiyor diye bu ülkede? Müşterilere söylenmeyi bırakıp çuvaldızı kendimize batırsak ya, ne yapıyoruz ki biz gelişsin diye reklamcılık?
Bugün reklam alanlarımız kısıtlanıyor, mecralar erişime engelleniyor ama bizden çıt yok. Oysa ki biz değil miyiz, buralardan para kazanan? Bizim işimiz değil mi bir şeyleri duyurmak, "awareness" yaratmak? Biz değil miyiz ödül almak uğruna paraları bayılıp, ghost ilan yayınlayan? Biz değil miyiz sosyal sorumluluk ilanlarını kreativite adına güle oynaya yapan?
Gelin görün ki bir ortak bildiri bile yayınlayamıyoruz sansüre karşı. Ironik değil mi?
Biz, bir avuç insan, tamamen sivil inisiyatifimizle Sansüre Sansür diye bir hareket başlattık, pek çok gazetede haber olduk. Reklam dünyasından, reklam dergilerinden çıt çıkmadı. Bir poster hareketi yaptık, yaratıcı olamıyoruz, müşteriler bırakmıyor diye ağlayan kreatiflerden katılım olmadı. Şimdi posterlerimizi sergiletmek istiyoruz, ama nasıl yaparız bilemiyoruz. Kendi cebimizden baskı parası toplamayı, galeri kirasını vermeyi düşünüyoruz çünkü sansürün en çok etkilediği sektör, yani bizim de içinde bulunduğumuz sektör, bizi görmezden geliyor, elini taşın altına koymuyor. Bir kişi kalkıp, bir durun biz basalım posterleri demiyor. RD, RV, RYD ve diğer tüm ilgili dernekler susuyor. Internet haberlerimizle çalkalanırken reklam dergileri konuya dair pek bir haber yapmıyor, böyle de bir hareket varmış demiyor. Reklam yazıları'na yolladığımız bu mektup, 3-5 tebrik ve daha çok kızgın cevaplar dışında pek de bir cevap almıyor, bir tartışma yaratamıyor.
Biz, bir avuç insan, kendi kendimize ses çıkarmaya çalışıyoruz ama bir yere kadar ulaşabiliyoruz çünkü günün sonunda, değişim için arkanda güçlü isimler olması gerekiyor. Bir kurumun kalkıp, siz benim reklam alanımı kısıtladınız diye baskı uygulayabilmesi gerekiyor. Baskı üç-beş idealist insanin bağırmasıyla olmuyor, günün sonunda maddi kayıplarla acılıyor karsı davalar, Youtube'dan reklam arşivlerini izliyordum, artık izleyemiyorum da değil. Sadece prensipte karşı olmak yetmiyor değişim için, somut şeyler gerekiyor. Ama reklam verenler susuyor, reklamcılar susuyor, webciler susuyor.
Oysa ki kalksa şu büyük derneklerden biri, toplu bir bildiri yayınlasa, ajanslar altına imza atsa, sansüre karşı ilanlar çıkılsa, posterler sergilense, o olsa bu olsa, belki bir şeyler değişebilirdi. Ne de olsa en iyi bildiğimiz iş kamuoyu yaratmak, bilinirlik sağlamak değil mi bizim?
Maalesef reklamcılar sadece reklam sektöründeki dedikodulardan bahsediyor, çıkan reklamları eleştirmeyi biliyor. Sektörün geleceği adına böylesine tehlikeli bir ortam varken, bir şahsın kalkıp bir gazeteyi kapattırabildiği bir saçma uygulamalar silsilesi içinde yaşıyorken, koskoca blogger kapatılırken, dünya aya giderken ve biz yerimizde saymaya hatta geri gitmeye mahkum bırakılırken, sadece TV reklamlarının eleştirisi yapılıyor.
Ne zaman uyanacak bu sektör? Bu sansür TV'ye sıçradığında mı? Zaten hâlihazırda sıçramıyor mu?
Fransa'da koskoca Saatchi, internet sansürüne karşı yapılan kampanyaya destek vermiş, bizde çıt yok. Hayret.
Açıkçası, reklam sektöründen, reklam verenlerden, dijital ajanslardan, web tasarımı yapanlardan destek bekliyoruz. Sansüre karşı bir şeyler yapmak için hepinizi geç olmadan harekete çağırıyoruz.
Sınırları olmayan haberciler: Sanal sansür, Olcayto Cengiz
Olcayto Cengiz'in yazısını aynen aktarıyorum;
Biz hala duralım. Biz derken, 3-5 haddini bilmeyip sansüresansür‘le cevap vermeye çalışan, bana dokanmayan yılana ben kapıyı açarım demeyip “Bi dakka bu işin sonu fena”diyen ipe sapa gelmeyen çoluk çocuk internetçiden bahsetmiyorum. (bizden söz ediyor kendisi:)
Biz.
Sesli okuyun; “BİZ”.
Sansür mekanizmasının tıkır tıkır sistemli bir şekilde işlediği cinnet vatanımda her geçen gün bir şeyler kapanıyor, yasaklanıyor, engelleniyor. Bunların başında internet, yani haber alma -kusura bakmayın siz sevgili kırmızı koltuk sakinleri, porno ya da küfür değil, haber alma- özgürlüğü kısıtlanıyor.
İnternet kullananlar, blog yazanlar, bilgi aktaranlar “sarı basın kartı” sahibi olmadığı için mi bu yok sayma? Hadi öyle diyelim, bu ülkenin gazetecileri nerede? Nerede kaldı gerçek gazetecilik, “babali” ruhu?…
12 Mart, 2007′den bu yana “Sınırları olmayan haberciler” tarafından “Dünya sanal sansüre karşı durma günü” olarak nitelendiriliyor. Bilen var mı?
Birileri halen kendi yağında kavrulup bir şeyleri değiştirme çabasında bulunsun memleketimde, bakınız Fransa’da, evet burnundan kıl aldırmayan, insan hakları beyannamesi gibi bir mevzuyla adı birlikte anılan Fransa’da internet sansürüne karşı bu haberciler nasıl bir gerilla taktiği uyguluyorlar.
Üstelik Saatchi&Saatchi’nin yardımıyla…
Biz de buradan bakıp “Helal olsun, yürü be” diyip, ktunnel’ı tıklayalım hadi.
Saatchi & Saatchi, Paris tarafından yapılmış harika bir gerilla film var ancak teknik yetersizlerim yüzünden buraya akaramadım. Olcayto'nun sitesinden izleyiniz derken Sunipeyk yetişti imdadımıza. Buyrun buradan izleyin.
Saatchi & Saatchi, Paris, France
YY/CD: Christophe Coffre
SY/RY/AD&C: Olivier Gamblin, Arnaud Van Den Abeele
12.04.2009
Sansür ve Atatürkçülük
Bugün gazetelerde google'ın kapatılmasına ilişkin talep ile savcılığa gittiğiniz yazıyor.Gerekçe ise google araması sonucunda bulduğunuz bir takım Atatürk karşıtı video'lar.
Ben de Atatürk'çüyüm ve hatta iddia ediyorum ki sizden daha Atatürk'çüyüm. Çünkü ben Atatürk'ün bu gençlik için istediklerinin, hayal ettiklerinin gerçekleşmesini istiyorum. Onun eğitime verdiği önemle, eğitimin önem kazanmasını, okuyan - yazan -düşünen bir toplum olabilmeyi, çağdaş medeniyetler seviyesine çıkabilmeyi istiyorum; sansürün pençesinde kıvranan, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerle birlikte internet sansürü uygulayan, interneti özgür bırakamayan, bence bir nevi kitap yakan ülkeler arasında olmayı değil.
Oysa siz, Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, "Atatürk" bahanesi ile, O'nun fikirlerine, öğretmeye çalıştıklarına tamamen ters bir şey yapıyorsunuz. Binlerce insanın kaynak olarak kullandığı bir web sitesini kapattırmaya, insanların günümüzün en önemli mecrasına erişmesine sekte vurdurmaya çalışıyorsunuz.
Bu mudur Atatürkçülük? Sansür gerçekten Atatürkçü düşünce ile bağdaşıyor mu sizin için? Bağdaşıyorsa, ben sizi yanlış anlamışım çünkü. Eğer bağdaşıyorsa, Atatürk'e bir hakaret var diye bütün Google'i bu insanların elinden alacak kadar, bunu riske atacak kadar bencil ve dar kalıplar içinde düşünüyorsanız siz Atatürk'çü asla olamazsınız.
"Beni görmek demek behemahal yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir."
Siz onun fikirlerini anladığınızı mı düşünüyorsunuz? Anlıyorsanız, neden A.O. gibilerin bu ülkeye yaptığı kötülüğü bir de siz yapıyorsunuz? Anlıyorsanız, neden bu ülkenin bilgiye erişiminin kısıtlanmasına katkıda bulunuyorsunuz?
Kapatılan web siteleri ya da yakılan kitaplar... Ne fark var? Atatürk'e hakaret eden bir kitap bulsanız, onu da yaktıracak mısınız? Bu çağda kitap yakan zihniyete dönmemizi mi isterdi Atatürk? Peki siz bunu yaparsanız, bunun sonunun nereye gideceğini görebiliyor musunuz? Göremiyorsunuz belli ki çünkü at gözlükleriyle bakıyorsunuz.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak sizin sansüre savaş açmış olmanız gerekirdi esasında geçin şunu yapmayı.
Ben artık sizin samimiyetinize inanmıyorum.
Bu hatadan tez zamanda dönmeniz dileğiyle.
Google da sansürden nasibini alacak mı?

Bugün öğrendim ki Atatürk’ün kişilik haklarına ve manevi şahsiyetine ağır hakaretler içerdiği öne sürülen bir site nedeniyle arama motoru Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıyaymış. Atatürkçü Düşünce Derneği “Kemalizmin karın ağrısı” yazıp da googlelayınca bulunan sitede Atatürk'e ağır hakaretler içeren ifadelerin olmasını gerekçe göstererek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş. Arama motoru yöneticilerinin cezalandırılması ve Google'ın Türkiye'de erişime kapatılmasını istemiş! Bu sitenin Google tarafından desteklendiği belirtilmiş dilekçede.
Derneğe bazı sorular sormak gerek bence.
1. Bilgi ve iletişim çağının sonuna geldiğimiz bir dönemde bunu yapmak sizce Atatürk'e hakaret değil midir?
2. Yeni iletişim teknolojilerini biraz olsun anlamaya çalışmak O'na layık olmak adına atılacak daha akılcı bir yaklaşım değil midir?
3. Atatürk'ün düşüncelerini savunmak demek savcılığa suç duyurusunda bulunmaktan mı geçer? Yoksa daha çağdaş yöntemler bulma ihtimaliniz var mıdır?
4. Teknolojiye savaş açıp, zaten ağır işleyen adalet mekanizmasını daha da yavaşlatacağımıza onu anlayıp, kendi teknolojimizi üretmek sizi/bizi daha özgür ve güçlü kılmaz mı?
1.04.2009
Göbeğini kaşıyan adamı huzursuz etmek!

Herkese merhaba.
Sanırım bir önceki arkadaşımızın yazısında, hareketin, eylemlerin bizi tatmin etmediğini açıkça görüyorsunuz. Bahsettiği gibi herkesin yapabileceği, sadece internet sitelerine uygulanan sansürler değil diğer mecralarda yapılan ve daha önce yapılmış sansürleri de içine alacak, aynı zamanda toplumumuzun tüm katmanlarının anlayabileceği, destek olabileceği bir eylem planına ihtiyacımız var.
Bu eylem öyle bir şey olmalı ki bir dernek, bir grup oluşunca anamızın babamızın bile bize terörist gözü ile bakabildiği ülkemizde insanların çekinceleri olmadan katılabileceği bir eylem. Öyle bir eylem ki herkesin katılabileceği basitlikte bir eylem. Öyle bir eylem ki çok basit, çok kolay ve çok eğelenceli.
Biz toplum olarak eylemci insanları çok sevmeyiz, onlara huzur bozan boş beleş işler yapan insanlar olarak bakarız, bunun ülke tarihimizde yaşananların etkisi ile olduğunu az çok kitap okumuş yaşdaşlarım bilirler. Fakat nereye kadar? Biz, siz, ben, sen göbeğini kaşıyan adamlar.
Evet öyle bir eylem ki göbeğini kaşıyan adamın dahi hoşuna gidecek, huzursuz olacak, katılmak zorunda hissedecek.
Akşam işinden evine gelen abimiz, televizyonu açıyor koltuğuna oturuyor ve bizden habersiz, sansürlerden habersiz çünkü ne verilirse onu yiyen bir abimiz o. Abi deyip geçmeyin, o abiler oy veriyorlar ve Türkiye'nin yarısından fazlası o abi. Yani bizler onları da bu işin içine katmak durumundayız.
Şimdi dostlar, biz çekirdek grup diyebileceğimiz bir çevre insanına sesimizi duyurduk, ilk eylemle belli bir olgunluğa eriştik, şimdi gerilla harekatına başlama vakti gelmiştir. Göbeğini kaşıyan abilere sansürün sözlük anlamını öğreteceğiz, daha sonra örnekleri gösterip bunun neme nem bir şey olduğunu anlatacağız.
Facebook'da çok acayip gruplar var, bazen bakıp -yahu binlerce kişi nasıl oluyor da bu grupta toplanıyor diyenleriniz vardır benim gibi. Yine aynı şekilde çoğunuzun sadece internet ve benzeri iş dallarındaki insanların bir araya geldiği buna benzer toplantı vb. şeyleri görüyorsunuzdur. Bilmemiz gereken en önemli konu "bize kimse/hiç bir şirket sponsor olmaz" biz onları mecbur bırakırız, bu işler böyle. Biz enteresan, dahiyane ve zekice bir hamle, bir eylem yaparsak şayet ve bu abilerimizin dikkatini çekerse göreceksiniz peşimizden koşacaklar.
Haydi şimdi herkes diğer bize göre normal insanlardan da fikir alarak eylem planlarını yazmaya; bilgi@sansuresansur.org
Bu kadar miydi?
Yine bir sey yapsak keske. Cunku bir gaza geldik, bir seyler yaptik, konuyu gundeme tasidik. Cok da guzel gitti her sey ama sonra gazimiz sondu, ve biz susmaya basladik.
Eksi sozlukte bizden pek hoslanmayan bir arkadas vardi, o yine elestirmis bizi, "nooldunuz bitti mi" diye, cevap vermek istedim, verecek cevap bulamadim. Hakkaten noolduk, bitti mi? bu kadar miydi sesimiz?
Dusunelim derim ben, tartısalim, bloglarimizda, sitelerimizde nasil bir sey baslatabiliriz. İlgiyi cekecek, konuyu tekrar gundeme tasiyacak ne yapabiliriz? Keske Youtube'un birinci yildonumunde yapsaydik, o da kacti :) Olsun ama bahaneye gerek yok cunku bahanemiz zaten baki, siteler hala kapaniyor mu, kapanıyor. O zaman niye duralim?
Biz bir dernek degiliz, biz bir avuc internetciyiz. O yuzden yuruyuslere katilacak kadar organize olamiyoruz. Ama biz de kendi bilgilerimizi kullanarak, bir şeyler yapabilecegimizi gorduk. Kıvılcımı internette çakabiliriz biz, yeterince buyuk bir kivilcim oldugunda gercek hayata taşınıyor zira. Eşyanın doğasına aykırı bir şey yapmamıza gerek yok, biz internetciyiz ve orada olmaliyiz belki de. Belki de sonrasinda o kadar tepki koyamamizin da sebebi buydu, yuruyustu, sergiydi gibi islere kalkistik, olay bizim uzmanligimizdan cikti :) Oysa ki blog tepkisini, surdurseydik, gazetelerin televizyonlarin ilgisini cekmistik zaten. Belki de hic baska bir sey denememeliydik.
Bana sorarsaniz bize isik kapama gibi bir sey gerekiyor. Herkesin kolaylikla katilabilecegi, uzun surelere yayilan, insanlara bir deneyim yasatan, anlamli bir tepki. İsik kapamanin internetcesi belki. Nedir o, onu bulmak gerek?
Tepkiyi koyup, insanlara konuyu hatirlattiktan sonra, basinin ilgisini cektikten sonra, cozum odakli oneriler gundeme gelecektir zaten. Avukatlar, dilekceler, mahkemeler... Ama bunlar su an icinde oldugumuz uyusuklukla olacak gibi değil.
Ortaya atiyorum iste. Bir cinfikir gerek bize. Cinfikirli bir internet protesto fikri. Yok mu fikriniz? Hadi tartisalim.
25.03.2009
Sansür Durmak Bilmiyor!

Bloggum'a Erişim Engellendi
Ülkemizdeki internet sansürü gün geçtikçe artıyor. Son sansür vakası da dün engellenen ve temeli Türk bir blog servisi olan Bloggum.Önceden de sansürlenen ama sonradan sansürü kaldırılan Wordpress ve Blogger gibi Bloggum da belirli sayfalar yerine komple erişime engellendi! Wordpress ve Blogger sansürleninde herkes ayağa kalkmıştı ama Bloggum engellenince, -biraz da kullanıcı sayısı diğerlerine göre çok daha az olduğu için- ne yazık ki büyük bir tepki olmadı. Ve yine ne yazıktır ki insanlar sansür ayıbına alışmaya başladı.
Bloggum'un yaptığı açıklama :
2 yıl önce ilk yayına başladığımız zamanlarda wordpress.com yayına kapatılmıştı. ve biz o sıralar daha çiçeği burnunda bir blog servisi olarak bir yarışma düzenlemiş ve ödülleri kazanan blogculara vermiştik. o yazıda aynen altı çizili olarak şunu yazmıştık wordpress.com kapatılması olayı umudumuzu şimdilik kırsada , gelecekten umutluyuz. ve şimdi gördük ki o zamanki umutlarımız bu güne gelindiğinde gerçekleşmediği. bizi bu gün işte ayenen üzen bu hayal kırıklığı. bizler dünya ligine çıkmayı hedeflerken ülkemiz bizi yasakladı. tabiki kapatılma nedenimiz illegal içerik, telif hakları ve başka bir konu olabilir. bu internetteki bir yazı yüzünden tüm interneti erişime kapatmak gibi bişey. bize gelen geri bildirim ve şikayetler doğrultusunda 100 lerce blogun yayınına son verdik. binlerce içerik silindi. bize herhangi bir uyarı yada şikayet bildiriminde bulunmadan kapatılmak gerçekten binlece üyesi ve miliyonlarca ziyaretçisi olan bir siteye büyük haksızlık. bizler gerekli girişimlerde buluncağız. mağdur durumda olan blogcularımızı bu durumdan kurtarmak ve yeniden yayına geçmek için elimizden geleni yapacağız. bu arada siz üyelerimizden ricamız tepkinizi her türlü platformda dile getirmeniz yazmanız. böyle yapmayacak olursak dünyada ülkemiz daha uzun yıllar sansürcü ülkeler listesinde yer alacaktır.Konuyla ilgili bazı paylaşımlar ve blog yazıları: 1,2,3,4
20.03.2009
Helal Etmiyorum!
AKP’nin seçim rüşvetlerine karşı açılan ve hızla destek gören helaletmiyorum.org bilinmeyen bir sebeple kapatıldı.
48 saat içinde yaklaşık 15 bin tekil kullanıcıya ulaşan site internet üzerinde bir muhalefet oluşturmayı amaçlıyordu.
AKP’nin seçim rüşvetlerine kanıp oy veren kişilere sitemkar bir dille “hakkımı helal etmiyorum” diyen sitede yardımlara karşı olunmadığı belirtiliyordu. Sitemizde sadece yardım karşılığı oy değiştirenlere sitem ediliyordu.
AKP’nin sosyal devleti bitiren ve çirkin bir sadaka kültürünü topluma dayatan siyasetini eleştiren helaletmiyorum.org’un yeniden açılması için çalışmalarımız sürüyor.
Her müdahalede sesimiz daha yüksek çıkacaktır.
Tek bir düşünce düzeni oturtmaya çalışan ve bu düzene karşı olan her türlü atılımın önünü kesen bu totaliter rejim yanlısı tavırların en kısa zamanda bitmesini yürekten diliyorum.
10.03.2009
Ne evrimi mel'un!
TÜBİTAK, yani Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, Türkiye'nin en üstteki bilim kurulunun senelerdir yayın hayatını sürdüren Bilim & Teknik dergisi hükümetin politikaları doğrultusunda yayın hayatını farklı kulvarlarda sürdürmeye başladı. Öyle ki, Evrim Teorisi'nin sahibi Darwin'in kapak olduğu son (mart) sayısı, kapak ve içerideki 15 sayfa üst yönetim tarafından sansüre uğradı. Badem bıyıklıların işgal ettiği TÜBİTAK'ın bu efsanevi dergisinin yayın yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman ise görevinden alındı! (Aşağıdaki yazı Tempo'dan alınmıştır.)
"UNESCO, Darwin’in 200. doğum yıldönümü ve “Türlerin Kökeni” adlı eserinin yayımlanmasının 150. yılı nedeniyle 2009’u “Darwin yılı” ilan etti. Tüm dünyanın en önemli bilim kurumları Darwin’i çeşitli aktivitelerle anarken, en prestijli bilim dergileri yazılar yayımladı. TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Dr. Çiğdem Atakuman da, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart 2009 sayısının kapak konusu olarak belirlediği Darwin ile ilgili yazılara yer verdi. Ancak geçen hafta başında dergi basım aşamasındayken, Yayın Kurulu Üyesi de olan Prof. Dr. Cebeci, son anda bu yazıları dergiden çıkarttı ve Atakuman’ı 6 Mart’ta odasına çağırarak, yayın yönetmenliğinin yanı sıra vekâlet ettiği Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı’ndan da aldı. Resmi bildirimin ise kısa süre içerisinde yapılacağı öğrenildi. Darwin gitti küresel iklim geldi
Cebeci’nin müdahalesinin ardından Darwin’in yerine, “Küresel İklim Değişikliği” kapak konusu olarak belirlendi. Darwin yazıları dergiden çıkarılmış olmasına karşın, şimdiye değin yayımlanan Darwin ve evrim kuramıyla ilgili kitapların kısa tanıtımlarına dergide yer verildi. Böylelikle Bilim ve Teknik Dergisi, tarihinde ilk defa sansüre uğradı.
Atakuman olayı doğruladı
Çiğdem Atakuman görevden alınması yolundaki haberleri yalanlamadı ancak, "Halen TÜBİTAK çalışanıyım. Konuşmam doğru olmaz" dedi. Derginin değiştirilen mart sayısında Atakuman’ın ismi künyede yer değiştirdi ve "Sorumlu Yazı İşleri Müdürü" olarak yer aldı. 'Nöbet değişikliği olabilir'
TÜBİTAK’ta nöbet değişikliklerinin olabileceğini belirten Cebeci, Milliyet'in “Müdahalenizle kapak konusu değişti mi? Çiğdem hanımı görevden aldınız mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Ben kapakta Darwin göremiyorum. İç süreçlerimiz sağlıklı şekilde işliyor. Çiğdem hanımın şu anda görevden alındığını sanmıyorum. Görevden almada benim imzam olur mu, olmaz mı bilmiyorum ama yetki başkanın. Ben görevden alamam. Ama talep eder miyim onu da bilemiyorum.”
Tartışılan Kurum
TÜBİTAK yönetiminin şekillenmesi AKP döneminde zaman zaman tartışma konusu oldu. 2004’te vekâleten Başkanlığa atanan Prof. Dr. Nüket Yetiş, 2008’de adı “Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu” olarak değiştirilen ve yeniden düzenlenen yapısıyla TÜBİTAK’a bu kez asaleten atandı.
Prof. Cebeci Suudi Arabistan’da çalıştı
Prof. Cebeci, ODTÜ Kimya Mühendisliği’nden mezun oldu. ABD’de doktora yapan Cebeci, önce ODTÜ’de, 1980-1989 arasında da Suudi Arabistan’da Kral Abdülaziz Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1984’te aynı üniversitenin Hizmet Ödülü’nü alan Cebeci, 1990’da profesör oldu, 2003’te de TÜBİTAK Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildi.
42 yıldır yayımlanıyor
TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, 42 yıldır, Türkiye’nin ilk ve en önemli popüler bilim dergisi olarak yayın hayatını sürdürüyor. TÜBİTAK 1993’ten itibaren popüler bilim kitaplarını da yayımlamaya başlamıştı.
Evrim iki kez kapak olmuştu
Bilim ve Teknik Dergisi daha önceki yayınlarında sık sık evrim konusuna yer vermişti. Son on yıl içerisinde dergide 59 adet evrimle ilgili makale yayınlanırken, daha önceki iki sayının kapak konusunu da evrim oluşturdu. Derginin Şubat 1999 sayısının kapak konusu 'Canlıların Evrimi'... Bilim ve Teknik Dergisi, Kasım 2001'de de 'Evrim Tartışmaları' kapağıyla okuyucularının karşısına çıktı. TÜBİTAK bünyesinde yayınlanan Popüler Kitaplar serisinde de 'Darwin ve Evrim Kuramı'na dair yayınlanmış kitaplara yer veriliyor. 'Üçlü Sarmal, 'Darwin ve Sonrası', 'Darwin ve Beagel Serüveni' bu seride çıkan kitaplar arasında yer alıyor. Popüler Kitaplardan en son da 'Yaşam öyküleri' serisinden Charles Darwin'in biyografisi yayınlandı.
Semavi dinlerle ters düşüyor
19. yüzyılda yaptığı çalışmalarla bilinen İngiliz doğabilimci Charles Darwin, canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ve doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini anlattığı “Evrim Teorisi”yle biyoloji biliminin temelini de oluşturmuştu. Teorisiyle, semavi dinlerin merkezindeki “yaratılış” fikrine ters düştüğü gerekçesiyle eleştirilen Darwin’in “Evrim Teorisi”, insanların, goril ve şempanze gibi maymun türlerine benzerliğini de ortaya koymuştu.
4.01.2009
Ne Yaptığınızın Farkında Mısınız?
Vakit Gazetesi'ne...
Haberciliğin Yansızlık, Duyarlılık ve Etiklik ilkelerini, her şeye rağmen gazeteci kimliğiniz olduğunu düşünerek size öğretmek niyetinde ve zahmetinde değildik fakat gazetenizde yapılan haberler ve habere dayalı akla, mantığa ve vicdana sığmayan yorumlara gazeteci olamasak bile başta “İnsan” oluşumuzdan kaynaklı bir içgüdüyle tepkisiz kalamadık ve bu ilkeleri size büyük bir şiddetle hatırlatmaya karar verdik.
Ankara’da doğalgaz yüzünden ölen yedi genç ile ilgili “İsrail'in Gazze’ye yönelik katliamına rağmen yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, çeşitli rezaletlerin yanı sıra facialara da sebep oldu” ile başlayıp devam eden haber metninizin hangi habercilik anlayışı, ilkesi ve duyarlılığı ile yazıldığını merak ediyoruz. Yaşları 19 ile 23 arasında değişen, hayatlarının baharında yedi gencin doğalgazdan zehirlenerek ölmelerini, alkole, uyuşturucuya, ahlaksızlığa, Filistin’e bağlamanız akıl alır bir şey değil ve hiçbir şekilde dine ya da insanlığa sığmıyor.
Kimse Filistin’de çocuklar ölüyor diye sevinmiyor. Hiç kimse Kuran kursu yıkılıp da altında can veren çocuklara sevinmiyor. Kimse depremde ölen binlerce cana sevinmiyor. Yılbaşı kutlaması ya da değil, alkollü ya da değil, hatta inançsız ya da değil, hiç kimse böyle bir ölümü hak etmez. Dindar geçinen bir gazetenin, inandığı din uğruna bunu söyleyebilmesini beklerdik. Ama siz yaptığınız haber ve yorumlarla, resmen "ölümü hak ettiler, kendi suçları" demeye getiriyorsunuz ve işin esas sorumlularının aranmasına engel oluyor, olaydaki ihmalin göz ardı edilmesine sebep oluyorsunuz.
Ne yaptığınızın farkında mısınız?
O çocukların kim olduğu ve ne yaptığı bilinmez. Önemli de değil, ölüm sebepleri bunlara bağlı değil çünkü. Doğalgaz sızıntısı sizi de uykunuzda yakalayabilir. Ne olursa olsun, ölüm “yaşasın, hak ettiler” denecek bir şey değildir. Bunu demek katillere icazet vermektir. Size göre alkol alan birinin, açık giyinen birinin, kızlı erkekli aynı evde bulunan birinin, bir katilden, bir tecavüzcüden daha ahlaksız olması ne kadar acı.
Sizi, acı bir olay sonucu vefat etmiş yedi genç arkasından geride kalan yakınlarını ve ailelerinin neler hissedebileceğini de düşünemeyerek her türlü akla, mantığa ve vicdana sığmayan yorum içerikli bu haber yüzünden ne çeşit tepkiler alabileceğiniz konusunda bir örnekle defalarca düşünmeye davet ediyor, yedi genç ve aileleri gıyabında şiddetle kınıyor ve bir an önce bir özür metni yayınlamanızı bekliyoruz. Özür dileyeceğinizi umuyoruz çünkü o ailelere bir özür borçlusunuz, bu ülkeye bir özür borçlusunuz.
Ölenlerin her ne olursa olsun, insan olduğunu hatırlamanız ve bu tip bir acıyı bir gün sizlerin de yaşamamanız dileğiyle... Dikkat edin, "yaşamamanız" diyoruz çünkü biz iyiyiz, biz insanız, biz kimse ölsün, evlat acısı yaşasın istemiyoruz!!!
Bir grup iyi “İNSAN”
3.12.2008
Nacizane Sozluk Yasagi
bilgi verilmeden geçtiğimiz günlerde yapılmış, ikinci mahkeme ise
04.12.2008'de yapılacakmış. herhangi bir destek bulamazlar ya da
kamuoyu oluşturamazlarsa Kerem Altıparmak öncülüğünde aihm'ye
başvuruda bulunmaya hazırlandıklarını söylüyorlar.
Aşağıda nacizane sozluk'un basin bildirisi yer aliyor:
"susturamazlar!
bizler, internet üzerinden iletişimin ve bilgi akışının bugün en büyük
enstrümanlarından biri haline gelmiş olan internet sözlüklerinden
(url: www.nacizanebilgi.com) adresli nacizane bilgi sözlüğünün
yazarları olarak, uzunca bir süredir, maksadını aşan bir mahkeme
kararıyla susturulmaya çalışılıyoruz. aslında maksat aşılmamış bizlere
göre. maksat ne yazık ki hakikaten susturmak ve biz gerçekten de ne
olduğunu anlayamıyoruz. mantığımıza sığmıyor çünkü. o zaman en iyisi
şöyle düzeltelim:
uzunca bir süredir, hukukun boşluklarının kötüye kullanılmasıyla
aldırılmış bir mahkeme kararıyla susturulmaya çalışılıyoruz.
suç unsuru olduğu öne sürülen içerikler yüzünden, sitemizin tamamı
engellenmiş, iletişim ve haber alma hakkımız gasp edilmiştir. hiçbir
ticari kaygı gütmeyen sitemizden istenenler ve sitenin tekrar
açılabilmesi için gözden çıkarmamız gereken bedeller ne yazık ki
bizleri kapanmanın eşiğine kadar getirmektedir. her zaman her türlü
görüşün ülkemizdeki birlik ve beraberliği bozmadan özgürce dile
getirilebildiği nacizane sözlüğümüz de internetteki diğer birçok bilgi
paylaşım platformu gibi sansürün gölgesi altında bırakılmak
istenmektedir.
tv'lerin karartılması, dergilerin kapatılması, youtube gibi video
paylaşım sitelerine erişimin engellenmesi, blog sayfalarının
yasaklanması gibi uygulamalar bizi de vurmuştur, vurmaya devam
etmektedir.
bu mesnetsiz kısıtlamaların bununla kalmayacağı, gün geçtikçe
olanlardan cesaret alarak kendini yavaş yavaş inşa etmeye devam eden
baskı rejiminin bir gün hepimizi etkileyeceği açıktır.
bizler, nacizane sözlük yazarları, tüm bu sansürcü uygulamaları
protesto ediyor ve tüm kamuoyunu özgür internete destek, bu haklı
mücadeleye taraf olmaya davet ediyoruz.
bizler, tıpkı bizlerden once gazeteci, yazar, şair kısacası "düşünür"
büyüklerimizin yaptığı gibi, yılmadan korkmadan doğru bildiklerimizi
yazmaya devam edeceğiz.
susturulmaktan bıktık, konuşmaktan bıkmayacağız!"
25.11.2008
Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır kitabi yayımlandı
Cyber-Rights.Org.TR » Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır
Dr. Yaman AKDENİZ & Dr. Kerem ALTIPARMAK
Bu Çalışma İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) ‘İfade Özgürlüğü Programı’nın katkılarıyla 25 Kasım 2008 tarihinde http://privacy.cyber-rights.org.tr/ adresinde yayımlanmıştır.
Yönetici Özeti
Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak tarafından yazılan İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme başlıklı kitapta Türkiye’de İnternet’teki içeriğin yasal düzenlenmesi ve sansür konularında bir durum değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmada, İnternet’teki içeriğin yasal düzenlenmesi konusundaki diğer girişimlerin yanısıra yeni çıkarılan ve kısaca ‘5651 Sayılı Kanun’ diye anılan ‘İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’ ve onunla ilintili düzenlemeler de eleştirel açıdan değerlendirilmiştir. Kitap, mevcut düzenleme sistemlerinin nasıl işlediğini ve ağırlıklı olarak Türk yargısının yetki alanı dışında bulunan web sitelerine erişimin mahkeme ve idari erişim engelleme kararlarıyla nasıl engellendiğini örnekler vererek incelemiştir. Bu incelemede 5651 Sayılı Kanun’un uygulanmasıyla ilintili olduğu ölçüde ‘Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (‘TİB’) ve onun yasadışı etkinlikleri izleyen ‘İnternet Bilgi İhbar Merkezi’nin kuruluş ve işleyişi de değerlendirilmiştir. Çalışmada bu yeni düzenlemenin kapsamı dışında kalan erişim engelleme kararları da ele alınmıştır.
Kitabın Birinci Bölümünde 5651 Sayılı Kanun’dan önceki sansür uygulamaları, 5651 Sayılı Kanun’un gelişimi ve yürürlüğe girmesi, onun uygulamaları ve eleştirel değerlendirmesi dâhil olmak üzere, Türkiye’de İnternet içerik düzenlemelerinin tarihçesi ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Birinci bölüm, ayrıca Türkiye’deki web sitesi engelleme ve kapatmalarının temel gerekçelerini özetleyerek değerlendirmesini yapmıştır. İkinci Bölümde, Türkiye’de İnternet yönetimine ilişkin mevzuat ve uygulamanın, AİHS ve Anayasa hukuku açısından değerlendirilmesine yer verilmiştir. Engellemeye ilişkin yargı kararlarının ve idari işlemlerin etkinliği ile filtrelenmiş ve engellenmiş web sitelerine erişim için Türk kullanıcılar tarafından başvurulan ‘boşluklardan yararlanma’ teknolojilerinin kullanılabilirliği ve değerlendirilmesi de bu bölümde yapılmiştır. Kitap, daha sonra, Üçüncü Bölümde Türkiye’yi bu konuda ilgilendiren uluslararası gelişmeleri gözden geçirmiş, İnternet’te içerik düzenlemeleriyle ilgili olarak Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi düzeyindeki gelişmelere de değinmiştir.
Akdeniz ve Altıparmak, kitabın son bölümünde bazı önemli tavsiyeler sunmuştur. Bu bölümde 5651 sayılı Kanun’un kamuoyundan destek görmediğinin altı çizilmiş, ve 5651 sayılı Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan sorunlar ve mevcut hukuksal rejim değerlendirilmiştir. Kitapta açıklanan gerekçelerle 5651 Sayılı Kanun’un kaldırılmasının en doğru çözüm olduğu yazarlar tarafından öngörülmüştür. Akdeniz ve Altıparmak, Hükümetin, mevcut politikası yerine çocukları gerçekten zararlı İnternet içeriğinden korumak için yeni bir politika geliştirecek geniş bir kamuoyu yoklaması yaptırması gerektiğini, fakat bu yeni girişimin şeffaflık, açıklık ve çoğulcu bir yöntemle gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yazarlar Hakkında
Doç. Dr. Yaman Akdeniz Leeds Üniversitesi (İngiltere) Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Fakülte içinde kurulmuş olan SiberHukuk Araştırma Ünitesi’nin koordinatörlüğünü yapmaktadır ve SiberHukuk LLM (hukuk ‘master’) programından sorumludur. Aynı zamanda Cyber-Rights.Org adlı kar amacı gütmeyen sivil toplum örgütünün kurucusu ve 1997’den beri başkanıdır ve 2003 yılından beri de bilgi edinme hakkı konusunda çalışmalar yapan BilgiEdinmeHakki.Org’un ortak kurucu başkanıdır. ‘İnternette Çocuk Pornografisi ve Hukuk; Ulusal ve Uluslararası Etkiler’ (Internet Child Pornography and the Law: National and International Responses) adlı kitabı Haziran 2008’de Ashgate tarafından yayımlanmıştır. Akdeniz hakkında daha fazla bilgiye http://cyberlaw.org.uk adresinden ulaşabilirsiniz. İletişim için lawya@cyber-rights.org adresini kullanabilirsiniz.
Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyesidir. SBF’de lisans ve lisansüstü düzeyde insan hakları ve idare hukuku dersleri veren Altıparmak, Fakülte’nin İnsan Hakları Merkezi’nin de yönetim kurulu üyesidir. Merkez tarafından yürütülmekte olan araştırma ve eğitim programlarından sorumlu olan yazarın ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış insan hakları ve silahlı çatışma hukukuna ilişkin çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Yazarın çalışma konuları arasında ifade özgürlüğü dışında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, işkence yasağı ve insan hakları kurumsallaşması bulunmaktadır. Çalışmaları için bkz: http://80.251.40.59/politics.ankara.edu.tr/altipar/ İletişim için: kerem.altiparmak@politics.ankara.edu.tr.
Kitap Erişim: İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme PDF formatında http://www.cyber-rights.org.tr; http://cyberlaw.org.uk; http://www.ihop.org.tr/ sitelerinden hem Türkçe hem de İngilizce olarak 25 Kasım 2008 Salı günü yayımlanacaktır. Çalışmanın basılı Kitap olarak da İHOP’tan ve kitapçılardan temin edilmesi mümkün olacaktır.
1. İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme - Siyah/beyaz PDF versiyonu
2. İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme - Renkli PDF versiyonu
3. For the English versions of the book click here.
5.11.2008
Mustafa...
Günde belki on tane mail geliyor. Mustafa filmi ile ilgili. Gidenler, "hayatta gitmem" diyenler, beğenenler, sponsor olanlar, olmayanlar… Ülkenin ruhsal durumunu Mustafa'ya bağlayan yazarlar… Can Dündar'a derinden destek veren Birand'lar ya da kendi kısa cümleleri ile yeren Yılmaz Özdil'ler.
Konumuz Atatürk. Hasas, kırılgan. Çok doldursan az, az doldursan çok olması olası… Herkesin hakkında bir şeyler söyleyebileceği çok tanıdık biri… Atatürk.
Millet olarak konuşabileceğimiz ortak konularımızı sayalım: futbol, politika(!), prime time dizileri ve Atatürk. Bu kategorizasyonda Atatürk'ün yeri tabi ki başka. Bu ortak konuların ortak yanı ne? Ağlatmaları, entrikaları, trajedileri… Son ana kadar kötü olup, son anda gelen zaferleri. Yıkılsalar da geri dönmeleri. Çoğunlukla mutlu sonları. Böyle bir iç yapılanmadan oluşan bir millet de Atatürk filminden ne bekler? Tabi ki ağlamayı. Milliyetçiliğinin üst seviyeye çıkmasını, tüylerin diken diken, yüreklerin buruk olmasını. Gerçeklerin sevdikleri yanlarını göz önüne serilmesini. İstemedikleri taraflarını da görmezden gelmeyi. İşte "Mustafa" filminde de görmezden gelmek istedikleri kısımlara odaklanmış bir eleştiri kitlesi görüyorum. Hatta içlerinde Osmanlı'nın o modernize edilmemiş tutucu taraflarını taşıyanları. Atatürk'ün değiştirmek isteyip değiştiremediklerini görüyorum. Atatürk'ün rakı bardağına bakıp "saf, alkol, kötü, yanlış" kelimelerinden öteye geçemeyenleri. Cepheden yazdığı mektuplara "aaa, oralarda kadınla mı uğraşılır" diyip, Atatürk'ün hayatla olan bağlantısını yadırgayanları ve onun yalnızlığını asla kabullenmeyenleri.
Liderler hep yalnızdır aslında. Amaçları vardır, büyüktür. Vücutları direnemez kendilerine ama amaçları direnir. En hareketli zamanlarda huzuru, en huzurlu zamanlarda da hareketi özlerler. Zaten onları lider yapan beklentilerinin bitmemesidir. Düzene yenilmemeleri ve düzeni inatla düzenlemek istemeleridir. Bu yüzden kabullenmek onlar için zordur. Noktalar güçtür. Bunları biliyorum. Çünkü "Mustafa" sayesinde bir lider ile ilgili sadece anlatılanları değil, liderin kendisini de görüyorum. Geceleri karanlıktan korkuyorum. Işıksız uyuyamıyorum. Atatürk'e benziyorum. Can Dündar'a da bana bu benzerliği fark ettirdiği için teşekkür ediyorum.
(Bir filmin bana hissettiklerini kendimi sansürlemeden salt olarak paylaşıyorum. Kelimelerimi özenle seçmiyorum. Çoğunluk hayır derken ben evet diyorum. Bu filmi olduğu gibi seviyorum. Ancak hayırcıların bu filmi kırpmasından, kendi kafalarına göre uyarlayıp bütününü yok etmesinden ve "yasak" başlığı altına koymalarından korkuyorum.)