01.07.2009

Halen kapalı olan Bloggum.com'dan gelen açıklama


"Merhabalar

Bloggum.com‘un erişime kapatılmasında telif hakları nedeni ile mahkemeye başvuran ve sitemizin kapanmasına sebep olan Digitürk daha öncede başka bloglarla bu olayı yaşamış ve daha duyarlı davranması gerekirken farklı illerde iki dava açarak önümüzü tamamen kapatmıştır.

Biz site yöneticileri olarak sakıncalı içeriği yayından kaldırmış bulunmaktayız.Bu durum avukat takibinde aylarca devam etmiş ve üstümüze düşen görevleri yaptığımız halde mahkemenin red kararı ile karşılaşmış bulunmaktayız.

Bu durum milyonlarca insanın iletişim ve gelir kaynağında kayıp yaratmış ve ülkemizin yurt dışındaki imajını bir kez daha zedelemiştir.Umarız bu sorun bizlere ve bizden sonrakilere daha çok zarar vermeden son bulur.Bu konuda herkezin desteğini bekler sonsuz saygılarımızı sunarız.


Bloggum Yöneticileri"

30.06.2009

Google Sites da kapatıldı! Dikkat, demokrasi bir seyir sporu değildir…

Özgür Uçkan

“’İletişim’ (communication) ve ‘topluluk’ (community) sözcükleri aynı köke sahiptir. Nerede "iletişim" varsa orada bir "topluluk" da vardır. Ne zaman bir topluluğun iletişimini engellemeye, kısıtlamaya ya da erişilmez hale getirmeye çalışırsanız, topluluk varlığına saldırdığınızdan dolayı kendisini savunacaktır…”
Bruce Sterling – The Hacker Crackdown


Daha önce “Wordpress” , “Google Groups”, “Blogspot” gibi geniş paylaşım platformlarına yönelik erişim engelleme kararlarına bir yenisi eklendi ve “Google Sites” kapatıldı. Türkiye'den “Google Sites” sayfasına girmeye çalışan kullanıcılar, "Denizli 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 24/06/2009 tarih ve 2009/392 nolu KORUMA TEDBİRİ kapsamında bu internet sitesi (sites.google.com) hakkında verdiği karar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nca uygulanmaktadır." mesajıyla karşılaşıyor.

Google’un “sites” alt alanı, bir tür blog servisi gibi hizmet veriyor ve insanlar bu alt alanda, html kodlama gibi uzmanlık isteyen işlerle uğraşmadan kendilerine ait web sitesi yayınlayabiliyor. Dolayısıyla kapatılan sadece bir web sitesi değil, yüzlerce, binlerce kişinin kullandığı bir yayın platformu. Şikayet konusu olan siteyi bilmiyoruz; ama hep yapıldığı gibi, söz konusu siteyle hiç ilgisi olmayan çok sayıda kullanıcı mağdur edilmiş durumda. Daha önce de defalarca yazdığım, çoğumuzun da yazdığı gibi, “nesne temelli erişim engelleme” uygulanabilir ve bu kadar geniş bir platformu engellemek yerine sadece şikayete konu olan sitenin erişimi engellenebilirdi. O sitenin sahibi de dilerse bu karara itiraz edebilr, hukuki süreç işleyebilirdi.

Burada resmen bir sansür olayı ile karşı karşıyayız. Bu devasa platformun neden kapatıldığını bilmiyoruz. Bu bize söylenmiyor. Koruma tedbiri kararının içeriğine ulaşamıyoruz. Sadece tahminler yürütüyoruz. O platformda benim de sitem var. Bu kararın benimle ne ilgisi var? Ben ne diye mağdur ediliyorum? Beni niye cezalandırıyorsunuz? Bunun neresi hukuki? Bu durum, “kanunsuz suç olmaz” ilkesiyle açıkça çelişmiyor mu? Kanuna göre suçlu kimse gidin onu cezalandırın! Benim ne suçum var?

İnternet hukuku konusunda uluslararası standartlar getiren çalışmaların gerçekleştirildiği Harvard Hukuk Fakültesi "Berkman Center"dan John Palfrey, ünlü 5651 sayılı yasamız ile ilgili olarak, "Türkiye çıplak bir kararın eşiğinde" diyor. Palfrey, "OpenNet" ekibinin ortak ürünü "Access Denied" (Erişim Engellenmiştir) adlı kitabın tanıtımı için ülkemize yaptığı ziyaret sonrası izlenimlerini kaleme almış. Yazar, 5651'in özellikle şu açılardan sansür yolunu açtığını düşünüyor: internet denetimi konusunda otoriteye verilen neredeyse sınırsız yetki; tek bir adresin değil tüm alanın erişiminin engellenmesi; uluslararası içerik sağlayıcıların Türk otoritelerine kayıt yaptırmak zorunda olmaları…

Palfrey’e göre Türkiye, bazı insanların zararlı şeyler yapmaları ve söylemeleri riskini göze alarak inovasyon ve yaratıcılığı getiren internete açılmak ile yeni teknolojiler de dâhil olmak üzere devasa internet alanlarını yasaklamak arasında seçim yaparken yalnızca ülkenin geleceği konusunda bir karar vermiş olmayacak; bu karar aynı zamanda internetin geleceğini de etkileyecek. Eğer Türkiye sansür, denetim ve gözetim toplumları ligine geçerse, bu, interneti yerel ağlara bölmek yolundaki küresel eğilimi körükleyecek: "Dünya çapında ağ", yerine "Çin çapında", "İran çapında", "Türkiye çapında" bir sürü küçük ve "denetlemesi kolay" ağ… Bu son karar Türkiye’de “otorite”nin seçimini net bir şekilde gösteriyor: İnternet sansürü...

Sansürden kurtulmak için ne yapılması gerektiği açık: "gayrı sivil" anayasamızın bile koruduğu "ifade ve iletişim özgürlüğü" ile açıkça çelişen yapısı gereği 5651 acilen kaldırılmalı ve yeni bir düzenlemeye gidilmeli; hakaret nedeniyle erişim engellemeye gitmek yerine nesne engelleme yapılmalı; Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu yeniden gözden geçirilmeli; internet ile ilgili davalara bakacak ihtisas mahkemeleri kurulmalı. Ama öncelikle internet sansürünün bu ülkeye maddi ve manevi olarak neye mal olduğunun hesabı bir çıkartılmalı, ki soralım…

Bu işin hukuki kısmı. Bir de sosyal boyutu var. Türkiye’de internet nüfusu neredeyse dörtte bire ulaştı. Ama bu kitleye “nüfus” demekten hala çok uzağız. İnternetten hayatını kazananlar bile bu sansür karşısında seslerini çıkarmıyorlar. İki gündür “Friendfeed” ve "Twitter" platformlarında yapılan tartışmaları izliyorum. Elbette bir katılım var, insanların çoğu da sansüre karşı, ama çoğu “internet profesyoneli” (bu da ne demekse artık!) her zamanki geyiklerini döndürmeye devam ediyor. Bunun bir açıklaması bu güzide kitlenin tünel, kalkan, opendns vs. kullandığı için bu dünyevi meseleye uyanamamış olması olabilir. Ama sosyal ağlarda “kim benim için ne dedi” avında oldukları için tartışmaları kaçırmış olmaları imkansız. Bu “profesyoneller”, geniş kitlenin, yani onların “hedef kitlesinin” bir süre sonra “viral kampanyalarıyla” tanışamayacak hale gelmesini de umursamıyorlar acaba?

Bu kitleye en güzel uyarıyı “Elma+Alt+Shift” blogunda Fırat Yıldız yapmıştı: “Konkurlarla ilgilendikleri için pek meşgul olan sevgili dijital ajanslar; internetin ne kadar önemli olduğunu henüz idrak edemeyen ve reklamcılığın sadece tv/basın olarak gören sevgili reklam ajansları; yine internete banner veren, oyunlu, hediyeli vs. site açan, mikro site kuran, blogları kullanan, viral reklamlarını yaymak dışında hiçbir şekilde harekete bile geçmeyen sevgili reklamverenler; büyük internet haber portalları, online marketler; internet girişimcileri, pazarlamacılar, bilgisayar mühendisleri, teknoloji şirketleri; sanatçılar, müzisyenler, yazarlar, gazeteciler… Ne zaman uyanacaksınız?”

Ne zamanki bizim internet kullanıcılarımız bir nüfus olduklarının bilincine varacaklar, iletişimin olduğu her yerde bir “topluluk” da olduğunu anlaycaklar, o zaman bir topluluk gibi davranmaya başlayacaklar... diye umuyorum.

Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.

"Tutulma" isimli kısa filmimiz geri yüklendi Facebook yönetimi tarafından, evet ama nedense olay bitmiyor. Şimdi de Facebook grubunda videonun altında biriken, bazıları küfre varan yüzlerce yorumu izliyoruz şaşkınlıkla... Dumurla. Umutsuzlukla.

Tutulma from Memento Mori on Vimeo.



Kimileri ülkemizi rezil ediyorsunuz derken, kimileri neden türban yasağına da karşı çıkmıyorsunuz diyor. Kimileri sitemize ana avrat dümdüz gittikleri yorumlar bırakıyor, kimileri metaforları görmezden gelip "böyle bir şey yok ki, abartmışsınız" diyor. Kimileri teknik eleştiriler yapıyor, kimileri din ve ahlak dersleri veriyor. Kimileri "tunnel'dan giriyoruz işte" diyor, kimileri "çocuklarımızı korumak için kalkacak tabii o videolar" görüşünü savunuyor.

Ve çok azı destekliyor, "elinize sağlık" diyor. Gelen tepkilere cevap vermeye çalışıyor.

Ama maalesef, çıkan sesler sinir bozucu.

Bizler ki, bu ülkeyi sevdiğimiz için, bu ülke daha iyi şeylere layık diye düşündüğümüz için emek verip, enerji harcayıp, uğraşıp, didinip, cebimizden para çıkarıp, sabahlara kadar bu uğurda çalışıp, zaman artırıp, zaman kazanıp bir şeyler yapmaya çalışan bir avuç insanız... Bizler ki bu ülkenin insanları bilgiye ulaşabilmeli demeye çalışıyoruz, "Siz bizi elaleme rezil ettiniz, pis bölücüler" suçlamaları ne kadar da can acıtıyor. Bizler ki bu videoları, bu hareketi sadece bu ülkenin insanlarına "bak sansür budur, tunnel deyip geçme, bugün internetine, yarın hayatına." demek için yapmışız, yabancılara bu ülkeyi rezil etmekle suçlanıyoruz. İkinci Midnight Express vakası bile denmiş, hem de gazeteciyim diyen biri tarafından. Dış mihraklar, para, reklam geliri filan denmiş...

Vay be.

Ayıptır yahu. Bu ülke basın özgürlüğü endeksinde bilmemkaçıncı sıralardayken, internet konusunda neredeyse ayıplı ülkeler konumuna düşmüşken dünya gözünde, kimse sesini çıkarmayıp, tünellerle mutlu mesut yaşarken ayıbı eden biz miyiz?

Tek derdi "elalem ne der" olan insanların ülkesinde ama tabii makul bu tepkiler. Tecavüzcüsüyle evlendirilen kızların ülkesi burası, öyle ya. Biz ki barış için yola çıkan bir Pippa Bacca, vahşet içinde tecavüz edilerek öldürüldüğünde çıkan sesleri bile susturmak istemişiz, "aman dünya duymasın" diye. Sırf elalem ne demesin diye. Desin be elalem bişey, desin anasını satayım. Desin ki, değişsin bir şeyler, desin ki bir daha "elalem ne der" diye düşündürecek şeylerin kökü kazınsın. Ama bizim derdimiz o değil, biz ne yaşarsak yaşayalım, kendimiz yaşayalım, yeter ki etraf duymasın. Tek derdimiz bu.

Bu ülkede sivil inisiyatif gelişmiyor çünkü nankörüz biz. Birileri bir şey yapmaya mı çalıştı hemen saldırmayı biliyoruz da, hak aramayı bilmiyoruz. Türk cehennemi misali, yukarı çıkmaya, ses çıkarmaya çalışanı bacağından tutup aşağıya çekiyoruz. Oysa hak verilmiyor, alınıyor işte. Ama biz, hemen "seni anneme sölicem" misali, koşup büyüklere sığınmayı, büyük büyük laflarla göz korkutmayı, o da olmadı, küfretmeyi "Allah, cehennem, yüce, kutsal, ulu" gibi kavramlar ardına saklanmayı biliyoruz. Hep birileri, bir güç bizi korusun istiyoruz... Bizim sorumluluk almamıza gerek kalmasın. Düşünmemize, sorgulamamıza gerek kalmasın.

Ha şimdi sorarım ben, top oyununda bacağına tekme yedi diye, topu patlatıp, annesine koşan çocuk mudur kendini rezil eden? O çocuğa "bunu böyle yapman yanlış" diyen mi rezil eder çocuğu?

Herkes çok biliyor, kendi gibi düşünmeyene, demek ki ahan da böyle düşünüyordur diye etiketi basmayı. Bir görüşe karşı mı çıktı, tamam, ülkesini sevmiyor, pis bölücü, ahlaksız, iki yüzlü yılan, sahte domuz... Hatta arkasında kimbilir ne kazançları vardır bunların di mi? Yetmedi mi? Amerika vardır arkasında bu hareketin, yok yok, petrol yataklarını ele geçirmeye çalışıyolardır, büyük orta doğu projesinin parçasıdır sansüre karşı çıkmak. Kesmedi mi? Uzaylıdır bunlar hatta, ana avrat düz gidilesi yaratıklardır. İnsan değillerdir, di mi?

Ne kötü niyetlisiniz. Ve iyi niyetli olmak ne zor sizlerin arasında. Hiçbir iyilik cezasız kalmazmış. Ne kadar doğru.

"Tüneller var kardeşim, oradan giriyoruz, sanki siz girmiyor musunuz yasaklı sitelere? Yalan söylemesenize işte, herkes giriyor ya youtube'a."

Evet de, fare gibi, sinsi sinsi arka yollar bulmak mıdır özgürlük?

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım Hikmet

23.06.2009

Facebook kullanıcılarından Sansüresansür'e sansür?

Baran Gündüzalp'ın çektiği videomuzu Facebook'ta yüklemiştik. Birileri report etmiş gerekçesiyle, Facebook, hiçbir sakıncalı içerik barındırmayan videomuzu yayından kaldırdı. Sansüre karşı bir harekette, sansür yemek de ironiye ironi kattı.

SON GELİŞME: FACEBOOK VİDEOYU GERİ GETİRDİ. YİNE DE BİLGİNİZ OLSUN DİYE YAZMIŞ OLDUĞUMUZ MAİL AŞAĞIDA:

What if the abuse report tool is abused?
We are a civil initiative from Turkey called Sansure Sansur (censor the censorship!). We've been working to create awareness for the increasing internet censorship in our country. If you need examples, Youtube is banned since over a year, wordpress was banned at one time, richarddawkins.net is banned and so on... There has been talk on the possibility of banning Facebook as well but that didn't happen yet.

So the situation is this here in our country and we are using the social media, to spread the word, to remind people that censorship is a fact of our lives and that we should do something about it. In order to bring a momentum to the movement, several of our friends shot videos. One of them was Baran Gunduzalp's video. One of our group's members uploaded the video to his profile but then something strange happened. Facebook put it down claiming there has been reports.

Now, I'm looking at this video and I don't see any insults, any copyright violations, any offenses. It is almost without dialogue and shows a guy going through his everyday life while encountering the sound effect of a computer error as if everything in his life is banned. I'm sure you get the idea, it really talks about censorship being present everywhere, not only on the net. The only dialogue we hear is the one coming from TV and it is basically the news about recent censors (for example the one with Darwin when a magazine refused to put Darwin on the cover and the writer was fired). But those news aren't offensive or insulting and i can provide you with a translated transcipt if you like. The video is still present on various video sharing sites, if you'd like to take another look: http://vimeo.com/5281301

So, here is my question. Okay, you received some reports. But did you really watch this video? If yes, could you tell me what the possible problem was or what was it reported for? Why do they say it's offensive? Cause I can't really see the problem and I can't help myself but think that it is because of some people with bad intentions who are against our movement, using systematic reporting to get rid of this video. Because sincerely, this video is not in any way, offensive. And I was just hoping Facebook would understand the difference between rightful accusations and wrongful ones. I am all for user-reporting but the moderators have to look into the accusations so that the report system is not used for the wrong purposes.

The report tool was abused this time. And I'd like to report that. I'd like to report that there are some lying people who are using the report tool to get rid of ideas that they don't want to see. I don't know who they are, or what they stand for but because I know this video has nothing offensive, I know for a fact that, they are not honest. They are basically censoring us and Facebook which is an important social media, is helping them, instead of helping us. So tell me, what would happen if they stop us now and Facebook is also banned tomorrow in Turkey?

The whole world is seeing what's going on in Iran thanks to the social media and the internet. This is a force, we as internet users have to express our ideas globally. That's why you should seriously pay very good attention to what's being reported. In this case, I doubt you even watched this video because if you had watched it, you would have known immediately that there's nothing wrong with it.

This is what you say: "Facebook thoroughly reviews every report we receive to determine whether or not the content violates our Terms of Use. Any content that is considered sexually explicit, violent, malicious or otherwise offensive will be removed. If you received a warning about an item that was taken down, then we have established that it violated these terms."

That video didn't have any content of this matter nor it did violate any of these terms.

We'd really appreciate if you answer us and unless there is a copyright misunderstanding or a problem in this video that we are not aware of, we hope that this problem is solved as soon as possible by putting our video back online.

16.06.2009

Adınız, Soyadınız, Sertlik Durumunuz?

FriendFeed denilen sosyal medya adını verdiğimiz o platforma ilk üye olduğum zamanlar ''internet reklamları'' gibi alakasız bir konu üzerine yorum yapmaya kalktım. Ağzımın payını verdi hemen ortamın müdavimleri.

''Kendi blogunda istediğin gibi ol, ama buraya gelince anonim olma. Karşımızda gerçek isim görmek istiyoruz'' dedi biri.

Bir diğeri, ''eğer bu ortamda ciddiye alınmak istiyorsan gerçek adını, sanını yaz da gel'' dedi. ''Yoksa seni kimse ciddiye alıp da cevap vermez'' diye ekledi. Vay, vay, vay...

Dün akşam FriendFeed'e gelmeliydiniz. Eğer kaçıranınız varsa...

Adını, sanını duymadığım kanlı, canlı insanlar 5 posta'ya koyulan erişim yasağını ve saçma/kıro, uyduruk, sahte isimli blog yazarını desteklemek için oradaydı. Aralarında bloga hiç yorum atmamış insanlar çoğunluktaydı zannedersem. İki ayrı başlıkta açılan tartışmalarda toplam 400 e yakın yorum oldu. 40 tane çatlak yorum çıkmadı...

''Asıl adınla gelmezsen seni ciddiye almayız, adam ol kimliğini açıkla''nın üzerinden 6 ay geçmeden Fenasi'yi (cidden ben de nefret ediyorum bu isimden) ve 5 Posta'yı ciddiye alan insanlar iyi bir gövde gösterisi yaptı.

Böyle açık tartışmalar heyecanlı ve zevkli de olsa belli bir süreden sonra konsantrasyon kaybolabiliyor, asıl tartışılan olaydan uzaklaşılınabiliyor. Benim birkaç gözlemim oldu, onları kısaca geçeyim, toparlayayım istedim.

Bir kere Türk insanında kendi kendini kudurtacak kadar karşı tarafa duyulan bir şüphe ve güvensizlik var. Senin kim olduğunu kesinlikle bilmek istiyor. Ayrıca ülkenin etiket bulutu içine en iri olanları ''polis devleti'' ve ''militarizm'' olduğu için eğitimli, boyalı saçlı, mini etekli, sarışın olanları bile normal vatandaşın, yani sizin her fırsatta devlete karşı suçsuzluğunuzu ispat etmenizi ve itaatinizi propage ediyor. Bunu katoliklerin doğuştan kendilerini günahkar saymaları ile eş tutabiliriz belki. O günah hiç silinmiyor. Devletin size olan şüphesi ve size olan inançsızlığının hiç bitmemesi gibi.

Üşenmez de başlıkların altına yazan yorumları okursanız, bir grup katılımcı, sansürün olumlusu ve olumsuzu olabileceğini savunurken, asıl konu olan düşünce ve ifade özgürlüğüne ve hatta belki de en önemlisi Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinde yer alan bireyin enformasyon alma özgürlüğüne vurulan darbeyi görmezden geliyor. Bir de akıl vermeye çalışanlar var, bloga ekstra bir giriş sayfası konulsaydı kapatılmayacağını iddia ettiler. Bir katılımcı iyi cevap verdi. YouPorn'da uyarı sayfası vardı da ne oldu?

Müstehcenliğin, pornografinin ötesinde, ben Aycan'a katılmayı tercih ediyorum

Eğer 5 posta sansürüne karar veren mercide ufacık akıl varsa, Fenasi'nin sansürsüz politik ve dini yorumlarına gıcık olmuştur. Bana öyle geliyor yani, "sussun şu gavur tipli ateist piç kurusu" denmiş gibi,.. Sırf sertleşmiş penis var diye kapandıysa, 5 posta'nın şanına yakışmaz..


Hal öyle de olsa yine bu işte bir gariplik var. Biri bir yerde daha söyledi; ereksiyon halindeki penis göstermek (kendini değil, sümme haşa, fotoğrafını) erişimin engellenmesine sebep verebilirmiş.

Bunu da anlamak zor bakın. Kadınlı erkekli cevap verin şurada. Penisin kalkmamışını kim ne yapsın? Asıl kalkmayan penisin gösterimi site kapatma sebebi olmalı.



Dipnot: Bu postayı ben, anonim adam, 5 Posta blogunun yazarı, nam-ı diğer Fenasi yazdı. Biraz düzeltme yaptım, çoluk, çocuk da gelir okursa şok olmasın diye. Yoksa bu postanın 5 Postavari olan aslı, biraz farklı bir versiyonuyla ve ekstra görsel materyal ile süslenmiş olarak yasaklı blog 5 Posta'da var. Yasa koyucu, sizler benim bloga gelirken hotspotshield veya Open DNS kullanmanıza karışmıyor. Şimdilik.....

13.06.2009

5 Posta Sansür

elma+alt+shift'ten aynen alınmıştır.



Adamın sitesinde öküz gibi +18 yazıyor, yani içeriği +18, ama n’oluyor, birileri ottan boktan rahatsız oldukları için içeriği harika olsa da sırf birkaç erotik fotoğraf var diye hemen mahkemeye başvuruyor. İnternetin hala ne olduğunu anlamayan, kendilerinden olmayanı, kendileri gibi düşünmeyenlere karşı büyük bir korku duyan ve interneti de kontrol altına almaya çalışan hasta bir zihniyetin eserlerinden biri bu da.
Son zamanlarda keyifle okuduğum bir blogdu 5 Posta. Blogdu diyorum çünkü yine o malum ekranla karartılan siteler kervanına katıldı. Yani benim anlamadığım, bu sansüre evet diyen zihniyet saniyenin onda biri gibi bir zaman ayırarak kapatma tuşunu niye kullanmaz ve bir daha bu siteye girmez de, tüm mesaisini harcayıp böyle iyi bir blogu kapattırmak için mahkemeye niye gider? Ve bu millet niye cinsellikten bu kadar korkar ama bir o kadar da önüne geleni ..mek ister işte onu hiç anlamıyorum.
5 Posta‘ya geçmiş olsun…

12.05.2009

Fotoğraflar özgürdür!

Aşağıda Uludağ Üniversite'sinden bize gelen bir maili, satırına dokunmadan yayınlıyorum. Sansürün ne olduğunu anlatan, "sakıncalı içerik" gibi ucu açık tanımlamaların nereye gidebileceğini göstermesi açısından çok yerinde bir örnek olduğu kadar; sanatın, fotoğrafın, basının, bilimin sansürlendiği bir ülkede yaşamak istemiyorsak eğer, destek vermemizin önem taşıdığı bir haber...


"Merhaba,
Gectigimiz hafta Uludag Universitesi'nde actigimiz fotograf sergisine, iİfade ozgurlugunu hice sayan bir uygulama ile mudahale edilmesini kinamis, bu yonde basini ve kamuoyunu tepki vermeye cagirmistik. Olusan tepki uzerine fotograflarimiz kolluk guclerince geri verilmis ve fakat universite yonetiminden hicbir aciklama yapilmamisti. Bugun Uludag Universitesi'ni bir kez daha konu ile ilgili aciklama yapmaya davet etmek icin bir imza kampanyasi baslatiyoruz. Asagidaki metin konuyu daha acik ifade ediyor ve sizleri ifade ozgurlugunun yaninda tavir gostermeye davet ediyor. İmzanizla destek vermek icin www.fotograflarozgurdur.com adresini ziyaret ederek adinizi listeye ekleyebilirsiniz.

Katilmaniz ve bu cagriyi yayginlastirmaniz dilegiyle...


SANSÜRE HAYIR!
FOTOĞRAFLAR ÖZGÜRDÜR!


Uludağ Üniversitesi kampusünde açılan fotoğraf sergisine geçtiğimiz hafta kolluk kuvvetleri marifetiyle yapılan müdahale, fikir ve ifade özgürlüğüne yapılmış bir müdahaledir. Totaliter dönemlerde görülebilecek bu türden davranışlar, militarist zihniyetin özgür olması gereken üniversite atmosferindeki yansımasıdır. Meşru ve yasal olan 8 Mart Kadınlar Günü Mitingi’nde ve 29 Mart Yerel Seçimleri’nde çekilen fotoğrafları sakıncalı bulmak ve müsadere edilmesine izin vermek üniversite yöneticilerinin ayıbıdır. Akademik çatı altında bu ayıbı yapanların bilim, özgürlük, ifade, demokrasi ve vicdan konularında neler düşündükleri merak konusudur. Belgesel fotoğraflar fotoğrafçının gördüklerini gösterir. Gördükleri karşısında gözlerini kapatanlar ise gerçeği değiştirmez sadece kendilerini kandırırlar.

Fotoğrafların sergi salonundan indirilmesi, gösteriminin engellenmesine izin verenlerin, bu sansürcü yaklaşımlarına kamuoyu karşısında açıklama getirmelerini istiyoruz. Biz aşağıda imzası bulunan kişi, dernek ve diğer kurum ve kuruluşlar; ifade özgürlüğünün zedelenmesine neden olan bu tutumun gerekçelerinin açıklanmasını ve sergide fotoğrafları yer alan fotoğrafçılardan özür dilenmesini talep ediyoruz. Tersi durumda 2010 yılı sonuna kadar Uludağ Üniversitesi’nden gelecek hiçbir davete olumlu cevap vermeyeceğimizi, sosyal, kültürel, sanatsal ve bilimsel etkinliklerine katılmayacağımızı kamuoyuna ilan ediyoruz.

Bilgi notu: 29 Nisan - 2Mayıs 2009 tarihlerinde Uludağ Üniversitesi Fotoğraf Amatörleri Topluluğu – UFAT tarafından düzenlenen UFAT Fotoğraf Günleri 6 adını taşıyan etkinlikte 16 fotoğrafçının çalışmalarından oluşan sergiye kolluk güçleri müdahale etmişti. Galata Fotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi’nde Belgesel Fotoğraf Programı’na devam eden katılımcıların 8 Mart Kadınlar Günü Kadıköy Mitingi ve 29 Mart Yerel Seçimleri’nde çektiği 32 fotoğraftan 11’inin “sakıncalı” olduğunu iddia eden kolluk güçleri bu çalışmaları sergiden indirterek incelemek üzere alıkoymuştu. Bu olayın hemen ardından sergideki diğer fotoğraflar da indirilmiş ve UFAT Fotoğraf Günleri web sitesindeki ilgili sayfalar da yayından kaldırılmıştı."

10.05.2009

SansüreSansür Yay! Hareketi



Link: SansüreSansür 01



Link: SansüreSansür 02



Yay! Hareketi, adı üstünde, yaymaktan geliyor. Sanal ortamda, gerçek hayatta, elimizden geldiğince tepkimizi yaymak anlamını içeriyor.
Bu doğrultuda, elimizde çeşitli malzemelerimiz ve yönetmen arkadaşımız İlkay Kopan’ın çektiği videolarımız var. 11 Mayıs itibariyle, videolarımızı, manifestomuzla beraber bloglarımızda yayınlayarak, ortak bir mesaj vermeyi hedefliyoruz. Aynı gün, aynı mesajla ortaya atılarak kamuoyunun dikkatini çekmeyi amaçlıyoruz.

Link: SansüreSansür 03



Öte yandan, videolar ve banner’lar sanalda yayılırken, gerçek hayatta da boş durmuyoruz tabii ki. Tepkimizi internetten çıkarıp, dışarıda da göstermek için poster ve sticker gibi malzemelerimizden faydalanacağız. Amaç belli: Sansür, her yerde karşınıza çıkabilir. Malzemeler de bu doğrultuda hazırlandı, boşlukları malzemeyi kullandığınız yere göre yazabilirsiniz.

Örneğin, posteri bir restorana astınız, boşluğu “Bu restorana erişim engellenmiştir” şeklinde doldurabilirsiniz.Bu fikirden hareketle aklınıza yeni bir malzeme fikri gelirse, atış serbest. Neler mi olabilir? Tribünlerde “bu tribüne erişim engellenmiştir” pankartı açmak olabilir, yine mecrasına uygun mesajlarla amerikan servis, tişört, bardak altlığı, föy, stensil gibi daha pek çok şey olabilir, bundan sonrası hepimizin hayal gücüne kalıyor aslında.
Sizden tek isteğimiz, bu malzemeleri kullandığınızda ya da gerçek hayatta karşınıza çıktığında, hemen bir fotoğrafını çekip, nerede olduğu bilgisiyle birlikte bize göndermeniz. Hareketin ne kadar yayıldığını görmek ve fotoğraflarla sitemizde sergilemek istiyoruz.
Kısıtlı sayıda malzeme elimizden bulunuyor. Bir süre için bize yazarak malzeme temin edebilirsiniz ya da doğrudan bu sayfadan indirip, kendiniz basabilirsiniz.

Link: SansüreSansür 04



Link: SansüreSansür 05



Viral malzemelerin hepsine ulaşmak ve indirmek için tıklayın.

08.05.2009

Sansüre Sansür Reloaded

Gündemimiz maalesef yine sansür, Youtube 1 yıldır kapalı olduğu için değil üstelik. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Dailmotion herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin erişime kapatıldığı için. SansüreSansür olarak tam da bugünlerde yeniden hatırlatalım, yeni bir site kapanma haberi gelmeden diye hazırlıklar yaparken.

Bu kötü tesadüfü yeni harekete ivme katacak bir motivasyon olarak görüp, yeniden sesimizi duyurmak için biraraya geliyoruz. Bu defa amacımız tünellerle, DNS ayarlarıyla bir yere varılamayacağını göstermek, bilgi alma özgürlüğümüzün elimizden kayıp gittiğini bir şekilde unutturmamak. Tepki göstermezsek neler olabileceğini "internetin ön izlemesini yapıyoruz" eylemi sırasında ve hemen sonrasında blogger'ın erişime kapatılmasıyla tecrübe etmiştik. Türkiyenin diğer sansürcü ülkeler arasında yer almasını istemiyoruz ve bunun gerçekleşmemesi için elimizden geleni yapmaya kararlıyız. Şimdiden geniş bir katılım ağı oluştu. Üniversiteler, öğrenci klüpleri, farklı şehirlerde yaşayan farklı meslek gruplarından insanlar katıldılar. Ancak daha fazlası gerekli.

Neler mi yapabilirsiniz?

1. Afiş ve Stickerlarla destek olabilir bunların yayılmasını sağlayabilirsiniz.
2. Siteniz ve/veya blogunuz varsa 11 Mayıs 2009 tarihinde hep birlikte yayınlamaya başlayacağımız videoları yayınlayabilirsiniz. (bununla ilgili bir bilgilendirma maili gelecek pazar günü)
3. Aklınıza pankart, yaka kartı, amerikan servis gibi... başka başka fikirler gelirse çoğaltabilirsiniz.
4. Astığınız malzemelerin fotoğraflarını çekip viral yolla herkese gönderebilirsiniz. Hatta bize de gonderirseniz, buradan yayınlarız.





Afiş ve sticker'ları buradan, buradan ve buradan indirip, kendiniz basabilirsiniz.

Ayrıca bize sansuresansur@gmail.com adresinden mail atarak, da malzeme edinebilirsiniz.

Not: Sansuresansur.org'da tadilat yapıyoruz. Pazartesi gunu yeni sitemizle yayında olacağız.

06.05.2009

İnternet Hukuku for Dummies

NOT: Aşağıda blogger kapatılması döneminde Leeds Universitesi’nde öğretim görevlisi Dr. Yaman Akdeniz'le yaptığım yazışmaların bir derlemesi var. Her ne kadar şu an blogger açık olsa da, konuyu, işleyişi, internet hukukunu anlamak için güzel bir kaynak eser olmuştu zamanında. Burada paylaşmadığımı fark ettim, o yüzden bu güzide röportajımsıyı bilgilerinize geç de olsa sunuyorum...

Yaman Akdeniz’le internet hukukunu öğrenelim – 101

Bölüm 1: “Adnan Hoca v. Internet: Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı” makalesinde anlatılanlar...

Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak tarafından yazılan “Adnan Hoca v. Internet: Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı” isimli makalede özetle şunlar söylenmekteydi:

“Kişilik haklarına saldırı” 5651 sayılı internet yasası çerçevesinde değil, 4721 sayılı Medeni Kanun’un 24. maddesi uyarınca değerlendirilmiştir. Bu kanun 5651 sayılı kanun’dan once, konuyla ilgili başka bi hüküm bulunmadığından sıklıkla uygulanmasına ragmen, 5651 sayılı Kanun’un Mayıs 2007’de yürürlüğe girmesi bu olanağı ortadan kaldırmıştır. 5651 No.lu Kanun’un “İçeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkı” başlığını taşıyan 9. maddesinde erişim engelleme kavramından söz edilmemektedir. Aynı değerdeki iki hukuk kuralının çatışması halinde başvurulacak yorum ilkesi; daha sonra çıkan kuralın öncekiyle çatışması halinde sonraki kuralın uygulanması gereklilğidir. Bir diğer yorum ilkesi ise konuya ilişkin özel kural bulunması halinde genel kuralın uygulanamamasıdır.Tüm bu nedenlerle “kişilik haklarına saldırı” söz konusu olduğunda dahi uygulama 5651 sayılı Kanun çerçevesinde yapılmalıdır. Dolayısıyla, gazetevatan.com, Richarddawkins.com, turandursun.org gibi sitelerin kapatılmasında hukuka aykırılık da söz konusudur.”

Bölüm 2: Blogger’ın kapatılması üzerine ilk yorumlar...

Ben bu kapatma neden olmuş olabilir diyorum, Yaman Akdeniz de diyor ki:

“Blogger kapatılmasında ortada çeşitli senaryolar var, bir muhtemel senaryo “kişiye hakaret”. Eğer Diyarbakır mahkemesi Adnan Hoca engellemelerinde olduğu gibi kişisel haklarla ilgili bir erişim engelleme kararı verdi ise o zaman yukarıdaki 9. madde ile ilgili formül izlenir, hatta mahkemeye verilecek itiraz dilekçesinin ana tezi bu olur.

Ama erişim engellemenin nedeni başka ise o zaman başka türlü görüş vermemiz lazım. Mesela eğer nedeni terör propaganda, veya 301 ise, yani kişisel haklar değil de kamusal suçlarla ilgili ise ve bu suçlar 5651'in 8. maddesindeki katalog suçlardan değil ise o zaman gene yukardakine benzer ama 9. maddeden bahsetmeden görüş vermek lazım. Demek istediğim 5651 gereği sadece ve sadece erişim engelleme katalog suçlar için verilebilir.

Kişisel haklar durumunda erişim engelleme kararı verilemez, kamusal suçlarda ise sadece 8. madde içindeki katalog suçlar için erişim engelleme kararı mahkeme tarafından verilebilir. Kanunun doğru uygulaması bu şekilde olması gerekiyor.

Bir diğer olasılık erişim engellemenin 8. maddedeki katalog suçlardan biri ile ilgili verilmiş olması, mesela Atatürk'e hakaret. Eğer öyle bir durum var ise o zaman başka bir formül geliştirmemiz gerekecek. O zaman bizim haklarımız da ihlal ediliyor diyeceğiz, mağduruz diyeceğiz, domain bazında erişim engellemenin yanlış olduğunu söyliyeceğiz. Bu senaryodaki zorluk mahkemenin elinde böyle bir engelleme kararı verme yetkisi olması. YouTube ve Atatürk'e hakaret kararlarında olduğu gibi. Biz ne dersek diyelim mahkeme Atatürk'e hakaret var (mesela) diyecek. Ama hepimizin haklarına ihlal var, ikincil zarar (collateral damage) var. Genelde web 2.0 servislerinde görüldüğü gibi erişim engellenen sitenin sadece belli bir yerinde ihlal oluyor, fakat tamamında olmuyor. Blogger örneğinde de bu böyle Vatan Gazetesi engelleme örneğinde de böyleydi. Mahkemenin üstüne gidilirse ve itiraz edilirse kaldırabilir kararını. Şimdiye kadar sistematik olarak gidilmedi, fazla itiraz eden yok. Mahkeme kararlarının bir avukat aracılığı ile görülmesi ve öğrenilmesi mümkün.

Bir diğer olasılık erişim engelleme kararının fikri haklarla ilgili verilmiş olması. Maalesef 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Ek Madde 4, Ek: 21/2/2001 - 4630/37 madde de erişim engellemeye izin veriliyor. Korsan bir yayın var ise o zaman mahkemeler erişim engelleme kararı verebiliyor.

Fakat yukarıda bahsi geçen her senaryoda mahkeme uyar ve kaldır (notice and takedown) modeline gidebilirdi. Bu modelde mesela blogger.com uyarılabilirdi, böyle bir ihlal var, söyleyin kullanıcınıza kaldırsın ya da siz kaldırın diye, kaldırmazsanız mahkeme erişim engelleme kararı verecektir diye....

Tabii hep bunlar varsayım çünkü açıklık ve şeffaflık yok, mahkeme karar vermiş nedenini bilmiyoruz, bilsek daha kolay hareket ederiz.“

Bölüm 3: Kapatmanın nedenini öğrendikten sonra...

“Kapatma Lig Tv’nin başvurusuyla olmuş” diyorum, Yaman Bey şöyle diyor:

“FSEK 5846 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre "uyar ve kaldır" (notice and takedown) uygulaması yapılmış anladığım kadarı ile. Bu fikri haklar uygulaması 5651'den biraz farklı. İlk aşamada uyarı yapılıp ihlal olan iceriğin yayından kaldırılması kullanıcıdan (blogger'da kimin sayfası ise) ya da servis sağlayıcıdan (blogger.com) ya da ikisinden birden isteniyor. Bu uyarıdan sonuç alınmazsa o zaman Cumhuriyet savcısına yapılan başvuru ile erişim engellenmesi istenebiliyor, bu da bu Kanun’da belirtilmiş. Sadece korsan yayın yapan siteler için bu uygulamada problem yok ama problemler blogger.com ya da JustinTV gibi legal ve illegal içeriklerin aynı ortamda bulunduğu sitelerde oluyor ve blogger örneğinde görüldüğü gibi mangal yakılmaya çalışırken ormanda beraberinde yanıp gidiyor. Üzerinde durulması gereken konu da bu. Zaten dönüp dolasıp fikri haklar olsun, hakaret olsun, ya da konu Atatürk olsun domain bazında engellemelerin yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle web 2.0 servislerine (wordpress, yourube, veya geocities) erişim engelleme büyük kitleleri etkiliyor yoksa kimse korsan yayın yapan bir site engellenmiş, ya da çocuk pornografisi olan bir site engellenmiş buna karşı çıkmıyor.”

Bunun üzerine soruyorum tabii:
Evet korsan yayında durum farklı, ortada suç unsuru oluyor öyle değil mi? Yine de ben Digitürk gibi bir kurumun blogger'i kapattırmayı göze almaması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, sakıncalı iceriğin olduğu sayfayı neden kaldırmıyorlar da blogger'i toptan kapattırıyorlar? Başka ülkelerde böyle durumlar olmuyor mu? Youtube HBO dizilerini yayınlıyor mesela, o da paralı kanal. HBO neden Youtube’u kapattırmıyor Amerika’da?
Yaman Akdeniz de diyor ki:

“Detayları kimse bilmiyor ama Digitürk kendisi bir şey yapamaz, onlar blogger kullanıcısına uyarı mesajı atmışlardır, kullanıcı takmamıştır, arkasından blogger.com'a yazmışlardır diye tahmin ediyorum, onlar da takmayınca mahkemeye gidip erişim engelleme kararı almışlardır. Blogger.com'a yazmamış olabilirler, detaylari bilemiyorum. Sonuçta herkesin (TIB, Adnan Hoca, Digitürk) kendine göre haklı bir sebebi var, ikincil zarar vermişler ("collateral damage") ya da siz etkilenmişsiniz ben etkilenmişim hiç birinin umurunda değil. Digitürk'ün derdi millet bedava maç seyretmesin mesela.

Yurt dısında maalesef benzer çok örnek var ama genelde uyar ve kaldır yöntemi ile baş ediyorlar, ya da mesela video erişim sitelerini ya da P2P network şirketlerini dava ediyorlar fikri haklar konusunda, reklam olsun diye göz yuman da var. Almanlar da mesela Youtube'dan ırkçı videolardan dolayı çok şikayetçi ama erişim engelleme Youtube'a yapmıyorlar. Onlar en azından Youtube'un tamamının illegal yayın yapmadığının farkında. Ama bütün amaci ırkçı yayın yapmak olan sitelere onlarda erişim engelletiyor. Biz (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ile beraber hazırladığım “İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme” isimli 80 sayfalık rapor/kitap İHOP tarafından Kasım 2008 içinde yayınlanacaktır) raporda anlatıyoruz erişim engellemenin AB ve Avrupa Konseyi çapında çözüm olarak görülmediğini ama buna rağmen erişim engelleme yapan ülkeler var, ve bunlar sadece bizim medya da yazdığı gibi Çin, Arabistan falan değil, batı ülkelerinde de var.

Sanki sitelere erişim engellendiğinde millet maç seyredemiyor, bu fikri haklar konusunda alinan erişim engelleme kararları korsancılığı ve korsan yayınları hiç mi ama hiç etkilemiyor, o bakımdan bunlar uğraştıkça daha çok insanın haberi oluyor, gerek JustinTV gerek P2P TV, daha çok insan seyrediyor, üstüne gitmekle hata ediyorlar. Bana sorsalar mahkemeye gitmeden erişim engelletmeden cözüm yolları öneririm. Blogger.com'la dialog kurmasını beceremiyorlar diye ya da hangi site olursa olsun cezasını biz çekiyoruz...

Maçlara gelince hepsini veriyorlar internet uzerinden, kalitede genelde çok iyi, ama öyle tek bir blog üstünden ya da tek bir adres üzerinden değil, zaten coğu P2P teknoloji kullanılıyor. Bunlarin erişim engelledikleri sitelerde genelde nereden nasıl maç izlenir bilgileri vardı büyük bir ihtimalle, milet o bilgilere ulaşmasın diye engellemeye çalışıyorlar ama bilen biliyor ne yapması gerektiğini zaten. Bunların senelerdir asıl uğraştığı site http://www.myp2p.eu/ - erişim hesapta engelli, millet DNS adresini değiştirip giriyor. O bakımdan zaten blogger üzerindeki bir blogla uğraşmalarına anlam veremedim...”

Bölüm 4: NTV’de Digitürk avukatının görüşlerini öğrendikten sonra...

Ben diyorum ki, “Digitürk mü domain bazında engelleme istedi, yoksa Digitürk bu içerikten şikayetçiyim dedi de mahkeme mi böyle karar verdi?” Akdeniz’den cevap hemen geliyor:

“Erişim engellemeyi domain bazında mı yoksa URL bazında mı istediler orası hala açık değil, avukat NTV’deki yayında mahkeme kararını tartışmak istemiyorum dedi, kendi lehlerine karar verilmiş tabii tartışmak istemiyecek, bir de sadece kendisi görmüş kararı, yayinlasınlar kararı kararın niteliğini tartışalım...

“Peki ama, diyorum, Digitürk kapatmayı url bazlı istese, mahkeme domain’den kapatabilir miydi?”Yaman Akdeniz de bıkmadan cevaplıyor:

“Mahkeme genelde ne isteniyorsa onu veriyor, ama uzun listeler verilip de sadece URL bazında engelleme verildiğini de gördüm, ozellikle bazı YouTube ve terör konusundaki kararlarda. Aslinda o şekilde yapılması lazım, ya da mahkemenin domain bazında engelleme istenmesine rağmen URL bazında liste isteyip ona göre erişim engelleme kararı vermesi lazım. Böyle diyorum ama uygulamada teknik olarak URL bazında engelleme yapmak mümkün değil, aslında mümkün olmadığı için ve domain bazında engelleme yapmak daha kolay oldugu için öyle yapıyorlar.

Dikkat ederseniz bugüne kadar URL bazında filtreleme yapma sistemleri geliştirsinler demedim, o iş teknik olarak çok problemli, hele hele Turk Telekom üzerinden yapmaya çalışırlarsa Internet Türkiye'de çok yavaslar, ve hatta çöker toptan. En azından bunun farkındalar, ama bu konu mesela hiç konuşulmuyor.

Bana sorarsanız URL bazında erişim engelliyemiyorlarsa engelliyemiyoruz diye toptan bir sitenin uçurulmaması lazım. Yapamıyorsanız neden daha fazlasını yapıyorsunuz ki? Mahkemeler buna neden ön ayak oluyor? Olmasalar bile ve URL bazında engelleme kararı verdiklerinde bile çıkıp biz site toptan engellensin demedik, kararımızı yanlış uyguluyorsunuz demiyorlar.

Ee sonra 3 maymun usulü, duymadım, görmedim, söylemedim... Hiç kimse sorumluluk almıyor üstüne. “

Ben yine atlıyorum, diyorum ki, ben sizin öğrenciniz Mete Tevetoğlu ile konuştum, o da bana aynen şunları dedi: “URL”den kapatacak altyapının olmaması sizi ilgilendirmez. O onların sorunu. Yani bir yerde bomba patlasa, ve birisi ölse, o kişinin ailesi de devlete dava açsa, ne diyecek devlet, kusura bakmayın yeteri kadar polisimiz yoktu mu diyecek. Bu kusurlu hizmettir ve bundan dolayı bile dava açabilirsiniz. Bir de uyar ve kaldır sisteminin yasaya girmesi gerek diyor.” Buna ne diyorsunuz? Yaman Akdeniz yanıtlıyor:

“Tabii altyapının olmaması bizim sorunumuz değil ama bunu söylerken dikkatli söylemek lazım, çünkü o "altyapı" geliştiririlirse o zaman sonun başlangıcı olur, benim demek istediğim o. Yoksa tabii ben de aynı şeyi söylüyorum, teknik alt yapın yoksa ve mahkeme URL bazında engelleme yapılsın diyor ve sen yapamıyorsan yapmaman lazım.

5651 no’lu Kanuna dönersek Kanunda uyar ve kaldır yok ama kanunla ilgili yönetmeliğin 16. maddesinin 6inci şıkkında var: Gerektiğinde Başkanlık, erişimin engellenmesi kararlarına konu olan içeriğin yayından kaldırılmasını, 7 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca yer sağlayıcıdan isteyebilir.

Ama bunu genelde TIB yapıyor, mahkemeler için bu yöntem kanunda ve yönetmelikte yok. TIB bunu son zamanlarda kullanmaya başladı. TIB kademeli uygulama yapıyor, yani önce uyar ve kaldır deniyor, kayda alınmazsa o zaman erişim engellemeye gidiyor res'en aldığı idari erişim engelleme kararlarında.

Yalnız burada önemli bir konu var, sonuç itibari ile uyar ve kaldır da bir başka sansür mekanizmasıdır ve yurt dışında sansür amaçlı kullanıldığı da görülüyor. Servis ve hosting şirketleri cezai yaptırımdann korktukları için (genelde uyar ve kaldır sonucu kaldırmazsan cezai yaptırım var) hangi konuda uyarılırlarsa o iceriği sorgusuz sualsiz kkaldırıyorlar. Tamam belki o zaman blogger.com'a erişim engellenmiyor ama siz sabah işe geliyorsunuz bir bakıyorsunuz sansuresansur toptan uçmuş, ne olmuş, uyar ve kaldır olmuş, hem de sorgusuz sualsiz, çünkü mesela Şngiliz hukukunda "ihbarı" sadece mahkeme değil önüne gelen yapabiliyor. Bizim kanunlarımızda da bu olasılık olsa o zaman uyar ve kaldır sistemini TR’deki domainler için mahkemelerden önce Digitürtk veya Adnan Hoca kullanacak. Demek istediğim ben uyar ve kaldır'i da çok inandiırıcı bulmuyorum, kötünün iyisi diyeyim size ama onunda kendi içinde çok problemi var. O bakımdan buna aldanmayın. Son olarak uyar ve kaldırdan sonuç alinmadığı zaman zaten gene erişim engelleme kararı verilecektir eğer kanunda buna izin verilmiş ise. 5651 numaralı Kanunun 8. Maddesine TİB’in yaklaşımı bu şekilde zaten. Fikri haklar uygulaması da bu şekilde işliyor, fakat mesela 5651’in 9. Maddesinde böyle bir sistem öngörülmemiş ve yukarıda da belirttiğim gibi kişisel haklarla ilgili durumlarda sadece ve sadece uyar ve kaldır ve özür yayınlanması söz konusu, kanun yapıcılarımız erişim engellemeye izin vermemiş. Uyar ve kaldırla sınırlı bir kanun yaparsın, erişim engelleme olmaz içinde, uyar ve kaldır sonuçsuz kalıyorsa da sonuçsuz kalır dersin o gene kötünün iyisi olur ama bana sorarsanız çözüm olmaz...


Bölüm 5: Ne olacak peki?

Eh artık umutsuzluk baş gösteriyor bende, çözüm var mı Yaman Bey diyorum. O da diyor ki:

“Ben erişim engellemeyi, hele hele Türk usulü erişim engellemeyi çözüm olarak görmüyorum. URL bazında engelleme Ingiltere'de çocuk pornosu için yapılıyor şimdi de extreme pornography için yapiıacak. Almanlar ırkçı içerik için yapıyor sadece, Kanada çocuk pornosu için yapıyor. O bakımdan bizimkilere yapmayın diyemiyorum ama sadece istisnai içerikler için yapılmalı ve URL bazında yapılmalı. Bizdeki istisnai liste daha geniş ve daha da genişletilmesi söz konusu.

Ilk aşamada çözüm uygulamadaki problemlerin giderilmesi, açıklık ve şeffaflık gelmesi, domain bazında engellemenin sadece tamamı illegal yayın içeren siteler için yapılması, blogger'a youtube'a erişimin engellenememesi. Tamamı ilelgal içerik taşımayan siteler için uyar ve kaldır politikasi izlenmesi, kaldırılmazsa da erişim engellemeye gidilmemesi.

Ikinci asamada katalog suçlar dışındaki kamu suçlarına erişim engelleme kararı verilemeyeceşinin saşlanması ve mahkemelere, hakimlere ve savcılara bunun öğretilmesi. TIB istatistiklerine gore 139 tane böyle mahkeme kararı var (diğer kategorisinde).

Üçüncü aşamada kisişel haklar konusunda izlenecek uygulamanın sadece 9. maddenin olduşu gene mahkemelere, savcılara, ve hakimlere öğretilmesi ve bu konularda artık kanunsuz olarak erişim engelleme kararı verilmemesi.

İlk önce uygulamanın düzeltilmesi lazım, ama sonrasında bence bu kanunun toptan kaldırılıp baştan içinde erişim engelleme yasaklama içermeyen bir politika geliştirlmesine gidilmesi lazım, eşer amaç gerçekten çocukları korumak ise.”

Beni yine kesmiyor, daha da bilgilenmek istiyorum, o yüzden soruyorum:
O katalog suçlar dediğimiz suçlar arasında "müstehcenlik" gibi "intihara özendirme" gibi ne olduğu belli olmayan kavramlar var, bunlar tabii ki kişisel yoruma açık oluyor. Hele ki Türkiye gibi bir ülkede müstehcenlik... Bugün Mete Bey de söylüyordu, hakimin teki diyormuş ki "dogal olmayan cinsel birleşmeyi yasaklarım" diye, doğal olmayana nedire cevap ise 2 kişiden fazla kişi olması. Bence de bu yasa değişmeden, sansürün sınırlarını çizmek çok zor ama yasanın değişmesi için biz ne yapabiliriz onu bilemiyorum. Tek yapabildiğimiz gündem yaratmak ve belki biraz kamuoyu baskısı ama arkamıza destek veya sponsor almadan, büyük kuruluşları almadan işimiz zor. Keşke dijital ajanslar, reklamcılar, bilişimciler birleşip olayın ekonomik yönü konusuna değinseler... Sonuçta pek çok sektörü kötü anlamda etkiliyor bu engellemeler. Ama işte bir suskunluk, tepkisizlik... anlamak zor.Yaman Akdeniz gerçekten sabırlı bir insan, yine cevap veriyor:


“Işin içinde Atatürk'e hakaret, müstehcenlik falan olduğu için kimse sesini çıkarmıyor yarın terör ve 301 konusu da eklenecek ona da kimse sesini çıkarmayacak.

Müstehcenlik konusuna biz raporda biraz değindik, o konu öyle, içinde Türk kızı olursa da "müstehcen" oluyormus otomatik olarak geçenlerde okuduğum bir habere göre! Ankara'da bir Müstehcenlik Kurulu var biliyor musunuz?

Mevcut kanuna alternatif üretmek yanlış olur, tek alternatif kanunun kalkması ve sansüre son verilmesi. Ondan sonra çocukları korumak istiyorsanız çocukları eğitirsiniz, zamane çocuları çok akıllı bunu untumayalım! Ailelere ev bilgisayarlarında kullanmaları için bedava filtre verirsiniz, bunun artılarınıve eksilerini öğretirsiniz, aynı tip filtreleri okullarda ve internet cafe'lerde de kullanırsınız olur biter alın size çözüm eğer gerçekten amaç çocukların korunması ise.

Bu sefer o zaman bu suçları işleyenler Atatürk'e hakaret edenler ne olacak diyecekler, onlara da bulun suçluları işledikleri suçtan dava edin diyeceğiz. Sonuç itibarı ile bu katalog suçların hemen hemen hepsi dikkat ederseniz "davranış suçu" (conduct crime) - mesela Atatürk'e hakaret etmek suç olan, çocukların cinsel istismarı, intihara teşvik, kumar oynatmak.... Aslinda bunların hiç biri "içerik suçu" (content crime) değil. Bu tip yayınlara bakılması, okunması, veya bulundurulması çocuk pornosu dışında hiç biri için yasak değil, yani siz bakarak okuyarak bir suç işlemiyorsunuz, o zaman suç işleyenlerle uğraşın, bana okunması bakması yasak olmayan şeylere erişimi neden engelliyorsunuz o zaman? Engelleme amacı çocukların korunmasi, ben çocuk muyum? Mantıksızlığa bak sen!

Suç işleyenleri ya bulamıyorlar ya da yurt dışındalaro zaman erişim engelliyorlar.. Ortada büyük bür tutarsızlık, orantısızlık ve ölçüsüzlük var. Kamuoyu ve medya ciddi ciddi ilgilense üstüne gidilir ama ilgi yok. Kaç tane ünlü meşhur adam bugün çıkıp blog'uma erişimi engelliyorsunuz dedi? Ankara'nın üzerinde ciddi bir baskı yok, onlarda bunun farkında...

Toplumda da "eskisi gibi "devlet büyüklerimiz yasaklamış biz girmeyelim, okumayalım o zaman" mentalitesi yok artık. Zaman ve toplum değişti sivil toplum devletin ya da mahkemelerin kararlarını sorguluyor, susmuyor ve SansüreSansür gibi çok önemli sivil toplum hareketleri halkın içinden ses çıkarmaya başladı, hatta dernek ve vakıflardan daha sistematik çalışmaya başladı bile.”

28.04.2009

Sansür ve susan reklamcılar...

Ben bir reklam yazarıyım ve reklam sektörü hakkında ciddi bir şaşkınlık yaşamaktayım. Neden mi? Kristal Elma hakkında haftalarca tartışabilen reklamcılar, gündemimizdeki önemli bir konuyu, sektörümüzün geleceği acısından büyük vahamet taşıyan bir konuyu inatla, ısrarla görmezden geliyor. Evet, her gecen gün artan internet sansüründen bahsediyorum. 5651 sayılı yasa geçtiğinden beri, google groups, wordpress, youtube, dailymotion, blogger derken... Her gün yeni bir kapatma haberi okuyoruz gazetelerde ve biz hep susuyoruz.

Oysa dünyada viral pazarlama giderek önem kazanıyor. Viral ve gerilla mecralar ana mecraların önüne geçiyor her geçen gün, WOMM'in önemi artıyor. Bloglar, vloglar, facebook, youtube... Her şey artık viral olarak yayılmaya başladı. Bizim ise bu önemli mecramız tehdit altında. Bir kampanya düşünüyoruz, bunun viral ayağı demeden önce bir kez daha düşünüyoruz çünkü artik Youtube yok. Bugün Blogger gitti. Yarın kimbilir hangisi gidecek bilemiyoruz.

Ve biz reklamcılar, dijitalciler, tasarımcılar, webciler hep susuyoruz. Oysa bu en çok bizi etkiliyor, bizim mesleğimize sekte vuruyor, dünyadaki gelişmelerin gerisinde kalmamıza sebep oluyor. Onlar yeni mecralar derken, bizim hep ve hala TV, basın, radyo odaklı düşünmemize neden oluyor. Sonra soruyor muyuz, bizim sektör neden gelişemiyor diye bu ülkede? Müşterilere söylenmeyi bırakıp çuvaldızı kendimize batırsak ya, ne yapıyoruz ki biz gelişsin diye reklamcılık?

Bugün reklam alanlarımız kısıtlanıyor, mecralar erişime engelleniyor ama bizden çıt yok. Oysa ki biz değil miyiz, buralardan para kazanan? Bizim işimiz değil mi bir şeyleri duyurmak, "awareness" yaratmak? Biz değil miyiz ödül almak uğruna paraları bayılıp, ghost ilan yayınlayan? Biz değil miyiz sosyal sorumluluk ilanlarını kreativite adına güle oynaya yapan?

Gelin görün ki bir ortak bildiri bile yayınlayamıyoruz sansüre karşı. Ironik değil mi?

Biz, bir avuç insan, tamamen sivil inisiyatifimizle Sansüre Sansür diye bir hareket başlattık, pek çok gazetede haber olduk. Reklam dünyasından, reklam dergilerinden çıt çıkmadı. Bir poster hareketi yaptık, yaratıcı olamıyoruz, müşteriler bırakmıyor diye ağlayan kreatiflerden katılım olmadı. Şimdi posterlerimizi sergiletmek istiyoruz, ama nasıl yaparız bilemiyoruz. Kendi cebimizden baskı parası toplamayı, galeri kirasını vermeyi düşünüyoruz çünkü sansürün en çok etkilediği sektör, yani bizim de içinde bulunduğumuz sektör, bizi görmezden geliyor, elini taşın altına koymuyor. Bir kişi kalkıp, bir durun biz basalım posterleri demiyor. RD, RV, RYD ve diğer tüm ilgili dernekler susuyor. Internet haberlerimizle çalkalanırken reklam dergileri konuya dair pek bir haber yapmıyor, böyle de bir hareket varmış demiyor. Reklam yazıları'na yolladığımız bu mektup, 3-5 tebrik ve daha çok kızgın cevaplar dışında pek de bir cevap almıyor, bir tartışma yaratamıyor.

Biz, bir avuç insan, kendi kendimize ses çıkarmaya çalışıyoruz ama bir yere kadar ulaşabiliyoruz çünkü günün sonunda, değişim için arkanda güçlü isimler olması gerekiyor. Bir kurumun kalkıp, siz benim reklam alanımı kısıtladınız diye baskı uygulayabilmesi gerekiyor. Baskı üç-beş idealist insanin bağırmasıyla olmuyor, günün sonunda maddi kayıplarla acılıyor karsı davalar, Youtube'dan reklam arşivlerini izliyordum, artık izleyemiyorum da değil. Sadece prensipte karşı olmak yetmiyor değişim için, somut şeyler gerekiyor. Ama reklam verenler susuyor, reklamcılar susuyor, webciler susuyor.

Oysa ki kalksa şu büyük derneklerden biri, toplu bir bildiri yayınlasa, ajanslar altına imza atsa, sansüre karşı ilanlar çıkılsa, posterler sergilense, o olsa bu olsa, belki bir şeyler değişebilirdi. Ne de olsa en iyi bildiğimiz iş kamuoyu yaratmak, bilinirlik sağlamak değil mi bizim?

Maalesef reklamcılar sadece reklam sektöründeki dedikodulardan bahsediyor, çıkan reklamları eleştirmeyi biliyor. Sektörün geleceği adına böylesine tehlikeli bir ortam varken, bir şahsın kalkıp bir gazeteyi kapattırabildiği bir saçma uygulamalar silsilesi içinde yaşıyorken, koskoca blogger kapatılırken, dünya aya giderken ve biz yerimizde saymaya hatta geri gitmeye mahkum bırakılırken, sadece TV reklamlarının eleştirisi yapılıyor.

Ne zaman uyanacak bu sektör? Bu sansür TV'ye sıçradığında mı? Zaten hâlihazırda sıçramıyor mu?

Fransa'da koskoca Saatchi, internet sansürüne karşı yapılan kampanyaya destek vermiş, bizde çıt yok. Hayret.

Açıkçası, reklam sektöründen, reklam verenlerden, dijital ajanslardan, web tasarımı yapanlardan destek bekliyoruz. Sansüre karşı bir şeyler yapmak için hepinizi geç olmadan harekete çağırıyoruz.

Sınırları olmayan haberciler: Sanal sansür, Olcayto Cengiz

Olcayto Cengiz'in yazısını aynen aktarıyorum;

Biz hala duralım. Biz derken, 3-5 haddini bilmeyip sansüresansür‘le cevap vermeye çalışan, bana dokanmayan yılana ben kapıyı açarım demeyip “Bi dakka bu işin sonu fena”diyen ipe sapa gelmeyen çoluk çocuk internetçiden bahsetmiyorum. (bizden söz ediyor kendisi:)

Biz.

Sesli okuyun; “BİZ”.

Sansür mekanizmasının tıkır tıkır sistemli bir şekilde işlediği cinnet vatanımda her geçen gün bir şeyler kapanıyor, yasaklanıyor, engelleniyor. Bunların başında internet, yani haber alma -kusura bakmayın siz sevgili kırmızı koltuk sakinleri, porno ya da küfür değil, haber alma- özgürlüğü kısıtlanıyor.

İnternet kullananlar, blog yazanlar, bilgi aktaranlar “sarı basın kartı” sahibi olmadığı için mi bu yok sayma? Hadi öyle diyelim, bu ülkenin gazetecileri nerede? Nerede kaldı gerçek gazetecilik, “babali” ruhu?…

12 Mart, 2007′den bu yana “Sınırları olmayan haberciler” tarafından “Dünya sanal sansüre karşı durma günü” olarak nitelendiriliyor. Bilen var mı?

Birileri halen kendi yağında kavrulup bir şeyleri değiştirme çabasında bulunsun memleketimde, bakınız Fransa’da, evet burnundan kıl aldırmayan, insan hakları beyannamesi gibi bir mevzuyla adı birlikte anılan Fransa’da internet sansürüne karşı bu haberciler nasıl bir gerilla taktiği uyguluyorlar.

Üstelik Saatchi&Saatchi’nin yardımıyla…

Biz de buradan bakıp “Helal olsun, yürü be” diyip, ktunnel’ı tıklayalım hadi.

Saatchi & Saatchi, Paris tarafından yapılmış harika bir gerilla film var ancak teknik yetersizlerim yüzünden buraya akaramadım. Olcayto'nun sitesinden izleyiniz derken Sunipeyk yetişti imdadımıza. Buyrun buradan izleyin.







Saatchi & Saatchi, Paris, France
YY/CD: Christophe Coffre
SY/RY/AD&C: Olivier Gamblin, Arnaud Van Den Abeele



12.04.2009

Sansür ve Atatürkçülük

Atatürkçü Düşünce Derneği'ne...

Bugün gazetelerde google'ın kapatılmasına ilişkin talep ile savcılığa gittiğiniz yazıyor.Gerekçe ise google araması sonucunda bulduğunuz bir takım Atatürk karşıtı video'lar.

Ben de Atatürk'çüyüm ve hatta iddia ediyorum ki sizden daha Atatürk'çüyüm. Çünkü ben Atatürk'ün bu gençlik için istediklerinin, hayal ettiklerinin gerçekleşmesini istiyorum. Onun eğitime verdiği önemle, eğitimin önem kazanmasını, okuyan - yazan -düşünen bir toplum olabilmeyi, çağdaş medeniyetler seviyesine çıkabilmeyi istiyorum; sansürün pençesinde kıvranan, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerle birlikte internet sansürü uygulayan, interneti özgür bırakamayan, bence bir nevi kitap yakan ülkeler arasında olmayı değil.

Oysa siz, Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, "Atatürk" bahanesi ile, O'nun fikirlerine, öğretmeye çalıştıklarına tamamen ters bir şey yapıyorsunuz. Binlerce insanın kaynak olarak kullandığı bir web sitesini kapattırmaya, insanların günümüzün en önemli mecrasına erişmesine sekte vurdurmaya çalışıyorsunuz.

Bu mudur Atatürkçülük? Sansür gerçekten Atatürkçü düşünce ile bağdaşıyor mu sizin için? Bağdaşıyorsa, ben sizi yanlış anlamışım çünkü. Eğer bağdaşıyorsa, Atatürk'e bir hakaret var diye bütün Google'i bu insanların elinden alacak kadar, bunu riske atacak kadar bencil ve dar kalıplar içinde düşünüyorsanız siz Atatürk'çü asla olamazsınız.

"Beni görmek demek behemahal yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir."

Siz onun fikirlerini anladığınızı mı düşünüyorsunuz? Anlıyorsanız, neden A.O. gibilerin bu ülkeye yaptığı kötülüğü bir de siz yapıyorsunuz? Anlıyorsanız, neden bu ülkenin bilgiye erişiminin kısıtlanmasına katkıda bulunuyorsunuz?

Kapatılan web siteleri ya da yakılan kitaplar... Ne fark var? Atatürk'e hakaret eden bir kitap bulsanız, onu da yaktıracak mısınız? Bu çağda kitap yakan zihniyete dönmemizi mi isterdi Atatürk? Peki siz bunu yaparsanız, bunun sonunun nereye gideceğini görebiliyor musunuz? Göremiyorsunuz belli ki çünkü at gözlükleriyle bakıyorsunuz.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak sizin sansüre savaş açmış olmanız gerekirdi esasında geçin şunu yapmayı.

Ben artık sizin samimiyetinize inanmıyorum.

Bu hatadan tez zamanda dönmeniz dileğiyle.

Google da sansürden nasibini alacak mı?



Bugün öğrendim ki Atatürk’ün kişilik haklarına ve manevi şahsiyetine ağır hakaretler içerdiği öne sürülen bir site nedeniyle arama motoru Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıyaymış. Atatürkçü Düşünce Derneği “Kemalizmin karın ağrısı” yazıp da googlelayınca bulunan sitede Atatürk'e ağır hakaretler içeren ifadelerin olmasını gerekçe göstererek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş. Arama motoru yöneticilerinin cezalandırılması ve Google'ın Türkiye'de erişime kapatılmasını istemiş! Bu sitenin Google tarafından desteklendiği belirtilmiş dilekçede.

Derneğe bazı sorular sormak gerek bence.
1. Bilgi ve iletişim çağının sonuna geldiğimiz bir dönemde bunu yapmak sizce Atatürk'e hakaret değil midir?

2. Yeni iletişim teknolojilerini biraz olsun anlamaya çalışmak O'na layık olmak adına atılacak daha akılcı bir yaklaşım değil midir?

3. Atatürk'ün düşüncelerini savunmak demek savcılığa suç duyurusunda bulunmaktan mı geçer? Yoksa daha çağdaş yöntemler bulma ihtimaliniz var mıdır?

4. Teknolojiye savaş açıp, zaten ağır işleyen adalet mekanizmasını daha da yavaşlatacağımıza onu anlayıp, kendi teknolojimizi üretmek sizi/bizi daha özgür ve güçlü kılmaz mı?

01.04.2009

Göbeğini kaşıyan adamı huzursuz etmek!




Herkese merhaba.
Sanırım bir önceki arkadaşımızın yazısında, hareketin, eylemlerin bizi tatmin etmediğini açıkça görüyorsunuz. Bahsettiği gibi herkesin yapabileceği, sadece internet sitelerine uygulanan sansürler değil diğer mecralarda yapılan ve daha önce yapılmış sansürleri de içine alacak, aynı zamanda toplumumuzun tüm katmanlarının anlayabileceği, destek olabileceği bir eylem planına ihtiyacımız var.


Bu eylem öyle bir şey olmalı ki bir dernek, bir grup oluşunca anamızın babamızın bile bize terörist gözü ile bakabildiği ülkemizde insanların çekinceleri olmadan katılabileceği bir eylem. Öyle bir eylem ki herkesin katılabileceği basitlikte bir eylem. Öyle bir eylem ki çok basit, çok kolay ve çok eğelenceli.

Biz toplum olarak eylemci insanları çok sevmeyiz, onlara huzur bozan boş beleş işler yapan insanlar olarak bakarız, bunun ülke tarihimizde yaşananların etkisi ile olduğunu az çok kitap okumuş yaşdaşlarım bilirler. Fakat nereye kadar? Biz, siz, ben, sen göbeğini kaşıyan adamlar.

Evet öyle bir eylem ki göbeğini kaşıyan adamın dahi hoşuna gidecek, huzursuz olacak, katılmak zorunda hissedecek.


Akşam işinden evine gelen abimiz, televizyonu açıyor koltuğuna oturuyor ve bizden habersiz, sansürlerden habersiz çünkü ne verilirse onu yiyen bir abimiz o. Abi deyip geçmeyin, o abiler oy veriyorlar ve Türkiye'nin yarısından fazlası o abi. Yani bizler onları da bu işin içine katmak durumundayız.


Şimdi dostlar, biz çekirdek grup diyebileceğimiz bir çevre insanına sesimizi duyurduk, ilk eylemle belli bir olgunluğa eriştik, şimdi gerilla harekatına başlama vakti gelmiştir. Göbeğini kaşıyan abilere sansürün sözlük anlamını öğreteceğiz, daha sonra örnekleri gösterip bunun neme nem bir şey olduğunu anlatacağız.


Facebook'da çok acayip gruplar var, bazen bakıp -yahu binlerce kişi nasıl oluyor da bu grupta toplanıyor diyenleriniz vardır benim gibi. Yine aynı şekilde çoğunuzun sadece internet ve benzeri iş dallarındaki insanların bir araya geldiği buna benzer toplantı vb. şeyleri görüyorsunuzdur. Bilmemiz gereken en önemli konu "bize kimse/hiç bir şirket sponsor olmaz" biz onları mecbur bırakırız, bu işler böyle. Biz enteresan, dahiyane ve zekice bir hamle, bir eylem yaparsak şayet ve bu abilerimizin dikkatini çekerse göreceksiniz peşimizden koşacaklar.


Haydi şimdi herkes diğer bize göre normal insanlardan da fikir alarak eylem planlarını yazmaya; bilgi@sansuresansur.org