22Agustos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22Agustos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.09.2011

Özgür Uçkan Akşam Gazetesi Röportajı -tam hali

28 Ağustos tarihli Akşam gazetesi röportajının kesintisiz hali.

Akşam Gazetesi Hafta Sonu Eki – Görüş / Dr. Özgür Uçkan

A. - 22 Ağustos düzenlemeleriyle ilgili bayağı bir haber çıktı ancak durum belirsizliğini koruyor gibi görünüyor. Bazı değişiklikler, ek düzenlemeler bekleniyor mu?

Ö.U. -Durum ciddi bir şekilde belirsizliğini koruyor. Biliyorsunuz, BTK 22 Şubat 2011 tarihinde, dört profil (Çocuk, Aile, Yurtiçi, Standart) üzerinden merkezi bir filtre uygulaması kararını “İnternetin Güvenli Kullanımı” adıyla yayınladı. Kararın 22 Ağustos’ta yürürlüğe girmesi gerekiyordu. Bu arada, 22 Ağustos’a çok az bir süre kala, 4 Ağustos 2011’de, ilk kararı revize eden ve profil sayısını ikiye (Çocuk ve Aile) indiren, 22 Ağustos – 22 Kasım arasında İnternet Hizmet Sağlayıcılara yönelik bir test süreci konumlayan, bu filtre profillerinin içeriğinibelirleyecek bürokrat ağırlıklı bir kurul kurulmasını öngören bir taslak karar daha yayınladı. Bu taslak kararı 10 gün süreyle kamuoyunun görüşüne açtı (bu 10 günün neredeyse yarısı hafta sonu tatillerine denk getirildi). Başta Alternatif Bilişim Derneği (ABD), Linux Kullanıcıları Derneği (LKD), İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD) ve Yaman Akdeniz, Kerem Altıparmak gibi uzman hukukçular olmak üzere bir çok kişi ve kuruluş görüş gönderdi. BTK bu görüşlerin değerlendirmeye alınıp alınmadığını, nihai kararın resmi olarak neye benzediğini açıklamaya tenezzül etmeden test sürecinin başladığını açıkladı. Bu açıklamayı da resmi olarak değil, BTK Başkanı’nın ağzından, şifahen yaptı. Şimdi, hukukçulara göre, resmi olarak ilkini ortadan kaldıran herhangi bir karar yayınlanmadığına göre, 22 Şubat tarihli resmi kararın yürürlüğe girmiş olması gerekiyor. BTK Başkanı Tayfun Acarer’e bakarsanız, taslak kararda sözü edilen test süreci başlamış bulunuyor! Bırakın öngördüğü işleyiş süreçleri hakkında şeffaf davranmayı, hukuken ciddi davranmayı bile beceremeyen bir kurumla karşı karşıyayız. Biz herhangi bir hukuk devletinde olması gerektiği gibi, milyonlarca internet kullanıcısını ilgilendiren bir konuda, hukuki, resmi, açık seçik ve gerekçeli bir şekilde yayınlanmış bir karar görmek istiyoruz. Kurum başkanlarının ve bir takım bürokratların şifahi açıklamaları kimseyi tatmin etmiyor ve etmek zorunda da değil... Yani evet, durum fena halde müphem. Neyi nasıl kimin test ettiğini bile bilmiyoruz. Kamuoyunda infial yaratan ve ciddi bir şekilde protesto edilmiş bulunan, uluslararası kuruluşların kınadığı ilk kararlarını aylarca cengaverler gibi savunduktan sonra niçin böyle bir değişikliğe gidildiğini açıklamak da kurumun görevidir. Ciddi hukuk devletlerinde böyle yapılır. Sonuçta internet bu bürokratların babalarının malı değil. Vergilerimizi harcayarak, bizi temsil edenlerin atamalarıyla bir takım işler yapıyorlar. Açık, şeffaf ve hesap verebilir olmalarını beklemek en doğal hakkımız.


A. - 22 Ağustos’ta yeni durumun denemesine geçildiğini öğrendik; bu aradan geçen kısa zamandaki gözlemleriniz nasıldır? Genel olarak mekanizma nasıl işliyor?

Ö.U. - Anlaşıldığı kadarıyla, internet hizmet sağlayıcıları BTK’nın öngördüğü merkezi filtre sisteminin denemelerini yapıyorlar 22 Ağustos’tan beri. Hemen hemen tüm internet kullanıcılarını etkilediği anlaşılan, sosyal medyada çok sayıda kişinin yakındığı genel bir yavaşlama, internet kesintileri dışında henüz bir şeye tanık olmadık. Zaten olmamız da gerekmiyor. Çünkü sistem henüz kullanıcılar düzeyinde değil, işletmeciler düzeyinde test ediliyor. Filtre sisteminin gerek içeriği gerekse teknik işleyişi konusunda çok sayıda kuşku var, ama süreç şeffaf olmadığı için henüz hiç bir şey bilmiyoruz. Sadece duyumlarımız var. Endişe verici duyumlar. Bu arada BTK’nın taslak kararında “filtre” sözcüğünün hiç geçmemesi de ilginç. Bir “güvenli internet”tir tutturmuşlar. Bu terim internetin güvenli kullanımını, yani ağ saldırılarından, virüslerden, solucanlardan vb. Korunan güvenli interneti çağrıştırıyor, ama BTK’nın lügatında “güvenli internet”, “sansürlü internet” veya “sınırlı internet” anlamına geliyor. Şubattan bu yana halkla ilişkiler konusunda bir kaç şey öğrenmişler anlaşılan. Ama bir iletişim profesyoneli, sözcükleri saklayarak anlamlarından kaçamayacaklarını söylemeli onlara. Sonuçta, ister dört ister iki profil öngörsünler, BTK’nın kafasındaki temiz internet, müphem bir tek tip ahlak dayatmasından başka bir şey değil. “Bizim çocuklar Google’da porno diye arıyorlar, bulduklarını engelliyoruz”, veya “toplantıda sunum yaparken birden bire porno çıkıyor” diyen bürokratların yönettiği bir kurumdan bekleneceği üzere, engellemeye çalıştıkları öncelikle porno siteler. Ama “porno”nun, daha doğrusu “müstehcen”in bizim hukuk sistemimizdeki anlamı son derece belirsiz ve keyfe göre yorumlanabilecek bir şey olduğundan, bu porno tanımına dünyaca ünlü yazarların klasikleri, gay-lezbiyen grupların iletişim platformları, cinsel hastalıklarla ilgili bilgilendirme siteleri, milyonlarca dolara satılan çağdaş sanat örnekleri vb. de giriveriyor. 2007’de çıkartılan 5651 sayılı internet sansür yasası uyarınca BTK bünyesinde kurulmuş Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) zaten bir tür “muzır kurulu” gibi çalışıyor. Bu arada sadece kafalarındaki porno tanımına uyan siteleri engellemekle kalmıyorlar. Çok sayıda politik aktivizm platformu, muhalif site, alternatif medya yayını da onlar için “tehlikeli” kategorisine giriyor ve hukuksuz, yani keyfi bir biçimde bunları da engelleyiveriyorlar. 2008’den beri BTK ve TİB tarafından merkezi bir biçimde internet kafelere dayatılan filtre sistemlerinin içeriği geçtiğimiz aylarda sızdı. Aralarında hakkında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, tümüyle yasal çok sayıda muhalif yayının da bulunduğunu dehşetle fark ettik. Yani merkezi filtre sistemi devlete hukuksuz bir biçimde sansürleme imkanı tanıyor. İşte bu yüzden devlet eliyle merkezi filtre uygulamasının her durumda sansür olduğunu düşünüyoruz. 22 Kasım’dan sonra da söz konusu iki profili seçenlere farklı davranacaklarını düşünmek için bir neden yok. Kafalarındaki “temiz aile” profili neyse, ona göre canlarının çektiğini engelleyecekleri bir sınırlı internet yaratacaklar.


A. - Bazı haberlerde sansürün hafifletildiğini, isteyenin eski sistemde devam edebileceğini okuduk. Sansürle, bu filtrelerle hiç muhatap olmadan interneti kullanmaya devam edebilecek miyiz?

Ö.U. Gerek Anadolu Ajansı çıkışlı bazı haberlerde, gerekse BTK Başkanı Tayfun Acarer’in şifahen açıklamalarında, ısrarla, yeni durumda sadece aile ve çocuk profili olacağını ve sadece isteyenlerin bu profili kullanacaklarını, profil seçmeyenlerin eskisi gibi internete girmeye devam edeceklerini söylüyorlar. Bu arada Sayın Acarer bir adım daha ileri giderek bir önceki kararı “sansür” diye niteleyenlerin “pardon” demesi gerektiğini de söylüyor. Biz Sayın Acarer’e “pardon” demek istiyoruz, ama sonunda bir soru işaretiyle... Madem bir önceki kararları sansür değildi ve öyle olmadığını aylarca savundular, o halde niçin kararlarını değiştirdiler ve herkesi merkezi bir şekilde bir profile sokmak ısrarından vaz geçtiler? Sayın Acarer, sorumlu bir yönetici olarak önce bu soruya cevap vermelidir. Bu geri adımın arkasında ciddi kamuoyu baskısının, sokak protestolarının, demokratik zorun ve uluslararası toplumun tepkisinin bulunup bulunmadığını açıklamalıdır. Daha sonra, hukuki geçerliliği olup olmadığı bile belli olmayan bu yeni taslak kararlarına yönelik olarak getirilen eleştirileri yanıtlamaya başlamalıdır. Madem ki kamuoyundan görüş istediler, o halde görüşlere cevap vermeye zahmet etmeliler, öyle değil mi? Gelelim, 22 Kasım’dan sonra bir şeyin değişip değişmeyeceğine... 22 Şubat kararında en fazla tepki toplayan iki konu vardı:

1) İnterneti sadece yurt içinde barındırılan içeriğe mahkum eden, yani küresel internetin doğasına aykırı Yurtiçi Profili; ve

2) Herhangi bir filtre profili seçmediği halde zorla Standart Profil adında bir sisteme dahil edilen, internet davranışları fişlenecek, ancak yine de hali hazırdaki ağır sansürlü internetimize girmeye çalışacak internet kullanıcılarının durumu...

Yeni taslak karar bu iki profili kaldırıyor. Ama, acaba öyle mi? İçeriğini devlet eliyle hazırladığınız, merkezi olarak uyguladığınız bir filtre sistemini işletebilmek için, yine merkezi bir sisteme ihtiyaç duyarsınız. Bu tip filtre sistemlerini dayatan Çin ve İran gibi ülkeler böyle yapıyorlar. Bunun için de, giderek daha çok ağır mahremiyet ihlalleriyle anılan DPI (Deep Packet Inspection) gibi ağ denetim, gözetim ve dinleme teknolojilerinden yararlanırsınız. BTK’nın iki yıldır, “Ulusal Network İzleme Merkezi” (UNİM) adı altında bir proje yürüttüğünü ve bu projede DPI başta olmak üzere çeşitli ağ dinleme ve kontrol teknolojilerini kullanmayı planladığını biliyoruz. Hukuksuz dinleme, gözetleme ve fişleme skandallarının gündelik olay sayıldığı bir ülkede yaşıyoruz.

Şimdi, ben bütün bu bilgilerden sonra, sırf yeni kararda “standart profil” sözcükleri yer almıyor diye, hepimizin bir arayüzden geçirilerek internet davranışlarımızın fişlenmeyeceğine ne diye inanayım? Karşımda hukukun üstünlüğü gereği şeffaf, sorumlu ve hesap verebilir bir kurum olsaydı, inanırdım. Ama BTK ve TİB iki yıldır daha kaç tane siteyi neden engellediği bilgisini bile kamuoyu ile paylaşmaktan kaçınıyor. Üstelik bilgi edinme hakkı uyarınca usulüne göre yapılmış başvurulara rağmen (Bu konuda TİB’e karşı açılmış bir dava halen sürüyor). Şimdi biz internet kullanıcılarının mahremiyetini hukuksuz bir biçimde ihlal edip etmediğini mi açıklayacak? 22 Kasım’da yürürlüğe girecek filtre sistemlerinin içeriğinin paylaşılmayacağı da açıkça belirtilmiş kararda. İşin bir başka boyutu daha var: Bugüne kadar başta 5651 sayılı yasa uyarınca sansürlenen siteler olmak üzere hemen hemen bütün engellemeler “çocuğun ve ailenin korunması” ile açıklanıyordu. Şimdi madem merkezi filtreleriyle ve gönüllü başvurularla koruyacaklar çocukları ve kafalarındaki aile profilini, o halde 60.000’den fazla site bu profillere girmeyen kullanıcılar için neden hala sansürlü kalıyor? Madem böyle dahiyane bir çözüm buldular, kaldırsınlar o zaman sansürü “terbiyesiz” yetişkinler için... Ama elbette bu konuda da tıs yok. Filtre istemeyen “eskisi gibi” girecekmiş internete. Ama o internet zaten ağır bir biçimde sansürlü!


A. - Siz filtre uygulamasının gerekçelerini mantıklı buluyor musunuz? Neyin, hangi içeriğin sansürleneceği kısmı yeterince açık mıdır? Kimler karar verecek buna? Bu iş dünyada nasıl yapılıyor?

Ö.U. - Merkezi filtre uygulamasının gerekçelerini hiç bir biçimde mantıklı bulmuyorum. İçeriği devlet tarafından hazırlanan, yine devlet eliyle merkezi bir biçimde uygulanan her filtre sistemi benim için sansürdür. Sadece benim için değil, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) nezdinde de sansürdür. Bu saydığım mevzuatın her birinde devlet olarak imzamız bulunuyor vesöz konusu hakların korunmasını başta anayasa olmak üzere iç hukukunuza uyarlamakla yükümlüyüz. Önce Birleşmiş Milletler, Sonra da Avrupa Parlamentosu internet erişimini üçüncü kuşak bir insan hakkı olarak tanıdı ve sözleşmelerine ekledi. İlgili raporlarda devletin dayattığı merkezi filtrelemenin sansür olduğu açıkça belirtiliyor. AGİT, geçtiğimiz Temmuz’da yayınlanan bir raporunda, Türkiye’yi organizasyona üye 56 ülke içinde “devlet eliyle merkezi internet filtrelemesine kalkışan ilk ve tek ülke” olarak niteleyerek kınadı. Dolayısıyla BTK’nın 22 Şubat kararı, Sayın Acarer’e “pardon?” yaparcasına uluslararası toplum tarafından “ağır sansür” olarak tescillenmiş bir karardı. Yeni ve yürürlükte olup olmadığı meçhul kararlarında sadece iki profilin isteğe bağlı olarak konumlanmış olması da durumu pek değiştirmiyor, sadece biraz hafifletiyor. Devlet hala filtre içeriğini kendisi belirlemekte ve merkezi olarak uygulamakta diretiyor. BTK’nın yeni kararında sansür olarak nitelenebilecek bir başka boyut daha var. Bu sistemde abonelik sahibi, çocukların yanı sıra hanedeki diğer yetişkinlerin de internet erişimini tamamen denetleyebilecek. Kararı abone verecek, sansürün içeriğini ise devlet belirleyecek. Bu da kısmi ve örtülü bir sansürdür. Ayrıca ticari kaygılarla BTK’nın kara listesine girmemek ve beyaz listesinde yer almak için içerik üreticiler oto sansür uygulayacaklar. Devlet eliyle merkezi filtre hak ve özgürlükler ile ilgili apaçık bir ihlaldir... Dünyada filtre uygulayan çok sayıda ülke var. Ama Çin, İran ve Suudi Arabistan dışında hiç bir ülkede bu filtre içerikleri devlet tarafından belirlenmiyor. Filtre sistemleri internetin kendisi gibi dinamik olmak zorunda. Bunun için yeni teknoloji, akıllı tanıma sistemleriyle donatılmış yazılımlar kullanılıyor, filtre içeriklerini elle girmek zaten abesle iştigal. Kullanılan bu profesyonel yazılımların içeriği de şeffaf ve sivil toplum kuruluşları tarafından sansür kaygısıyla sıkı bir biçimde denetleniyor. Dünya filtreyi böyle uyguluyor. Bizimkiler, “filtre içeriğini ben yaparım, hangi siteleri engellediğimi sana söylemem, beyaz listeme girmek için bana başvurup benden icazet alırsın, kimseye sormadan her türlü uygulamamda da değişiklik yaparım” diyorlar. Bunu diyen ülkeler belli: Çin ve Büyük Ateş Duvarı, İran ve “Helal İnternet”i, Suudi Arabistan ve sıkı denetimi... Üstelik işin ironik bir yanı da var: Bu saydığım ülkeler bile interneti denetlemekte giderek daha az başarılı oluyorlar. Bugüne kadar yüzde yüz başarılı bir filtre programı görülmemiştir ve bundan sonra da görülmeyecektir. Ebeveynlerinin tersine internetin içine doğmuş yeni kuşaklar bu sistemleri aşmayı bileceklerdir. Ebeveynler de BTK’nın filtresine güvenip çocuklarını başı boş bırakırlarsa, işte asıl tehlike o zaman ortaya çıkacaktır. BTK filtresinin garantisini verebiliyor mu? Ortaya çıkabilecek zararların hesabını nasıl verecek? Benim de küçük bir kızım var ve asla onu BTK’ya güvenip de internete başıboş salmam. Çocuklarını korumak ailelerin sorumluluğundadır, BTK’nın değil. Bu konuda katkıda bulunmak istiyorsa, BTK hepimizin vergilerinden toplayıp yarattığı ve zahmet edip de nereye harcadığını söylemediği “Evrensel Hizmet Fonu”ndan bir kaynak ayırır, internet hizmet sağlayıcılara aktarır, onlar da hali hazırda zaten sundukları akıllı tanıma sistemli profesyonel uygulamaları isteyenlere ücretsiz sunarlar ve çocuklar da BTK’nın bürokrat kurullarının elle yapacağı kadük filtreleme sitemlerine kıyasla çok daha iyi korunur. Çocukları internetin zararından korumak teknik değil sosyal bir konudur, bir bilinçlenme mevzusudur. Öncelikle ailelerin eğitilmesi gerekir. Dolayısıyla BTK aynı fondan kaynak ayırıp ailelere yönelik eğitim programları başlatabilir ve buna sivil toplum da akademisyenler de seve seve destek verir. Ama kafada otokratik bir tek tip aile ve sansür gibi kullanışlı bir iktidar aygıtı varken bu dediklerimi yapmaları zor tabii. Ama bilsinler ki, sene 2011 ve sansür artık eskisi kadar kullanışlı bir aygıt değil. İnternet ise doğası gereği küresel, açık, sınırsız, etkileşimli ve gayrimerkezi...


Bu ropörtajı beğenenler buraya da imza attılar: Türkiye: İnternet sansürüne hayır!

25.07.2011

İnternet erişimi temel bir insan hakkıdır #22Agustos #TurkeyNetBan #internetimedokunma


BTK 22 Şubat 2011 tarihli Kurul Kararı hakkında İnternet Kurulu Önerileri Değerlendirmesi
BTK Kurul Kararı ile 22 Ağustos'ta yürürlüğe girecek, devlet eliyle merkezi filtreleme sistemi hakkında İnternet Kurulu (İK) değerlendirme ve öneriler paketi yayınladı. Maalesef rapor, kamuoyunun beklentilerinin çok uzağında olmasının yanı sıra yanıltıcı bilgilerle dolu.

Kamuoyu öncelikle şunu bilmelidir ki, derneğimizin ve ilgili birçok STK'nın katılımıyla gerçekleşen İK toplantısında ortaya konulan hemen tüm fikirler göz ardı edilmiştir. Hepimizin ortak fikri devlet eliyle merkezi filtrenin kesinlikle kabul edilemeyeceği, yapılan düzenlemenin her açıdan problemli olduğu ve derhal geri çekilmesi gerektiğiydi. Fakat İK'nın önerisi düzenlemenin yeniden yazılması ve merkezi filtreleme sisteminin devam etmesi yönündedir. Bu kabul edilemezdir.

Önerilen standart ve yurtiçi paketin kaldırılması fakat aile ve çocuk paketinin tek bir seçenekte kullanıcılara sunulmasıdır. Fakat filtrelemenin bu profillerde de merkezi olması, beyaz ve kara listelere dayandırılması
korunmaktadır.

Rapordaki maddi hatalar merkezi filtreyi desteklemek amaçlıdır
Değerlendirme bölümünde verilen örnekler ve çeşitli raporlardan yapılan alıntılar maddi hatalarla doludur. Ortaya çıkan metin "merkezi filtre sisteminin yaygın ve gerekli bir uygulama" olduğunu anlatmak kaygısı içerisindedir. İK Raporunda diğer ülkelerdeki uygulamalar şu şekilde ifade edilmiştir: “İnternetin zararlı ya da yasal olmayan içeriklerinden korunmak için pek çok ülke ‘filtre’ uygulamaları geliştirmektedir. Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı Avustralya, İtalya, İngiltere, Kore, Japonya, Almanya, İspanya, Kanada, Amerika, Meksika, Danimarka, Yeni Zelanda, İsveç ve Norveç gibi pek çok ülkenin internetin filtrelenmesi konusunda geliştirdikleri uygulamalar ve izledikleri yollar OECD Raporu kapsamında aşağıda ele alınmıştır.” Bu ifadelerin ilki yanlış, ikincisi yanıltıcıdır. Pek çok ülke "filtre" değil, başka yollar geliştirmektedir. Adı geçen ülkelerin hiçbirinde bizdeki "merkezi filtreleme" sistemi yoktur. Bazılarında yasal olarak, bazılarında gönüllü olarak erişim engellemesi yapılmaktadır. Raporda kaynak gösterilen OECD raporuna göre de, "merkezi filtreleme" sadece Türkiye'de zorunluluktur.

Verilen Almanya ve İtalya örneklerinde de filtreleme ve erişim engelleme birbirine karıştırılmakladır. Avustralya’daki uygulama ise gösterilen tepkiler sonucu askıya alınmıştır. Gözden geçirilmektedir. ABD'deki filtreleme ise ev kullanıcılarını kapsamamaktadır. Sadece okullara ve kütüphanelere filtre için fon verilmektedir. Yine "merkezi filtrelerin yaygın kullanıldığı" iddiası da geçersizdir. Mesela İK Raporunda İngiltere'de söz edilen programa sadece bir tane filtreleme yazılımı başvurmuştur. Altı çizilen, "Filtreleme İspanya’da Yasal Zorunluluk" ifadesi de doğru değildir. Zorunlu olan, sonraki satırlarda da belirtildiği gibi BİLİNÇLENDİRMEDİR, kullanım değil! Rapor başından sonuna kadar başka ülkelerdeki uygulamaları maksatlı aktarmıştır. Amaç bizde uygulanması öngörülen sisteme destek aramaktır. Fakat yurtdışındaki uygulamalar ve bir çok rapor tam tersini söylemektedir.

Devlet eliyle merkezi filtre uygulamak sansürdür
Her türlü erişim engeli ve filtrelemeler bahsedilen OECD raporunda ve Türkiye’yi bağlayan bir çok raporda çocukları korumaya yeterli görülmemektedir. Merkezi olarak devlet eliyle uygulanması da SANSÜR olarak nitelendirilmektedir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının “İnternette İfade Özgürlüğü” başlıklı Temmuz 2011 raporunda da Türkiye AGİT bölgesindeki devlet eliyle filtre uygulayacak tek ülke olarak işaret edilmiş, AGİT'in de bu gelişmeden duyduğu kaygı belirtilmiştir. Keza aynı kaygı, ABD Dış İlişkiler Sekreterliği tarafından da açıklanmıştır.

AGİT devlet eliyle filtreyi önermemektedir. Gönüllü filtre uygulaması önermektedir. Ki bu tür yazılımlar halen Türkiye'de yazılım endüstrisinde mevcuttur. Böyle bir düzenlemeye bu anlamıyla ihtiyaç yoktur.

Çözüm eğitim ve bilinçlendirmededir
Çözüm eğitim ve bireyi güçlendirmekten geçmektedir. İnternetle barışık, risk algısından uzak, makro teknososyal politikalara ihtiyacımız vardır. Sorun, teknik yasaklarla çözülemez. Eu Kids Online Projesi Kordinatörü Prof. Dr. Sonia Livingstone, Türkiye'de dijital becerilerin az olduğunu ifade etmektedir. Dijital okuryazarlığın her düzeyde çocuk, ebeveyn hatta öğretmenler düzeyinde geliştirilmesi gereklidir. Taslak öneride bu husus yerindedir ve acilen iyi niyetli bir öneri olmanın ötesine geçmelidir. Dijital okuryazarlığın her düzeyde çocuk, ebeveyn hatta öğretmenler düzeyinde geliştirilmesi gereklidir. Ancak, devlet eliyle filtre uygulaması hiçbir şekilde demokratik ve çoğulcu toplum/kültür yapısına hizmet vermez/veremez. Tam tersine tek boyutlu bir insan profili oluşturup, kamusal söylemi tektipleştirir. İK önerileri arasında yer alan siyah ve beyaz liste uygulaması da toplumun, yurttaşların tektipleştirmesinden başka bir şeye hizmet etmez. Bu nedenle gönüllü aile filtresi uygulaması dışında zorunlu bir uygulama dayatılamaz.

İlgili tüm taraflar sürece etkin bir biçimde katılmalıdır
Yine öneriler arasında yer alan Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü'nün filtre konusunda tek düzenleyici aktör olması hem yetersiz, hem de konunun gerektirdiği yönetişim mantığına aykırıdır. Danışma kurulunda iletişim sosyoloğu ile yeni medya sosyoloğunun olmaması çok temel bir eksikliktir. Yine bu kurulun STK'larla sürekli iletişimde olacağı ve görüşlerini çalışma grubuna ileteceği şeklindeki iyi niyetli bir tavsiyenin ne kadar uygulanabilir olduğu, İK'nın bu raporuna yansımayan görüşlerimizden şimdiden açıktır. Bu çok temel rapora bir çok STK'nın açıkça ortaklaştığı görüşlerin neredeyse hiçbirinin yansımamış oluşu neler yaşanacağı hakkında fikir vermektedir. Sorun ve çözüm konusunda bizim de dahil olduğumuz bir çok STK ve uzman görüşlerini defalarca kamuoyu ile paylaşmıştır.

İnternet erişimi temel bir insan hakkıdır
İK Raporu vesilesiyle, İnternet kullanıcılarını bekleyen tehlikeye karşı kamuoyunu bir kez daha uyarmak istiyoruz. İnternet artık tüm dünyada temel bir insan hakkı olarak tanınmaya başlanmıştır. Türkiye'de karar verici aktörleri, muhafazakar, korumacı kollamacı, risk algısı yüksek politikalardan uzak durmaya, sansür anlamına gelebilecek her türlü uygulamadan bir an önce vazgeçmeye çağırıyoruz. Konuyla ilgili tüm STK'ları tepkisiz kalmamaya, tüm internet
kullanıcılarını ise verilecek tepkilere ortak olmaya davet ediyoruz.

Sınırsız, sansürsüz, özgür bir İnternet istiyoruz.

Alternatif Bilişim Derneği
25 Temmuz 2011

2.07.2011

Sendikalardan İnternet Sansürüne Karşı Basın Açıklaması


29 Haziran 2011 tarihinde Tekgıda İş'in çağrısı ile bir araya gelen TÜRK-İş ve DİSK'e bağlı Petrol-İş, TÜMTİS, TOLEYİS, Birleşik Metal-İş, Dev-Sağlık-İş, Limter İş ve İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platform, SansüreSansür, Netdaş ve Alternatif Bilişim Derneği üyeleri, TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şube Binası'nda internet sansürüne karşı basın açıklaması yaptı...


İnternet Erişimi Yurttaşın Temel Hakkıdır

Sansür ve Filtrelemeye Hayır

Seçim öncesinde çok tartışılan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” başlıklı BTK Kurul Kararı 22 Ağustos’tan başlayarak internet dünyasını devlet kontrolüne alınmasını sağlayacak bir sansür girişimidir. Bu uygulamayla kullanıcılar BTK'nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Filtre kıstasları ise tamamen BTK tarafından belirlenecek.
Kamuoyunda rahatsızlık yaratan ve Türkiye'deki İnternet sansürü uygulamaları, giderek temel hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı bir hal almaktadır. Bu konuda kaygı ve rahatsızlık içerisindeyiz. Tüm Türkiye'yi ve biz işçi sendikalarını yakından ilgilendiren İnternet sansürü uygulamalarına karşı itirazlarımızı ve önerilerimizi iletmek için bir araya geldik. 15 Mayıs tarihinde özellikle İstanbul’da sokaklara çıkarak “sansürsüz internet” talep eden 60.000 yurttaş’la dayanışma içindeyiz.

Mevcut uygulama sansürdür

Türkiye'de 2007 yılında 5651 nolu kanun ile birlikte yapılan düzenlemelerin ardından erişime engellenen sitelerin sayısı resmi olmayan rakamlara göre 20 bine yaklaşmıştır. Kamuya açık erişim sağlanan yerlerde zorunlu hale getirilen filtre sistemleri de 60 binden fazla siteyi engellemektedir. Bu sayı maalesef her gün artmaktadır. Erişimi engellenen sitelerin arasında öne sürüldüğü gibi sadece pornografi ya da benzeri içerikli siteler yoktur. Erişimi engellenen veya filtrelenen sitelerin önemli bir bölümü alternatif haber kaynakları, politik içerikli siteler, bazı sendika ve emek örgütlerinin siteleri, toplumun farklı kesimlerinin talep ve itirazlarını dile getirdikleri sitelerdir. Bu durum asıl amacın sansür olduğunu göstermektedir. Ayrıca İnternetin büyük birikiminin toplandığı önemli alan adları tek bir içerik/sayfa yüzünden engellenmekte ve bu birikimlere toplumun erişmesinin önüne geçilmektedir.

BTK Kurul Kararı hak ve özgürlüklere aykırıdır

Her şeyden önce BTK Kurul Kararı merkezi filtreler önermekte ve tüm trafiği bu filtreler aracılığı ile vatandaşlara sunmak istemektedir. Merkezi filtre uygulaması, devlet eliyle gerçekleştiği her durumda SANSÜRDÜR. Çünkü vatandaşın seçme, bilgiye erişme özgürlüğü elinden alınmakta, bilgi yurttaşlara ulaşmadan devletin ilgili teknokrat ve bürokratları tarafından engellenmektedir.
Bu süzme işlemini kimin nasıl yapacağı, yani ön görülen kara ve beyaz listelerin nasıl oluşturulacağı da belirsizdir. Ucu açıktır. Hükümetlere hassasiyetlerine göre liste hazırlama olanağı tanımaktadır. Gerçek yaşamda hükümetlerin, devletin ilgili bürokratik kurumlarının nasıl keyiflerince işleyip hak ve özgürlüklerimizi sınırladıkları ortadadır. Alan yasakları, grev yasakları, örgütlenme ve sendikal hakların önündeki keyfi, yasal olmayan engeller, devlet geleneği hakkında bize fikir vermekte, böylesi ucu açık bir filtreleme sisteminin nereye gideceğini göstermektedir.

Merkezi filtre çocukları koruyamaz

Elbette çocuk istismarının, nefret söyleminin ve benzer suçların internet mecrasında serbestçe yayılmasının önüne geçecek yasal düzenlemeler yapmak gereklidir. Dünya çapında çocuk pornografisi, çocuk istismarı, nefret suçu gibi konularda yapılan sınırlamalar sansür olarak nitelendirilmemektedir. Ancak internetin devlet kontrolüne alınması, merkezi filtre gibi uygulamalar iddia edildiği gibi çocukları koruyamamaktadır. Her gün yüz binlerce içeriğin üretildiği bir ortamı filtreleyebilmek mümkün değildir. Merkezi filtreleme çeşitli ülkelerde denenmiş fakat ya tepkiler sonucu ya da çözüm olmadıkları için terkedilmiştir. Çocuğu korumak ailenin görevidir. Aileler çocuklarını gerçek yaşama hazırladıkları gibi, çevrimiçi dünyadaki risklere karşı da hazırlamak sorumluluğundadırlar. Risklerden korunmak ancak eğitimle mümkün olabilir. Bu konuda eğitim kurumlarına, medyaya, sivil toplum örgütlerine, sendikalara büyük sorumluluk düşmektedir. Teknolojik gelişim ayrıca ailelere çocukları korumak için yeterli bireysel teknolojik olanaklar sağlamaktadır. BTK gibi kurullar bu alanda insanlara hizmet verebilir. Merkezi filtre hiçbir şart altında kabul edilemez ve asıl amacı sansürdür.

Ahlaki kaygı ve hassasiyetlerimizin istismarı

Çocukların risk olarak öne sürülmesi, maalesef toplumu ikna etmek için yaratılmış bir ahlaki gerekçedir. 2007'de 5651 nolu yasa çıkmadan önce benzer şekilde İnternet'in ne kadar kötü bir ortam olduğu medyada işlenmiş ve toplum hazırlanmıştır. Bu hükümetlerin her dönem başvurdukları, kritik konulara yurttaşları hazırladıkları kötü bir yönetme metodudur. Toplumumuz genel olarak çocuk ve aile konusunda hassastır. Bu hassasiyet maalesef istismar edilmektedir.

Toplumun bir parçası ve yurttaşlar olarak hepimiz bu konuda hassasız ve İnterneti güvenli kullanmak istemekteyiz. Fakat bu uygulamanın bunu amaçlamadığını, amacının sansürü derinleştirmek, İnterneti kontrol altında tutmak olduğunun farkındayız. Ne sansür ne de toplum hassasiyetlerinin istismarı demokratik toplumlarda kabul edilemez.
İnternet, işçi hareketleri, politik kampanyalar, hak mücadeleleri için artık vazgeçilmez bir mecradır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını genişletmesi, örgütlü bir toplum yaratma mücadelemize sağladığı yararlar, yönetme ve karar alma süreçlerine yurttaş katılımını arttırması açılarından ülkemizin geleceği için çok önemli bir olanaktır.

Birleşmiş Milletler, 4 Haziran'da gerçekleştirdiği oturumunda İnterneti temel bir insan hakkı olarak tanımıştır. Ayrıca, Avrupa Konseyi’nin Strasbourg’da 18 – 19 Nisan 2001′de gerçekleştirdiği konferansında onayladığı “İnternetin Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” başlıklı kararı ise, internet erişimini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne eklemiştir. Her iki karar da, ilgili sözleşmelerde taraf olan Türkiye’nin iç hukukuna uyarlamakla yükümlü olduğu kararlardır.

Hükümeti ve ilgili kurumları
  • Kurul Kararını derhal ve acilen geri çekmeye,
  • İnterneti tehdit gören yaklaşımlarla hazırlanmış başta 5651 gelmek üzere tüm yasa ve yönetmelikleri adım adım gözden geçirmeye ya da iptal etmeye
  • Konunun muhatabı çeşitli STK'lar, odalar ve sendikalarla birlikte riskler kadar olanakları gören yeni düzenlemeler yapmaya çağırıyoruz.
Bu sansür girişimi 12 Eylül Anayasası'nın ve devleti vatandaştan üstün gören devlet geleneğinin bir ürünü olarak düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde engellerin bir parçasıdır. Yeni Anayasa yapımı sürecinde düşünce ve ifade özgürlüğünü kayıtsız şartsız güvence altına alan düzenlemeler yapmak, 30 yıldır yaşanan bunca deneyimin ışığında, tüm siyasi aktörlerin görev ve sorumluğudur.

27.06.2011

Internette Sansure Hayir! Internetime Dokunma #22Agustos #TurkeyNetBan #internetimedokunma


TEKGIDA-İŞ Sendikası Genel Yönetim Kurulu, “internetime dokunma” çağrısı yaparak, emek örgütlerini, 29 Haziran’da yapılacak basın toplantısına destek vermeye çağırdı:
İNTERNETTE SANSÜRE HAYIR! İNTERNETİME DOKUNMA

İnternette bilgi alma ve ifade özgürlüğünü sınırlayan, yasakçı bir zihniyetle sansür uygulamaya çalışan tedbirlerin hayata geçirilmesini engellemek ve bu girişimleri protesto etmek amacıyla 29 Haziran 2011 Çarşamba günü, saat 11.00’de TMMOB Makine Mühendisleri Odası Istanbul Şubesi’nde (Katip Mustafa Çelebi Mah. İpek Sok. No: 9/2 Beyoğlu) bir basın toplantısı yapılacaktır. Tüm emek örgütlerini, internet özgürlüklerine sahip çıkmak için bu toplantıya katılmaya ve destek olmaya davet ediyoruz.
Saygılarımızla.

Kaynak: TekGıda -İş Sendikası

Sansüre Sansür olarak destek verdiğimiz basın toplantısına internet sansürüne hayır diyen herkesi bekleriz.