btk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
btk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.02.2012

Sansür! Size de çıkabilir!

Gündem; Suudi Arabistan'ın blog yazarı Hamza Kashgari için (#freehamza, #hamzakashgari) peygamber hakkında yazdığı bir tweet yüzünden idam istemesiyle sarsıldı geçtiğimiz haftalarda. Bu kararı durdurmak üzere açılmış bir imza kampanyası hala imza bekliyor, şuradan.

Bizde ise elbette idam yok ama kutsalımadokunma'cıların sürdürdüğü baskı inkar edilemez. Ekşi sözlük yazarına açılan dava, twitter kullanıcısı allahcc'ye ve 200 bin takipçisine soruşturma açılacağı iddiaları, Bahadır Baruter'in davası derken... Her gün yeni bir haberle dalganıp, durulmaya çalışıyoruz.

Kutsal mevzular cephesi böyleyken, bir yandan da güvenli internet söylemleriyle verilen gözdağları, site sahiplerine TİB'den giden, "hakkınızda ihbar var" türü yazılar, sinema sitelerine "müstehcen içerik var, çıkar onu!" uyarıları, hocası hakkında sözlüğe entry girdi diye okuldan uzaklaştırılan öğrenci gibi olaylar ile internetlerde herkes ufaktan gerilmeye başladı gibi. Tüm bu gözdağlarının ve aba altından gösterilen sopaların gittiği en vahim nokta ise: Otosansür, "Ya boşver, yazmayıvereyim bunu, ne olacak" duygusu.

Bu minvalde en tedirgin edici örneklerden biri de geçtiğimiz günlerde, Beyn.org isimli blogun sahibi, Barış Ünver'in yaşadıkları.  Başbakanımızın bir mitingde söylediği bir sözün yer aldığı bir yazısı nedeniyle dava edilen ve neyse ki, "suç unsuru oluşmamıştır" kararıyla beraat eden Barış Ünver yaşadığı süreci blogunda özetlemiş, linke tıklayarak konunun detaylarını öğrenebilirsiniz. Barış atlattı, geçmiş olsun ama bakalım, bundan sonraki piyango kime vuracak?



Ne yapmak gerek? Otosansür ihtiyacına karşı koymak gerek öncelikle, yılmamak, korkmamak, yazmaya, uğradığın haksızlıkları anlatmaya devam etmek gerek. Düşünce özgürlüğünden ödün vermemek gerek...



30.12.2011

Öteki sansür



Sansür herkesin kapısında dedik dedik, sansür yok dendi, çocukları koruyoruz dendi. Filtreler geçti, çocuklar güya koruma altına alındı, argümansa: "Canım, istemeyen filtreyi almaz, diğer paket normal" oldu. Sanki standart pakette sansür yokmuş gibi...

Porno sitelerin, müstehcenliğin sakıncalı ilan edilmesinin, kutsalıma dokunma'ların, "çocukları ve değerlerimizi koruma" adı altında yapılan engellemelerin nerelere gelebileceğini biz hep biliyorduk da bir türlü uyanmak istemeyen bir kitle var. Neyse ki o uyanmak istemeyen kitleyi bile uyandırmak için elinden geleni yapıyor büyüklerimiz.



Buyrun bugün aldığımız habere bakalım... İronik bir tesadüf eseri, İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin'in sanat-terör ilişkilendirmeli açıklamalarının birkaç gün sonrasında, bir sinema sitesi olan Öteki Sinema, site yazarlarından Onur Atay'ın "A Serbian Film" hakkındaki eleştiri yazısı nedeniyle TİB'den bir uyarı mektubu alıyor:


“…. sunuş biçiminden, bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığı açıkça belli ise genel hükümlere göre sorumludur. ”


Gerekçe bu, bir film hakkında yazmak bile suça teşvik olabiliyor, suç da ne derseniz, yine tabii "müstehcen"lik çünkü film yaşlanmış bir porno yıldızı hakkında. Durum bu olunca, site editörü de onca emek verdiği sitesini riske atmak istemediğinden yazıyı yayından kaldırıyor. Otosansüre hoşgeldiniz.

Şaşırdınız mı? Şaşırmadınız muhtemelen, alıştık çünkü bunlara. Bir film eleştirisi "müstehcen" bulunabilir, iki yetişkinin kendi rızalarıyla sevişmeleri suç sayılabilir, çevirmenlere dava açılabilir, sözlük yazarlarına hapis istenebilir. Burası Türkiye, olur bunlar. Sanatın terör olarak görülebildildiği bir ülkenin çocuklarıyız, şaşırmıyoruz bunlara, alıştık değil mi?

Ne fena.

Artık sadece internet siteleri değil; kitaplar, filmler, film eleştirileri aynı zihniyetle sakıncalı bulunuyor, mutlu musunuz? "Amaan en büyük derdimiz internet sansürü mü?" diyenlere, bunun internetle alakalı olmadığını, bir zihniyet meselesi olduğunu hep anlatmaya çalıştık. Bugün internete gelen sansürün, yarın her şeye gelebileceğini göstermeye çalıştık. İşte buyrun, o yarın burada. Sansür sadece o sizin sevmediğiniz, hiç bakmadığınız, pis, kötü, "öteki" sitelerde değil, sizin de kapınızda.

Ve alışmak, kanıksamak en büyük tehlike. O yüzden alışmayın. Sansürlenen yazı şu anda Facebook'ta paylaşıma ve okunmaya açık, siz de paylaşın, okuyun, yayın.

2.07.2011

Sendikalardan İnternet Sansürüne Karşı Basın Açıklaması


29 Haziran 2011 tarihinde Tekgıda İş'in çağrısı ile bir araya gelen TÜRK-İş ve DİSK'e bağlı Petrol-İş, TÜMTİS, TOLEYİS, Birleşik Metal-İş, Dev-Sağlık-İş, Limter İş ve İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platform, SansüreSansür, Netdaş ve Alternatif Bilişim Derneği üyeleri, TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şube Binası'nda internet sansürüne karşı basın açıklaması yaptı...


İnternet Erişimi Yurttaşın Temel Hakkıdır

Sansür ve Filtrelemeye Hayır

Seçim öncesinde çok tartışılan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” başlıklı BTK Kurul Kararı 22 Ağustos’tan başlayarak internet dünyasını devlet kontrolüne alınmasını sağlayacak bir sansür girişimidir. Bu uygulamayla kullanıcılar BTK'nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Filtre kıstasları ise tamamen BTK tarafından belirlenecek.
Kamuoyunda rahatsızlık yaratan ve Türkiye'deki İnternet sansürü uygulamaları, giderek temel hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı bir hal almaktadır. Bu konuda kaygı ve rahatsızlık içerisindeyiz. Tüm Türkiye'yi ve biz işçi sendikalarını yakından ilgilendiren İnternet sansürü uygulamalarına karşı itirazlarımızı ve önerilerimizi iletmek için bir araya geldik. 15 Mayıs tarihinde özellikle İstanbul’da sokaklara çıkarak “sansürsüz internet” talep eden 60.000 yurttaş’la dayanışma içindeyiz.

Mevcut uygulama sansürdür

Türkiye'de 2007 yılında 5651 nolu kanun ile birlikte yapılan düzenlemelerin ardından erişime engellenen sitelerin sayısı resmi olmayan rakamlara göre 20 bine yaklaşmıştır. Kamuya açık erişim sağlanan yerlerde zorunlu hale getirilen filtre sistemleri de 60 binden fazla siteyi engellemektedir. Bu sayı maalesef her gün artmaktadır. Erişimi engellenen sitelerin arasında öne sürüldüğü gibi sadece pornografi ya da benzeri içerikli siteler yoktur. Erişimi engellenen veya filtrelenen sitelerin önemli bir bölümü alternatif haber kaynakları, politik içerikli siteler, bazı sendika ve emek örgütlerinin siteleri, toplumun farklı kesimlerinin talep ve itirazlarını dile getirdikleri sitelerdir. Bu durum asıl amacın sansür olduğunu göstermektedir. Ayrıca İnternetin büyük birikiminin toplandığı önemli alan adları tek bir içerik/sayfa yüzünden engellenmekte ve bu birikimlere toplumun erişmesinin önüne geçilmektedir.

BTK Kurul Kararı hak ve özgürlüklere aykırıdır

Her şeyden önce BTK Kurul Kararı merkezi filtreler önermekte ve tüm trafiği bu filtreler aracılığı ile vatandaşlara sunmak istemektedir. Merkezi filtre uygulaması, devlet eliyle gerçekleştiği her durumda SANSÜRDÜR. Çünkü vatandaşın seçme, bilgiye erişme özgürlüğü elinden alınmakta, bilgi yurttaşlara ulaşmadan devletin ilgili teknokrat ve bürokratları tarafından engellenmektedir.
Bu süzme işlemini kimin nasıl yapacağı, yani ön görülen kara ve beyaz listelerin nasıl oluşturulacağı da belirsizdir. Ucu açıktır. Hükümetlere hassasiyetlerine göre liste hazırlama olanağı tanımaktadır. Gerçek yaşamda hükümetlerin, devletin ilgili bürokratik kurumlarının nasıl keyiflerince işleyip hak ve özgürlüklerimizi sınırladıkları ortadadır. Alan yasakları, grev yasakları, örgütlenme ve sendikal hakların önündeki keyfi, yasal olmayan engeller, devlet geleneği hakkında bize fikir vermekte, böylesi ucu açık bir filtreleme sisteminin nereye gideceğini göstermektedir.

Merkezi filtre çocukları koruyamaz

Elbette çocuk istismarının, nefret söyleminin ve benzer suçların internet mecrasında serbestçe yayılmasının önüne geçecek yasal düzenlemeler yapmak gereklidir. Dünya çapında çocuk pornografisi, çocuk istismarı, nefret suçu gibi konularda yapılan sınırlamalar sansür olarak nitelendirilmemektedir. Ancak internetin devlet kontrolüne alınması, merkezi filtre gibi uygulamalar iddia edildiği gibi çocukları koruyamamaktadır. Her gün yüz binlerce içeriğin üretildiği bir ortamı filtreleyebilmek mümkün değildir. Merkezi filtreleme çeşitli ülkelerde denenmiş fakat ya tepkiler sonucu ya da çözüm olmadıkları için terkedilmiştir. Çocuğu korumak ailenin görevidir. Aileler çocuklarını gerçek yaşama hazırladıkları gibi, çevrimiçi dünyadaki risklere karşı da hazırlamak sorumluluğundadırlar. Risklerden korunmak ancak eğitimle mümkün olabilir. Bu konuda eğitim kurumlarına, medyaya, sivil toplum örgütlerine, sendikalara büyük sorumluluk düşmektedir. Teknolojik gelişim ayrıca ailelere çocukları korumak için yeterli bireysel teknolojik olanaklar sağlamaktadır. BTK gibi kurullar bu alanda insanlara hizmet verebilir. Merkezi filtre hiçbir şart altında kabul edilemez ve asıl amacı sansürdür.

Ahlaki kaygı ve hassasiyetlerimizin istismarı

Çocukların risk olarak öne sürülmesi, maalesef toplumu ikna etmek için yaratılmış bir ahlaki gerekçedir. 2007'de 5651 nolu yasa çıkmadan önce benzer şekilde İnternet'in ne kadar kötü bir ortam olduğu medyada işlenmiş ve toplum hazırlanmıştır. Bu hükümetlerin her dönem başvurdukları, kritik konulara yurttaşları hazırladıkları kötü bir yönetme metodudur. Toplumumuz genel olarak çocuk ve aile konusunda hassastır. Bu hassasiyet maalesef istismar edilmektedir.

Toplumun bir parçası ve yurttaşlar olarak hepimiz bu konuda hassasız ve İnterneti güvenli kullanmak istemekteyiz. Fakat bu uygulamanın bunu amaçlamadığını, amacının sansürü derinleştirmek, İnterneti kontrol altında tutmak olduğunun farkındayız. Ne sansür ne de toplum hassasiyetlerinin istismarı demokratik toplumlarda kabul edilemez.
İnternet, işçi hareketleri, politik kampanyalar, hak mücadeleleri için artık vazgeçilmez bir mecradır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını genişletmesi, örgütlü bir toplum yaratma mücadelemize sağladığı yararlar, yönetme ve karar alma süreçlerine yurttaş katılımını arttırması açılarından ülkemizin geleceği için çok önemli bir olanaktır.

Birleşmiş Milletler, 4 Haziran'da gerçekleştirdiği oturumunda İnterneti temel bir insan hakkı olarak tanımıştır. Ayrıca, Avrupa Konseyi’nin Strasbourg’da 18 – 19 Nisan 2001′de gerçekleştirdiği konferansında onayladığı “İnternetin Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” başlıklı kararı ise, internet erişimini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne eklemiştir. Her iki karar da, ilgili sözleşmelerde taraf olan Türkiye’nin iç hukukuna uyarlamakla yükümlü olduğu kararlardır.

Hükümeti ve ilgili kurumları
  • Kurul Kararını derhal ve acilen geri çekmeye,
  • İnterneti tehdit gören yaklaşımlarla hazırlanmış başta 5651 gelmek üzere tüm yasa ve yönetmelikleri adım adım gözden geçirmeye ya da iptal etmeye
  • Konunun muhatabı çeşitli STK'lar, odalar ve sendikalarla birlikte riskler kadar olanakları gören yeni düzenlemeler yapmaya çağırıyoruz.
Bu sansür girişimi 12 Eylül Anayasası'nın ve devleti vatandaştan üstün gören devlet geleneğinin bir ürünü olarak düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde engellerin bir parçasıdır. Yeni Anayasa yapımı sürecinde düşünce ve ifade özgürlüğünü kayıtsız şartsız güvence altına alan düzenlemeler yapmak, 30 yıldır yaşanan bunca deneyimin ışığında, tüm siyasi aktörlerin görev ve sorumluğudur.

19.05.2011

Avustralya'da filtre ödenekleri ilgi gösterilmediği için iptal



Avustralya Fedaral Hükümeti'nin, bu gece yaptığı açıklamaya göre servis sağlayıcıların kullanıcılarına internet filtreleme seçenekleri sunmaları için ayrılan ödenekler iptal edildi. Bunun sebebi ise projenin yeteri kadar ilgi çekmemesi olarak gösteriliyor.

İşçi Partisi'nin internet filtreleme politikaları çerçevesinde geçen sene bütçelendirilen inisiyatif (Gönüllü İnternet Filtreleme Ödenekleri Programı), hükümetin interneti servis sağlayıcı düzeyinde filtrelemesini zorunlu kılan planlarını da gündeme getirmesine sebep olmuştu. Ancak, bu gece kamuoyuna açılan bütçe raporlarının gösterdiğine göre, son 12 ayda 9.8 milyon dolarlık kaynağın sadece 200 bin dolarını kullanan proje, hükümetin beklentilerinin çok daha altında ilgi gördü.

Raporlara göre: “Hükümet 2010-11 döneminde, servis sağlayıcıların müşterilerine internet filtreleme seçenekleri sunmasına destek olmak için gönüllü internet filtreleme ödeneği programına 9.8 milyon dolar ayırdı."

“Ancak, sektöre bakıldığında, bu ödeneklere ilginin sınırlı düzeyde kaldığı görülüyor. Bunun sebebi ise internet kullanıcılarının halihazırda internet üzerinden kolaylıkla bulunabilecekleri, tarayıcılar ve arama araçlarında da kullanılabilen, çok çeşitli filtreleme teknolojileri olarak ortaya çıkıyor. Bunun dışında Avustralya'nın %70'inden fazlasına hizmet veren 3 büyük servis sağlayıcısının, Avustralya İletişim ve Medya Kurulu tarafından oluşturulmuş listeye göre gönüllü olarak sağladığı çocuk istismarı filtreleri de bu ilgisizliğin sebeplerinden biri."

Bilgisayarlara kurulabilecek internet filtreleme programlarının yanı sıra, bazı servis sağlayıcılar, gönüllü olarak bağlantı üzerinden filtreleme hizmeti de sunuyor. Programlara ilginin ne kadar olduğu bilinmese de, servis sağlayıcının üzerinden sağlanan hizmetlerin fazla ilgi görmediği biliniyor.

Koalisyondan, Yeşiller Partisi'nden ve kamuoyundan gelen muhalefet üzerine, İletişim Bakanı Stephen Conroy geçen sene daha geniş kapsamlı internet filtreleme mevzuatını ertelemek zorunda kalmıştı ve filtreler tarafından bloklanacak Yasaklı Sınıflandırma içerik kategorisi, İçişleri Bakanı tarafından tekrar değerlendirilmek üzere Federal ve Eyalet Savcıları'na iletilmişti.

Ekim ayında İletişim ve Dijital Ekonomi Odasında Conroy'un yanında çalışanlardan biri, bölümün o dönemde, değerlendirme beklenirken filtreler üzerinde aktif olarak çalışmadığını vurgulamış; ancak 3 büyük servis sağlayıcının (Telstra, Optus ve Primus) gönüllü olmasıyla, kapsamı Yasaklı kategorisinden daha sınırlı olan bir filtreleme sistemi üzerinde çalışıldığını, bu sistemin ise sadece çocuk pornografisini bloklamaya yönelik olduğunu belirtmişti.

Telstra, Optus ve Primus'un üzerinde çalıştığı bu daha dar kapsamlı filtreleme planının bu senenin ortalarında tam olarak devreye girmesi bekleniyor. Şu anda servis sağlayıcıların filtremele teknolojisinin uygulanmasında hangi aşamada oldukları çok net bilinmiyor.

Haberin orjinali: http://delimiter.com.au/2011/05/10/budget-2011-filter-grants-cancelleddue-to-lack-of-interest/

26.06.2010

RTÜK sansürü: Yazar Sevan Nişanyan’ın ifade özgürlüğüne katlanamayan RTÜK, HaberTürk’ün Teke Tek programına yayın durdurma cezası verdi!



Bu kısaltmayı daha sık duymaya alışın: RTÜK... Gerçi bu kurum geleneksel, ana akım medyanın “denetimi” ile memur edildiği için adı sık sık “sansür” sözcüğü ile yan yana gelir. Ama yakında faaliyetlerini internette de hissetmeye başlayacağız. Bu bakımdan son vukuatını sizlerle paylaşalım istedik. Çünkü internette de farklı davranmayacak. Dahası, devlet bununla da yetinmeyecek. Tüm iletişim alanının sansürleneceği günleri de görebiliriz!


Bu ortamda internet sansürü ile ilgili yazılar okumaya alıştınız. Bu kez farklı bir sansürden, ülkemizde köklü br geçmişi bulunan basın ve haber alma özgürlüğü ihlalinden söz edeceğiz. Aslına bakarsanız bu sansür türü internet sansürlerinden özde farklı değil. Sansürün tezahür etme biçimi farklı sadece. İnternet sansürü, diğer sansür biçimleriyle aynı yerden, aynı baskıcı zihinsel yapıdan ve yönetim şeklinden besleniyor.

Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün en kolaylıkla çiğnendiği alandır basın ve haber alma özgürlüğü. Basına uygulanan sansürün ağır bir tarihi vardır. Basın özgürlüğü yasalarla güvence altına alındıktan sonra da bu ihlalller durmamıştır. Basın hala tam anlamıyla özgür değildir. Tehdit edilen, tutuklanan, hapse atılan, hatta öldürülen gazetecilerin, medya mensuplarının durumu göz önünde tutulduğunda, sansür hafif bile kalır. Bütün bunları biliyorsunuz.

Çok değil, daha bir hafta önce Express Dergisi yazarı İrfan Aktan, yazdığı bir yazı için Terörle Mücadele Kanunu’na dayanılarak suçlandı ve 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Derginin genel yayın yönetmeni Merve Erol da ağır para cezasına. Bu sadece son örnek. Kabarık bir sicile sahibiz. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2009 raporuna göre Türkiye basın özgürlüğü bakımından “en kötü elli ülke” arasında.

Dün, "Radyo Televizyon Üst Kurulu” (RTÜK), Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu Teke Tek programında yazar Sevan Nişanyan'ın Ermeni soykırımına dair düşüncelerini gerekçe göstererek HaberTürk televizyonuyla ilgili yayın durdurma cezası verdi. RTÜK 16 Haziran'da aldığı ve 21 Haziran'da da tebliğ ettiği kararında, program konuklarından Nişanyan'ın sözlerinin "Türkiye Cumhuriyeti'ni küçük düşürdüğünü" iddia ederek "eleştiri sınırlarının aşıldığını savundu.RTÜK'ün kararının gerekçesi olarak, moderatör konumundaki Fatih Altaylı'nın yerine Nişanyan'la tartışmak üzere stüdyoda bulunan Yusuf Halaçoğlu'nun yanıt vermesini gösteriliyor.

Basın özgürlüğünün, düşünce ve ifade özgürlüğünün, haber alma özgürlüğünün açık ihlali anlamına gelen bu karar, bir siyasal sansür örneği. Sorun yeni RTÜK yasasının basın özgürlüğünü ihlal etmesinden kaynaklanıyor. RTÜK’ün kararla ilgili gerekçesi ise akıllara ziyan: Moderatörün görevini resmi tezlerin savunusuna indirgemeye çalışan, alternatif görüşlerin dile getirilmesine katlanamayan, bu görüşlerin program yöneticisi tarafından susuturulmasını talep eden bir karardan söz ediyoruz (Karar metni).

Medyanın bu karara isyan etmesi gerekirdi. Çünkü bu bir yetki aşımı olmanın da ötesinde, Türkiye’nin sansür tarihinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bundan böyle hiç bir şey medya için aynı olmayacak. Zaten çok kötü olan koşullar daha da ağırlaşacak basın özgürlüğü bakımından. Ama ana akım medyamızdan gerçek bir protesto beklemek biraz fazla iyimserlik olur, farkındayım.

Şimdi gelelim, konunun internet sansürüyle ilgili kısmına... Yine bu blogda şöyle bir yazı yayınlamıştım:"Türkiye'de internet sansürünün kısa tarihi... ve mümkün geleceği!" ... Yazıda, Ulaştırma Bakanlığı’nın telekomünikasyon sektöründen sonra tüm bilgi teknolojileri sektörünün ve elbette internetin denetimini ele geçirmek için yürüttüğü operasyondan söz etmiştim.. Bakanlığın bu operasyonunun son aşamasını Haziran 2010 başında hepimizi mağdur eden “Google Skandalı” ile yaşadık.

Aynı yazıda, söz konusu operasyonun aslında tüm iletişim alanını kuşatmaya yöneldiğini, buna geleneksel medyanın da dahil olduğunu yazmıştım. Bunu söylerken, gerekçem, adı değiştilip Bilgi Teknolojileri Kurumu yapılan TK’nın bağımsızlığını kaybedip Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanması ve bünyesinde internet denetiminden, iletişim izleme ve dinlemeden sorumlu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) kurulmasından sonra, RTÜK’ün de Bakanlığa bağlanacağı öngörüsüydü. Nitekim haklı çıktım; bu durum RTÜK Kanunu ile birlikte işlerlik kazanmaya başladı. Çok yakında Ulaştırma Bakanlığı, adını Ulaştırma ve İletişim Bakanlığı’na çevirirse hiç şaşırmayın. Geçen yüzyılda bu tür aşırı bütünleştirici bakanlıklara “Propaganda Bakanlığı” diyorlardı. Şimdi teknoloji çağında yaşadığımız için, propagandaya “altyapı” da dahil!

RTÜK Bakanlığa bağlanırken, geleneksel yapısında da değişikliğe gidecek. TİB ile kuracağı yakın ilişki bunun başlangıcı. Bakanlık “vizyoner” davranıp, RTÜK’ü internet medyası, özellikle de görsel-işitsel internet medyası için bir denetim, gözetim ve sansürleme birimine dönüştürmeyi amaçlıyor. RTÜK, artık radyo ve televizyonun yanı sıra, elektronik ortamda gerçekleşen radyo ve televizyon yayınlarını (elbette IPTV’yi de) denetleyecek! Yani BTK ve RTÜK el ele, TİB de ortada, tüm iletişim alanını denetleyecekler, gözleyecekler ve müdahale edecekler. Yani sansürleyecekler. Bununla da yetinmeyecek, ağır para ve hapis cezalarıyla yayınları tamamen susturmaya çalışacaklar. Şimdi yerel medyaya yaptıkları veya belli ana akım gruplara yapmaya çalıştıkları gibi.

RTÜK’ün bu son sansürü, kurumun alıştığımız ahlak bekçiliğinden (Aşk-ı Memnu vb.) farklı olarak açık bir şekilde siyasal sansür alanına giriyor. Bu ilk de değil. Sadece daha fazla göz önünde ve sorunlu RTÜK Kanunu’nun dolaysız bir sonucu. Tıpkı 5651’in ahlak bekçiliğinin yanı sıra siyasal sansür sonucunu da yaratması gibi. Buna Terörle Mücadele Kanunu’nu, Medeni Kanun’un keyfi bir şekilde uygulanabilecek hakaret ile ilgili maddelerini ve Sonbaharda çıkması beklenen, Sarkozy’nin HADOPI yasasından apartma yeni Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nu da eklerseniz, karşı karşıya kalacağımız tablonun vehameti daha açık bir şekilde ortaya çıkar.

İnternette, ana akım medyada, yerel basında, herhangi bir ortamda yayınlanacak her şey izlenecek, denetlenecek ve sansürlenecek.

Düşünce ve ifade özgürlüğü, bilgi edinme hakkı, basın ve haber alma özgürlüğü, özel hayatın, yani mahremiyetin korunması hakkı, bütün bu hak ve özgürlüklerin özünün istisnasız hepimiz için tehdit altında olacağı günler yaklaşıyor; dolayısıyla onları savunmaya başlamanın tam sırası!

Artık basın özgürlüğü size uzak bir alan olmaktan çıktı. Yeni teknolojilerle, hepiniz birer medya yayıncısınız. Devlet de size öyle davranacak. Basına nasıl davrandığına bir bakın, fikir edinirsiniz.

Haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkmazsanız; devletinizi, bireyi devlete karşı hukukla koruyan bir hukuk devleti olmaya zorlayamazsınız. Bunu yapamazsanız asla bir hukuk devletinde yaşamayazsınız. Size aklı ermeyen ergen mumamelesi yapan paternalist bir devlete mahkum olursunuz.

İnternet hak ve özgürlüklerin son cephesi olabilir. Ama diğer cepheleri tamamen terk ederseniz, orada da yenilirsiniz.

İçeriğine bakmadan, kimden, hangi gerekçeyle gelirse gelsin, sansüre her ortamda karşı durmak zorundasınız. Ona karşı ilkeli bir duruş sergilemeden sansürden kurtulamazsınız...

Gerçekliğin çölüne hoş geldiniz”...

18.06.2010

Engelleyene engel gelirse?




Sansür kararlarını alan ve uygulayan BTK ve TİB ile onların bağlı olduğu Ulaştırma Bakanlığı'nın internet sitelerine dün giriş yapılamadı, tam neler oluyor denirken, bir duyuru ulaştı basına. Duyuru şöyle:

"Aşağıda sıralanmış olan sistemlere erişimi TSI 01:00 ila 11:00 arası engellenmiştir. Gerekçeleri aşağıda anlatılmak ile birlikte sadece bu saatler arasında erişime engellenmesinin sebebi iyi niyetimizin bir göstergesidir, amacımız kurumların çalışmasını engellemek değil aşağıda anlatmış olduğumuz konulara kamuoyunun ve kamunun dikkatini çekmektir.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (http://www.tib.gov.tr )
Telekomünikasyon Kurumu - Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (http://www.tk.gov.tr - http://www.btk.gov.tr )
Ulaştırma Bakanlığı (http://www.btk.gov.tr )

sitelerine erişim, youtube'a yonelik olarak yürüttükleri 5651 sayılı yasa kapsamındaki hukuksuz çalışmalar sebebi ile engellenmiştir.

Tübitak (http://www.tubitak.gov.tr)

sitesine erişim ise kurum içerisinde yer alan, kamu güvenliğini hedef alan BOME (Bilgisayar Olaylarına Müdahale Ekibi) yapısının fonksiyonsuzluğunu ve vizyonsuzluğunu gözler önüne sermek için engellenmiştir. Kamu Bilgi Güvenliği daha kendi güvenliğini sağlayamayan bu tarz kurumların tekeline bırakılmamalıdır.

Bilgilerinize arz ederiz. "


Konuyla ilgili basındaki haberler:

Bu da YouTube rövanşı! - Hürriyet
Devlete Sansür - Akşam
Sansür kararına 'hacker' operasyonu - Posta
Alma sanal alemin ahını! - Radikal
Devlete sansür! - Habertürk
Erişim engelleyene erişim engellendi! - ntvmsnbc

Gazete manşetlerine bakılırsa, sanki herkeste bir dolmuşluk var gibi, bu kimin yaptığı bilinmeyen tepkiye çaktırmadan gaz verir gibi... Peki sevgili basın, nerelerdeydiniz bunca zaman?